Bir Fransız dergisi, Türk yazarlardan herhangi biri üzerine bir yazı istemektedir. Müdür, böyle bir yazıyı kaleme alıp alamayacağını sorar.
Sevinçle kabul eder bu öneriyi ve hemen Halit Ziya üzerine bir yazı kaleme alır. Yazısı, üç ay kadar sonra da o Fransız dergisinde çıkacaktır.
Fakat müdür, çıkan yazısını göstermesine rağmen, bir adet olduğu için dergiyi kendisine saklayacak, o da on beş yaşın toyluğuyla ne yazısının, ne derginin adını not edebilecektir.
Bu, Salâh Birsel'in hem bir yabancı ülkede, hem de Türkiye'de siyah puntolar arasında boy gösteren ilk yazısıdır. Üstelik, o tarihlerde daha soyadı yasası çıkmadığı için de soyadı yerine babasının adı olan "Talât"ı kullanmıştır.
Söz, Salâh Bey'den açılmışken sürdürelim...
1940-1943 yılları arasında Osmanbey ile Nişantaşı'nı birbirine bağlayan Rumeli caddesindeki Nişantaşı Erkek Ortaokulu'nda Fransızca öğretmenliği de yapmıştır.
Kimler mi vardır öğrencileri arasında?
Milliyet gazetesi yazarı Hasan Pulur, karikatürist Semih Balcıoğlu, tiyatro sanatçısı Metin Serezli, 70'li yıllarda "Yeni Ortam" gazetesini çıkaran Kemal Biselman...
Yine karikatürist Ferruh Doğan ile Türk sinemasının "Taçsız Kralı" Ayhan Işık da kısa bir süre Salâh Bey'in öğrencisi olacaktır ama, üstat onlara Fransızca değil de Türkçe dersi verecektir.
Aynı yıllarda Nişantaşı Erkek Ortaokulu'nun bir başka öğretmeni de Rıfat Ilgaz'dır. Yine aynı yıllarda bir dönem Türk sinemasının yıldızlarından ve Hollywood'da da boy gösteren Muzaffer Tema ise okulun müzik öğretmenliğinde bulunacaktır.
Bugün, zekânın pırıltısıyla ördüğü şiirlerin, Türkçeyi nakışlayan "1001 Gece" denemelerinin ve "yalnızlığın fırınlanmış kokusu"nu taşıyan günlüklerin sahib-i aslisi Salâh Birsel'in aramızdan ayrılışının ikinci yılı...
Sözün endazesini uzun tutmanın ne gereği var?
Deneme ve günlüğü, özellikle de "Salâh Bey Tarihi" ile seksen yıllık ömrüne nice anılar sığdırmadı mı?
İşbu yazı da her daim hatırımızda ve hatıramızda yaşayacak anısına bir saygının armağanı olarak okuna...
Haftanın kitabi
Ulaş Bıçakcı, "Sistem Yayıncılık" tarafından yayımlanan "Paradigma ve Yaşam Kalitesi" başlıklı çalışmasında bu soruların ardına düşerek hayatın bir başka bahçe kapısını aralıyor ve dünyayı daha gerçekçi bir biçimde algılayarak kavramaları için okurlarına davetiye çıkarıyor.
Çünkü Bıçakcı'ya göre yaşam kalitesinin yaşam standardı ile değil, iç huzur (içsel kalite) ve davranışlarımızla (dışsal kalite/bireysel kalite) ile ilgisi vardır.
Daha açık bir söyleyişle "İç huzur ve davranışlarımızın ya da bu ikisinin toplamı demek olan yaşam kalitemizin düzenleyicisi ise yaşama bakış açımız, onu yorumlayış ve algılayış biçimimiz, popüler deyimi ile paradigma'mızdır."
"Başarının Olmayan Rotası" ve "İş Yaşamında Kişisel Kalite ve Profesyonel Düşünce ve Davranış"tan sonra Bıçakcı'nın "Paradigma ve Yaşam Kalitesi" başlıklı çalışması da günlük hayattan örneklerle okuru yanlışları ve doğruları ile yaşadıklarından tat almaya çağıran bir rehber...
Refik Durbaş
rdurbas@mynet.com.tr