|
|
Cinayet filmi mi, yuppie eleştirisi mi?
Bret Easton Ellis'in yankı uyandıran kitabı beyaz perdede: 'Amerikan Sapığı'. Ancak bu sapık, perdeye iyi yansıtılmış mı, yoksa pornografik bir seri katil filmi mi olmuş bilemiyoruz
New York'un ünlü bir reklam firmasında çalışan, 27 yaşındaki yakışıklı bekâr Patrick Bateman'ın, insanlardan çok moda ürünler, marka giysiler ve gözde mekânlarla ilişkisi vardır. Reklamevinin kadrosundaki genç ve hırslı elemanlar, her şeyin yüzeyde, görünüşte olduğu alabildiğine yaldızlı, cilalı bir dünyanın aynı kalıptan çıkmış robotları gibidir. Aynı lokantalarda buluşur, aynı terzilerden giyinir, aynı markaların peşinde koşar, birbirine tıpatıp benzer kartvizitler bastırıp bunları iftiharla gösterirler. Kartvizitler, benzer kimlikleri gerçek kişiliklerden daha iyi yansıtır gibidir. Bu, 'çağdaş cilalı imaj devri'dir, markanın ürünün asıl çekiciliğini oluşturduğu, "giysilerin ruhlardan daha çok önem taşıdığı"...
Bateman, insanlarla, özellikle kadınlarla kuramadığı ilişkiyi cinsellikle telafi etmeyi dener. "Hırs ve tiksintiden başka belirleyici bir duygusu olmayan" bir hastadır o... Sürekli açık saçık kasetler izleyen tam bir pornograf... Cinsel deneyimleri ise çokluk öldürmeyle, kanlı cinayetlerle sonuçlanır. Kadınlar öldürülür, parçalanır, pek açıklanmayan biçimde yok edilir. Ama marka ve imaj zarar görmez. Öyle ki, Patrick biraz sonra öldüreceği kadına "Sakın o Bijan sabahlığı giyme" diye bağırır, cesedi ise Jean Jacques Gaultier bir deri valizle nakleder!..
MÜZİK TUTKUNU SERİ KATİL
Öte yandan Bateman müzik tutkunudur. Cinayetlerine çağdaş müzik devleri eşlik eder: Huey Lewis, Robert Palmer, Phil Collins ya da Chris De Burgh... Öldürme eyleminin dozu, kapsamı ve hedefleri gitgide genişler ve çılgınlaşır. Ama, bu uygar çevreyi kanlı bir arenaya dönüştüren tüm bu olaylar gerçek midir? Yoksa Bateman'in gitgide göçen aklının yarattığı kanlı hayaller mi?
10 yıl önce edebiyat dünyasında yankılar yapan Bret Easton Ellis'in aynı adlı romanını, bir türlü fırsat bulup okuyamadım. Bu açıdan, filmi romanla karşılaştırma olanağım yok. Ama karşımızda kuşku yok ki ilginç bir film var. Bu "seri katil" öyküsü, aslında özellikle 1980'lerin monetarist, paraya ve ekonomik güce tapan toplumlarının ve çağdaş kapitalizmin gönüllü neferleri yuppie'lerin dünyasına yönelik amansız bir eleştiri niteliği taşıyor. Bu ruhsal çöküş öyküsü, tüm gerçek insancıl duyguları dışlamış, başarı ve mutluluğu sadece yüzeysel şeylerde, gösteriş ve teşhirde arayan bir kuşağın acımasız irdelenmesini içeriyor. Sanki cinsellik, pornografi ve cinayet, asıl yapılarından sıyrılıp, yüzeye yansıyan bir ahlaksal yozlaşmanın kaçınılmaz aşamaları olarak gösteriliyor.
Bu kanlı ve stilize öykü, insanı ürperten bir soğukluk içeriyor. Belki herkese, özellikle hassas ruhlara göre olmayan, ama bir kadın yönetmenden geldiği ölçüde şaşırtıcı ve ilgi çekici bir film. Sertliğinin ve şiddetinin ardında gerçek bir insancıl kaygı ve geleceğe yönelik bir umutsuzluk mesajı taşıyan...
|
Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır
|