Türkiye sabırsız. Derviş'in ekonomik programını bekliyor. Program şöyle ya da böyle, yarın ya da daha sonraki gün açıklanacak.
Ancak bilmek gerekir ki, Derviş'in işi zor, önünde çok ciddi engeller var.
Bu engellerden ilki "yapısal nitelikte"...
Türkiye'nin karşı karşıya bulunduğu krizin tek nedeni içerideki çarpık yapılanma değil, ülke aynı zamanda globalleşmenin para ve malı, para ve mal sahiplerini birbirinden ayıran "parçalı bir üretim süreci"nin gelişmekte olan ülkelere çıkardığı faturayı da ödüyor.
Para sahiplerinin para üzerinden para peşinde koşmaları, sınır tanımayan seyyal sermayenin, iç içe girmiş dünya borsalarının arkasındaki ana gerçek. Ve bu gerçek, gelişen ülkelerin hayat damarlarını, ihtiyaç duydukları sermayenin özünü oluşturuyor. Ancak istikrarsızlık, bu ülkelerin kâra kapıyı kapayan iç ekonomik koşulları bu seyyal sermayenin sert hareketlerine de yol açabiliyor, para geldiği gibi gidiyor ve büyük krizlerle karşılaşılıyor. Bu krizler, o ülkelerin ekonomik alt yapısının gücüne, sermaye piyasalarının derinliğine göre değişiyor; buna şüphe yok. Ancak sonuç değişmiyor: Büyük sarsıntılar altüst edici oluyor.
Asıl mesele ise bu soruna dünya ölçeğinde henüz teknik bir çözüm, bir reçete bulunmamış olmasından kaynaklanıyor. Nitekim IMF'e ve benzer kuruluşlara yöneltilen "finans politikasında zaafiyet" eleştirisi de buradan ileri geliyor. Gelişmekte olan ülkelerin hem anti-enflasyonist politikalar izlemesi hem büyümeyi sürdürmesi, hem hareketli uluslararası sermayeyi ikame edecek çapta girdi sağlamaları, yani büyük özelleştirmeler gerçekleştirmeleri, aynı anda finansal yapıları elden geçirmeleri ve bunları yaparken dünya ile entegrasyon ipini ellerinde tutmaları kolay iş değil. Bu çerçevede doğru yolda ilerleyen ülkeler var, ama sonuca ulaşmış ülke henüz yok.
Türkiye'nin bu açıdan "uluslararası bir laboratuvar kobayı" niteliği taşıdığını, ABD ya da diğerleri ne yaparlarsa yapsınlar, mutlak başarının kesin olmadığını bilmek gerek.
Derviş'in önündeki ikinci engel "siyasi nitelikte"...
Uygulanacak ekonomik programın en önemli ayağı, finans sistemini çökerten; keyfi, siyasi, usulsüz kullanımlarla akıl almaz açıklara ve kaçaklara zemin hazırlayan, ülke piyasalarının çapının üstündeki ekonomik şişkinliğin baş sorumlusu kamu bankaları olacak.
Böyle olduğu ölçüde durum hem bugüne kadar başarılamamış olan; siyasetin para musluğunu kesip, yolsuzların önünü alacak "dev bir sistem reformu"nu ifade edecek hem de aynı oranda "siyasetçinin kaçınılmaz ve refleksif direnci"yle karşılaşacak... Özellikle bugün iktidar partilerinin kendi güçlerini devlet gücüyle ve olanaklarıyla özdeşleştirmiş oldukları dikkate alınırsa, bu direncin kaçınılmaz olduğu görülür.
Bu siyasi engeller bugüne kadar her tür reformu bozan, başarısız kılan faktörler olmuşlardır.
Bu açıdan bakıldığında Derviş'in hazırlayacağı program "siyasi bir program" olacaktır; hem başarılı olursa sonuçları açısından, hem yürütülme imkânları açısından...
Siyasi iş, siyasi duruş gerektirir. Siyasi iş hem siyasi istikrarı talep eder, hem toplumsal bir mutabakat ve katılımı...
Başka bir şekilde ifade edelim: Derviş'in önündeki engelleri, özellikle ikinci engeli aşabilmesi için arkasında ciddi bir destek olması gerekir. Bu engelleri aşabilecek, direnen siyasetçinin belini kırabilecek, araçlarını pasifize edebilecek çapta tek ciddi destek, toplumsal uzlaşma ve katılımdır. Gelişme şekliyle pek siyasi olmayan, hatta siyaset dışı, neredeyse karşıtı bir görünüm taşıyan Derviş formülünden yeniden siyaset üretmenin tek şansı budur. Eleştirinin değil, yapıcı talebin siyasallaşması, toplum-siyaset bağını kurabilecek, siyaseti siyaset eliyle değiştirebilecek bir şanstır bu.
Nasıl? Derviş'in taşıdığı siyasi anlam nedir?
Yarına...