|
|
METİN MÜNİR(mmunir@sabah.com.tr
)
|
  
Çocuk iken sevilmek
Yeni bir yönetim tarzı keşfetmiş olabilirler: Naklen hükümet. Başbakan arabadan iniyor. Başbakanlığın merdivenlerinden yukarı tırmanıyor. Başbakan merdivenlerden iniyor. Arabaya biniyor. "Günaydın arkadaşlar:" Dikkat. Naklen yayına başla. Başbakan konuşuyor. Yüzünde çok sevildiğinden emin olan bir insanın tebessümü ile.
Bazen konuşurken yanında ortakları da var. Ekranın size göre sağında Mesut Yılmaz. Tebessüm etme antrenmanı yapıyor. "Her şey kontrol altında. Ben buradayım" der gibi , fırtınalı havada yolcularını yüreklendirmek için sık sık anons yapan bir kaptan misali, ekrandan Türk milletine gülücükler yolluyor. Uçağı birkaç defa burun üstü çakmamış olsa inanabilirim ama, artık çok geç. Sol tarafta Devlet Bahçeli. O ağlamamak için kendini zor tutuyor gibi. Neden hep mutsuz?
Başbakan konuşuyor. Günde kaç defa? Haftada ne kadar? Bir yıllık rekolte ne çekiyor? Belki Guinness Rekorlar Kitabı'nın ilgisini çekebilir.
Başbakan konuşuyor. Piyasalar, çişini üstüne yapmamaya çalışan çocuklar gibi kasılarak, balyozun düşmesini bekliyorlar. Kelimelerin dudaklarını terk etmesinin ardından birkaç saniye sonra Başbakan'ın beyanatları, kırmızı harflerle yazılı cümleler halinde, dünyanın dört bir tarafında ekranlarda beliriyor. O belki farkında değil ama, bu cümleleri okuyanların alacağı pozisyonların Türk ekonomisinin ne yöne gideceği konusunda akıl almaz bir önemi var.
Bugün, acaba ne diyecek?
Bugün, aslında, söyledikleri ilginç. Uluslararası Para Fonu, IMF'nin buyruklarına artık harfiyen uymayacakmışız. Hey! Daha önce uyuyor muyduk? Türkiye değil mi, sonuncusu dahil 18 IMF anlaşmasının tamamına uymayan? Bu son krizin patlak vermesinin nedeni IMF anlaşmasının koşullarına uymayıp reformların rafa kaldırılması değil mi? Ve en önemli sual: Başbakan'ın amacı, daha görüşülmesine yeni başlanmış, yeni IMF anlaşmasına uymama özgürlüğü olduğunu mu kaydetmek? Ama o zaman hiçbir kuruluş Türkiye'ye kredi açmayacak. Uluslararası yatırımcılar da geri dönmeyecek. Peki bunun sonu felaket değil mi?
ANAR adlı şirketin yaptığı son araştırmaya göre siyasiler ve siyasi kurumlar halkın gözünde güven kaybetmeye devam ediyor. Duyulan güven konusunda hükümet 10 üzerinden 1.9 almış, siyasi partiler ise 1.8. Ankete cevap verenlerin yüzde 71'i ekonomik sorunların hükümetten kaynaklandığına inanıyor. IMF ile imzalanan istikrar programından kaynaklandığına inanların oranı yüzde 19.
Ama Başbakan'a haksızlık etmeyelim. Konuşan sadece o değil. Bütün bakanlar (sükutun altın olduğunu çoktan anlamış bir dünyanın gümüş imalatçıları) konuşuyorlar. Bütünlük ve disiplin olmadığı, bakanlar kendi ekonomik politikalarını yürütmekte özgür oldukları için çelişkiye düşüyorlar. Ve halkın, ve piyasaların aklını karıştırıyorlar. Neden bu kadar çok konuşma ihtiyacı duydukları esasında ilginç bir konu. Bunun yönetsel geri kalmışlıkla ilgili bir yönü olduğu gibi, psikolojik bir boyutu da olmalı. Sizin için bu konuşmalar, televizyondaki ekonomik kriz haberlerinin arka planında görünen para sayma makineleri gibi tek düze ve sıkıcı olabilir. Ama onlar için ekranda görünmek derin bir psikolojik ihtiyaca cevap veriyor olabilir.
Belki çocukken yeteri kadar sevilmediler.
|
 |
Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır
|