


IMF ve ekonomiye "ulusal" program...
Geniş toplum kesimlerinde ve bazı siyasetçilerde IMF'ye duyulan alerjiden olsa gerek, hazırlıkları süren yeni ekonomik istikrar programına bu kez "Ulusal Program" diyoruz.
Aslında programın adından çok içeriği, bugün Türkiye ekonomisinde yaşanan yangını bir an önce söndürmeye yetip yetmeyeceği önemli. Yoksa adına ister ulusal deyin ister başka bir şey, IMF'in onayını almayan hiçbir program Türkiye'nin derdine derman olmayacak.
Türkiye'nin bugün yaşamakta olduğu ağır ekonomik kriz ortamından çıkış ancak IMF'in yeni programa onay ve mali destek vermesiyle mümkün. O nedenle de ulusal programın temel öncelikleri IMF'in öteden beri dile getirdiği önerilerden oluşuyor.
Program henüz hükümetin onayından geçip resmen açıklanmış değil. Ancak ana hatları aşağı yukarı belli. Sızan bilgilere göre dört temel unsur üzerine inşa ediliyor yeni program: 1- Bankacılık reformu, 2- Kamu maliyesinin güçlendirilmesi ve bu çerçevede uygulanacak gelirler politikası, 3 - Özelleştirme, 4 - Aktif para politikası ve dalgalı kur rejimi...
MHP İKNA EDİLEBİLECEK Mİ?
En hassas konu kuşkusuz bankacılık reformu veya bankacılık operasyonları. Kamu bankalarının siyasetle bağının koparılması; mali sistem üzerinde çok ağır yük olan kamu bankalarının finansman ve fon yönetimi sorununa köklü çözüm bulunması ve de bugün hiçbir özel misyonu kalmamış olan Emlak Bankası'nın Ziraat Bankası ile birleştirilerek tasfiye edilmesi...
Emlak Bankası'nın yeniden yapılandırılması ve özelleştirmeye hazırlanması sürecinde Hazine yönetiminde olmasını dahi kabul etmeyen MHP, acaba şimdi bu bankanın elinden alınıp tasfiye edilmesine ne diyecek?
OLMAZSA OLMAZ KOŞUL
İkincisi, bugüne kadar ayakta tutulmaya çalışılan Fon bankalarının kapatılıp tasfiye edilmesini, zor durumdaki 5 - 6 bankanın daha tasfiye sürecine alınmasını ve on binlerce bankacının işsiz kalmasıyla sonuçlanabilecek radikal bir bankacılık operasyonunu hükümet göze alabilecek mi?
Gelinen bu noktada başka bir seçenek yok. Kamu bankaları sorununu çözmeden, bankacılık sistemini güçlendirmeden, sağlıksız unsurları hiç zaman geçirmeksizin sistem dışına çıkarmadan hiçbir ekonomik programın başarı şansı yok. Çünkü IMF ve Dünya Bankası'nın da uluslararası finans çevrelerinin de yeni programa olmazsa olmaz destek koşulu bu.
İşin ilginç yanı ulusal programın can alıcı yönlerini oluşturan bankacılık reformu, özelleştirme, para ve kur politikaları, IMF'in bayram tatili sırasında hazırladığı ilk niyet mektubu taslağında aynen yer alıyor.
Carlo Cottarelli'nin Ankara'da yapılan son görüşmelerde Hazine bürokratlarına verdiği ilk niyet mektubu taslağında programın ana çerçevesi çizilmiş durumda.
Program taslağında bu metinde yer almayan üç önlem önerisi var. Birincisi, Hazine'nin dövize çevrilebilir iç borçlanma senedi ihraç etmesi, ikincisi, işgal altındaki Hazine arazilerinin işgalcilere satılması yoluyla bütçeye gelir sağlanması, üçüncüsü de bedelli askerlik.
Hemen her ekonomik darboğaz sırasında tartışılan Hazine arazisi satışı, dövize endeksli tahvil formülleri bir kez daha gündeme geliyor ve ekonomik programa "ulusal" damgası vuruyor.