


Tutku bağlandığı yerden kopar
Ne yazmalıydım? Her yanlıştan, her haksızlıktan, her çözümsüzlükten "Karanlık Güçler" çıkarma, o güçleri sorumlu tutma modasının altında yatan dinamikler üzerine mi?..
Televizyon tartışmalarında konu ne zaman ahlaka gelse karşısındakine "Senin çocuğun var mı?" diye soranların sözde ahlakçılıkları üzerine mi yazsaydım?..
Yoksa, istikrar ile itibar arasındaki ilişkiler üzerine mi?..
Hayır!
Bugün hiç çekmiyor beni bunlar...
Nereden bağlanıyorsak birbirimize, oradan koptuğumuz gerçeği üzerine yazmak istiyorum.
"O da ne!" diyorsunuz, şimdi tabii.
Kimi psikanalistler sokakta birbirlerine aşık olduğunu farkeden çiftlerin yine bir gün, sokakta ayrıldıklarını; bir arkadaş toplantısında birbirlerine ilgi duyup ilişki kuran çiftlerin, bir gün benzer bir ortamda birbirlerini seçmekle ne kadar yanlış yaptıklarını farkettiklerini iddia ederler...
Benim üzerinde durmak istediğim durum bu değil, ama biraz benziyor! Merhametiyle sevdiğin birisini duyarsız bir anında yakaladığında duygularının ölmesi, mesela!..
Sen kaşına gözüne hayran olduğunu sanırken aslında cesaretine bağlandığın bir adamın, sıradan bir korkak olduğunu farkedince gözüne çirkin gözükmesi, mesela!
***
Şu sıralarda Renate Möhrmann'ın ilginç kitabını okuyorum: "Bir Aşk ve Ganimet Öyküsü; Ingrid Bergman ve Roberto Rossellini."
1940-50'lerde ortalığı karıştıran, dünyayı sarsan aşk öyküsü...
Hollywood'un İsveçli "saflık ilahesi" Ingrid Bergman, İtalyanlar'ın bohem rantiye yönetmeni Rossellini'ye vuruluyor.
Bir sinema yazarının o zamanki yorumuyla "beklentisi olmayan eş, cinsellikten sıyrılmış anne tipinin iyi örneği" olan Bergman, ailesini ABD'de bırakıp İtalya'ya; Rossellini'nin kollarına koşunca dünya ayağa kalkıyor. Yıllar boyu bu aşk konuşuluyor!
Beni ilgilendiren şey bu muazzam serüvende ilk bakışta dikkati çekmeyen iki olay...
İlki şu... Ingrid Bergman 1948 İlkbaharı'nda Los Angeles'ta bir sinemada "Roma; Açık Şehir" filmini seyrediyor...
Bütün dünyası değişiyor. Çünkü bu film Hollywood masallarına benzemiyor. "İnsanlar ekmek fırınlarına saldırıyor. Bir parça ekmek için kavga eden kadınlar, çocuklar, ihtiyarlar. Hava açlık kokuyor. Ve uygun adım yürüyen askerler. Bir yanda çocuk şapkaları, diğer yanda çelik miğferler."
Çarpılıyor Bergman!
İşte gerçek insanlar, gerçek hayat! Kocasına, "Yönetmenin adını ve kim olduğunu öğrenmemiz gerek" diyor.
Arkası çorap söküğü gibi geliyor. Hatta Rossellini ABD'ye Bergman'ların evine kadar geliyor. Sonrası bildiğimiz gibi. İkinci olaya gelince; çok basit gibi görünüyor aslında, ama sadece uzaktan... Rossellini ve Bergman aşklarının rüzgârına kapılmış Güney İtalya güneşinin tadını geze geze çıkartıyorlar.
Güney iyice yoksul. Açıkhava sinemalarında seyrettikleri filmlerden tanıdıkları Bergman'ı görünce yine de yüzleri aydınlanıyor insanların.
Ve sevgililerin ilk "görüş ayrılığı" orada beliriyor.
Bir köylü, ağır yükünü güçlükle taşıyan zayıf bir atı olanca gücüyle dövmektedir. Bergman sevgilisine arabayı durdurmasını söylüyor öfkeyle. Arabadan atlayıp, köylünün üzerine yürüyor. Köylü bu kadının öfkesi karşısında şaşırıyor. Rossellini ise kılını bile kıpırdatmadan direksiyonda oturuyor. Ingrid dönüp "Bir şey söylesene" diye bağırıyor sevgilisine. Ses yok!
Renate Möhrmann şöyle yazmış: "Ansızın yanındaki adama bir yabancılık hisseder ve gelecekte de benzer görüş ayrılıklarının yaşanacağını hisseder Bergman."
Sinemada "gerçek insanları şefkatle anlattığı" için hayran olduğu adam, gerçek zulüm karşısında kılını kıpırdatmamıştır Bergman'a göre...
Tutku bağlandığı yerden incelmeye başlamıştır.
Ardından evlilik bile gelecektir; ama aşktan çok gerçeklerle hesaplaşmanın med-cezirli duygularına yaslanarak...
Hayat işte!
ALTYAZI
Gayle: Senden hoşlanan kimse yok mu? Sorunun bu mu?
Bill: İstersen şöyle de sorabilirsin: kimse senden çok hoşlandığını belli edemiyor mu?
(Stanley Kubrick'in son başyapıtı Eyes Wide Shut'tan bir diyalog)
OKURKEN
Futbol dergileri
Ara ara sporu da, yayıncılığı da seven kahramanlar çıkar; kendilerini ateşe atıverirler! Ne yazık ki okurlar aynı coşkuyla desteklemez onları.
Büyük ümitlerle hayata başlayan spor ve futbol dergileri kapandıktan sonra yakınmaya başlar, okumayı da seven sporseverler...
Şimdi iki yeni futbol dergisi var piyasada. İkisi de dolgun ve olgun dergiler.
Bakalım "Bu ülkede neden Batı'daki gibi futbol dergileri yok Haşmet abi" diye dert yananlar, bu dergilere sahip çıkacak mı?
FUTBOL+PLUS dördüncü sayısına ulaştı bile. İslam Çupi'yle yapılmış son röportaja dikkatinizi çekerim. Gurbetçi futbolcular ve liglerimizdeki "gurbetçi furyası"yla ilgili araştırma da önemli.
GOAL ise tam meraklılarına göre bir "dünyadan futbol" dergisi. Bizde pek önemsenmeyen ama futbolun asıl yükselen yıldızı olan Mendieta ve İtalya Ligi üzerine yazılar meraklılarının çok hoşuna gidecek. Benden söylemesi!