Dokuz günlük bayram tatilinde ekonomik programın şekillenmesi ve piyasalar açılmadan açıklanması bekleniyordu.
Bu beklenti, Amerika'dan 40 milyar dolarlık mali yardım sözleriyle birleşince beklenti balonunu iyice şişirmiş olduk.
Doğrusu yeni ekonomi kaptanı sabah saat 6.30'da kurmaylarını toplayarak sanki tatil sonrası ilk gün Ankara'da doğru adımlar atılacağı, beklenen açıklamaların yapılacağı ve yeni bir ekonomik paketin dün itibariyle açılacağı kanısını güçlendirdi. Ancak saatler geçtikçe, önce bakanlar kurulu, ardından liderler zirvesi yapıldıkça beklenen açıklama bir türlü gelmedi. En azından piyasaların açık olduğu saatlerde gelmedi. Her gün konuşan Kemal Derviş de, belki günün yoğun trafiği içinde bir açıklama yapma fırsatı bulamadı.
Bu sırada Hazine açıklayacağı iç borçlanma programını liderler zirvesi sonrasına bıraktı. Bunu da piyasalar yine büyük bir kuşkuyla karşıladı, hatta konsolidasyon endişesine kapılanlar bile oldu. Saatler geçince tedirginlik arttı, devreye kuşkular ve dedikodular girdi. Bu fısıltılar bankalardan tutun da şirketlere ve Hazine'nin alacağı kararlara kadar gitti.
* İlk günün özeti- Sonuçta yeni ekonomi yönetiminin ilk iş günü kriz fırsata dönüştürülemedi. Açıklama gelmeyince piyasalar bekledi.
Döviz piyasasında ve faiz tarafında anlamlı işlemler oluşmadı. Borsada 22 Şubat-2 Mart arasında meydana gelen yüzde 40 artışın ve paketin açıklanmamasının da etkisiyle yüzde 10'a yakın bir düşüş meydana geldi. Küçük yabancı satışları bile, borsada morallerin bozulmasına yetti.
9 günlük tatil sonrası ilk işlem günü önemliydi. Yeni ekonomi yönetiminin işe nasıl koyulduğunun, hükümetin bakış açısında bir değişme olup olmadığının ortaya çıkacağı bir gündü. Bu gün bizde, Ankara'nın yeni bir kaptan bulmasına karşılık henüz ekonomide yaşanan olayların öneminin yeterince kavranmadığı ve dolayısıyla gereğinin tam olarak yerine getirilmeyeceği yönünde bir izlenim bıraktı. En azından olayın ciddiyetinin anlaşılması zaman alacak.
* Bir de IMF tarafı var- Kaldıki ortada sadece hükümetin kararı olmayacak. Eğer dışarıdan yardım alınacaksa ki, mali yardımsız bu işin yüremeyeceğini hükümet de kabul ediyor, o zaman işin içine IMF girecek. Sadece liderlerin ikna edilmesi yetmeyecek, bir de IMF'nin ikna edilmesi gerekecek. Hatta 1999'un ikinci yarısında olduğu gibi, IMF "önce icraatları yapın yardımı sonra kesinleştiririz" tavrı içine de girebilir.
İlk günün özeti programın netleşmesinin, detaylandırılıp takvime bağlanmasının zaman alacağı yönünde.
Krizde bu piyasalarda dakikaların önemli olduğunu bizzat Sayın Başbakan söylemişti. Karar alma mekanizmasındaki bu ağırlık ve sorunu hafifseme devam ederse Başbakan'ın söylediklerinin doğruluğu bir süre sonra ispat edilmiş olacak.
* Sonuç- "Göle su gelinceye kadar kurbağanın gözü patlar" Türk Atasözü n
İlk gün Ankara'dan ses gelmeyince, piyasalardan da gelmedi. Alıcı ve satıcılar devrede yoktu. Bu, belirsizlik ortamının ve dalgalanmaların sürebileceği, stabilitenin hemen bulunamayacağı demek.
Yeni paketin açıklanmasıyla da piyasalarda hemen bir yatışma beklenmemeli. En azından hükümetin kararına karşı piyasalar ve para sahiplerinin, ekonomi aktörlerinin bir tepkisi olacak. Bu tepki de kararlara yani ekonomik paketin içeriğine bağlı.
Belirsizlik ve yüksek dalgalanmalar beklenmesine karşılık, şu günlerde dövize yönelmeyi engelleyen temel etkenlerden biri, bankalara iç borçlanma senetleri karşılığında dövize endeksli kağıt verilmesinin düşünülmesi. Bahsedilen bu olay, 21 Mart'taki itfa için devreye sokulacak. Bunun 15 milyar dolarlık açık pozisyonu olan bankalar için önemi açık. Pozisyon kapatacaklar. Bunu yaparken de, olabildiğince iyi koşullardan yapmak isteyecekler.
* Kurun önemi- Bu durumda iç borcun dövize çevrilmesinin hangi kurdan yapılacağı büyük önem taşıyor. Hatta bu durum bankalararası piyasada kurun fırlamamasına, devalüasyonun yüzde 25 dolayında tutulmasına yol açıyor. Çünkü 21 Mart'a kadar devalüasyon oranının düşük tutulması bankaların lehine. Merkez Bankası'nın açıkladığı gösterge kurları döviz piyasasında en çok işlem yapan 10 bankanın kurlarının ortalaması alınarak ilan ediliyor. Dolayısıyla 21 Mart'a kadar bankalar devalüasyon oranını düşüş tutma görevi yüklenmiş durumda. Bankalar ne ölçüde kendi aralarında kur bağlar ve kuru tutmakta ne derece başırılı olurlarsa o ölçüde bilançolarına kar yazacaklar.