


Bir "Başka" Madam öldü, haberiniz var mı?.
Bir Madam öldü.. Ölümü manşetlerdeydi. Cenazesi manşetlerdeydi.. Günlerce gündem oldu..
Madam Manukyan..
Madam, kadın satan kadınların, o dünyadaki adıydı..
Bir "Başka" Madam öldü.. 102 yaşında.. Ölümü satır aralarında kayboldu. Ne acıdır, bu ülkenin pek çok "Aydın"ı, hatta ölenin kim olduğunun farkında bile değildi..
Çünkü o bambaşka bir dünyanın Madam'ı idi.. Kültür ve Sanatın..
İngiltere'nin en saygın leydilerinden biriydi.
Türk Balesini kuran, bugünlere getiren kadındı o..
O Madam Ninette de Valois idi.. Dame Ninette de Valois!..
Binayları, Gülcanları, Meriçleri yetiştiren oydu.. Bugün bu ülkede Bale varsa, o balenin her zerresinin adı Ninette de Valois idi..
Gündüz Vassaf'ın enfes yazısını okudum da, biraz içim rahatladı.. Koca Madam'a layık, Türk medyasında çıkan tek yazıydı o..
Türkiye'ye bale kurmaya gelirken, İngiltere'de dalga geçmişler onunla.. "Binbir Gece Masallarını gerçek sanıyor" diye..
"Bu işi bir ben ciddiye almıştım. Bir de Türkler" demiş, Madam Valois..
O Ankara'da olağanüstü bir çaba ile Türk balesini basamak basamak yüceltirken, ne mutlu bana ki Ankara'daydım. Baleye meraklıydım..
Türk balesinin doğumunu, emeklemesini, ayağa kalkıp yürümesini, sonra o muhteşem danslara ulaşmasını adım adım izleme şansına sahip oldum. Öğrencilerinin ona nasıl bir inanç, nasıl bir sevgi ve nasıl bir saygı ile yaklaştıklarını gördüm..
Madam'ın büyüklüğünü bana ilk anlatanlar gene onlardı zaten..
Ama İngiltere'ye gitmem gerekti, Madam'ın Türkiye aşkının derecesini Londra'da öğrendim..
Onu herşeye rağmen, "Baleye meraklı bir misyoner" sanıyordum.. Hiç balesi olmayan bir ülkede yapacak şeyleri olan, sıradan biri..
Orada gördüm ki, Ninette de Valois, İngiltere'nin, Avrupa'nın en büyüklerinden, en saygınlarından biri..
Türkiye'ye gelme sebebi, idealizm.. İçindeki yaratıcılık hırsı.. Londra'da ayaklarına kadife halılar serilirken, o "Yoktan var etmek" için en olumsuz koşullara koşmakta tereddüt etmeyen bir kraliçe..
İngiltere'de yaptıklarının yettiğine hükmetmiş, o kadar.. Nasıl yetmesin ki.. 30 binden fazla dansçı, 15 binden fazla dans hocası..
..dahası, bale yöneticileri, bale akademisyenleri, hatta bale eleştirmenleri yetiştirmiş. Bakmış İngiltere'de her yıl ortalama bir milyon genç, bale için sınava girmeye başlamış.. "Burası tamam" demiş.. "Şimdi sırada hiç balesi olmayan ülkeler var.."
Böyle bir sanat, böyle bir insan sevgisi olur mu?..
Şairliği de varmış, Vassaf'ın yazısından öğrendim..
"İhtiyar içeri
girer,
İçkisini ısmarlar,
'Ben yalnızım' der,
'Burada ve her yerde..'"
Madam, Dame Ninette de Valois, hiç yalnız olmayacak..
Çünkü öğrencileri, hiç yoktan var ettiği İngiltere, Türkiye, Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda ve Hong Kong Balelerindeki öğrencileri en azından, onu hiç ama hiç unutmayacaklar..
Teşekkürler Madam!..
Binlerce, milyonlarca teşekkür!.. Ülkem adına.. Binaylar, Gülcanlar, Meriçler ve daha yüzlercesi adına.. Sayende baleyi tanıyan milyonlarla insanım adına..
Teşekkürler..
***
Senin bu ülkede bir anıtın olmalıydı aslında Madam.. Yok.. Adını anmak dahi istemediğim Kültür Düşmanı Kültür Bakanı, ölümünün ardından iki satır bir mesaj dahi yayınlamadı diye de üzülme yukarlarda.. Farkında bile değildir.. Adını bile duymamıştır. Yayınlasaydı zaten şaşardım..
Adını kalbinde yaşatacak Türkler sana yeter.. Çirkin Politikacıların sahte ağıtlarına zaten ihtiyacın yoktu!..
34 VB 4856!..
Alkentte oturduğunuza göre, sosyal, dolayısı ile eğitim seviyeniz hayli yüksek olmalı hanımefendi.. Hani, bizde trafik sorunu eğitimle çözülecek ya..
Gülüyor insan..
Ben sağ şeritte bekliyorum. Sola dönüp siteye girmek için.. Sinyalim yanıyor.. Bekliyorum çünkü siz 100 metre ötedesiniz.. Size yol veriyorum kibarca.. Tam önüme geliyorsunuz ve siz dönüyorsunuz.. Sinyal minyal yok..
Benim sinyali gördüğünüzde siz de dönüş sinyali verseniz, ben beklemeyip döneceğim. Benim arkamda sıra olanlar da ileri gidecekler.. Koca trafiğin sizi beklemesi umurunuzda değil..
Niye değil.. Benden önce siteye girerseniz size ödül verecekler o mu?..
Yoksa elinizde kulağınıza yapışmış telefonla öyle dalgınsınız ki, yola bakmıyorsunuz bile.. Ayıp var.. Saygısızlıklık var. Trafik suçu var..
Ama eğitim var haa..
Sevsinler..
..Ve de 34 SGV 52..
Direğin tepesindeki lamba yanıyorsa.. Sağdaki iki şeritte arabalar durmuş bekliyorsa bayım, bu dünyanın her yerinde "Dur" demektir..
Durmak bir yana, hızınızı dahi kesmediniz.. Geldiğiniz hızla sahil yolundan, Arnavutköy kavşağını delip geçtiniz. Tabakhanede havalar nasıldı bayım?.. Nasıl kokuyordu?.
Bir Tavsiye
İki öğle yemeği.. İki düşünce..
"Krize darbe.." Hüseyin Özer böyle diyor, resmen.. Londra'dan koşmuş gelmiş.. Özellikle orta sınıfın belini bir kez daha kıran kriz üzerine, pek çok çalışan öğle yemeklerini en azından bir süre sandviç falanla değiştirmek zorunda kalacak ya..
"Kalmasınlar" diyor Hüseyin kafasından..
Öğle yemeğine çağırdı, kalktım gittim.. Funda Bey de orda.. Cartoon Otelin sahibi.. Sofra London'u, Taksim'de Hüseyin'le birlikte açtılar.
Bir açık büfe yapmışlar.. Çorbalar, etli, tavuklu tencere yemekleri, sulu yemekler.. Çeşit çeşit pilavlar.. Kızkardeşim Serpil ile tanıştırmıştım. Bizim aileye mahsus, başka yerde pek yemediğim bir kırmızı pilav var. Büryan deriz adına.. Onu da öğrenmiş Serpil'den o da var.. Salata, tatlı, aklınıza ne gelirse..
İftar sofrası gibi çeşitli, iftar sofrası gibi zengin..
Kaç para..
Bilemezsiniz.. Bilmenize imkan yok..
4.5 milyon lira.. Ne yersen, ne kadar yersen ye..
Funda da, Hüseyin de dostlarım.. Böylesine hesap kitaptan uzak, böylesine cömert insanları yakından tanımak güzel şey..
Taksim civarında çalışanlar, öğle saatlerinde yolu Taksim'e düşenler, öğrenciler.. Sofra London'a bir uğrayın.. Çok ama çok şaşıracaksınız..
***
İkinci öğle yemeğim, Nişantaşı'nın en "İn" yeri.. Armani Cafe.. Aylardır bir öğle yemeği planlıyorum.. Nihayet gidebildim..
Çok şirin, çok sıcak bir yer.. Servis elemanları olağanüstü.. Karşılanışınızdan, uğurlanışınıza..
İçerisi lebaleb dolu.. Menü önüme gelince, daha da şaştım. Salata 9 milyon.. Et, balık dediniz mi, 11 milyondan başlıyor, 19'a kadar gidiyor..
Salatası, ana yemeği, tatlısı, kahvesi yanına bir kadeh de içki koyarsanız, ortalama 25 milyon ödersiniz adam başı.. Biz kısıtlı yedik, Ortalaması 20 milyona geldi. İçki yok. Tatlı çok az. Kahve de öyle..
Adam başı ortalama 20-25 milyon lira, o da krizden önce, şimdi bilmem.. Öğle yemeği bu.. Romantik, mum ışıklı, müzikli bir akşam yemeği değil..
Buna rağmen dolu olduğuna göre, adam iyi yerde dükkan açmış, işini biliyor demek.. Alan razı olunca niye satmasınlar?..
Yediğim yemekler de cidden nefisti.. Beş arkadaşımı davet etmiştim. Onlar da yedikleri herşeye bayıldılar.
Amma..
Bu güzel, bu şirin dükkana ve bu fiatlara asla yakıştıramadığım bir olay yaşadım.
"Ne içersiniz" dediklerinde "Diyet Coke" dedim..
"Bizde satılmaz" dedi..
Öyle ama, benim yemek keyfim, içki zevkim de, günde iki tane içtiğim Coca Cola.. Öğle, akşam yemeklerinde birer Coca Cola içerim. Su dışında tek tiryakiliğim budur.. Pepsi tiryakisi Coke'u, Coke tiryakisi de, Pepsi'den nefret eder, bilen bilir..
Nişantaşı'nda bin bakkal, şarküteri var..
"Bulduramaz mısınız" dedi arkadaşlar, sessizce, benim yerime..
"Bulduramayız" dediler..
Efendim bu Pepsi Cola, dükkanlara anlaşma teklif edermiş. Ucuz mu verirmiş, bilmem kaç kasa açıktan mı verirmiş, yoksa yılda toptan bir reklam ödemesi mi yaparmış, neymiş..
Karşılığındaki koşulu "Coca Cola" satmayacaksınız..
Bir milyon liraya adana dürüm ve ayran satan gecekondu kebabçısı bu anlaşmayı kabul edebilir. Ama adam başı 20-30 milyon hesap alan, salatayı 10 milyona satan bir restoran, Coke tiryakisi müşterisini Pepsi içmeye zorlayamayaz. Bunun adına "Ayıp" derler.
Masalara bu düzeyde hesap gönderen bir iş yeri, üç kuruşa tenezzül eder mi?..
Ederse eğer, Rekabet Piyasası Kurulu, bu işe ne der acaba?..
"Al sana şu kadar avanta.. Coca Cola satma.."
Nasıl yani?.
TEBESSÜM
Fıkra Sinan Gürtunca'dan
Karı koca sinema dönüşü bir bara gitmişler. Masaya oturur oturmaz kadının gözü barda tek başına içen adama ilişmiş.
Biraz dikkatli bakınca:
-Aaa o! deyivermiş..
Kocası meraklanmış:
-Kim o?
-Seninle evlenmeden önce çıktığım çocuk. Biliyor musun ayrılırken onu yine burada bırakmıştım. Demek 7 yıldır aynı yerde içiyor...
Kocası başını sallamış:
-Onu anlıyorum, demiş, ama bir olay bu kadar uzun zaman kutlanmaz ki..
SEVDİĞİM LAFLAR
Yaşamak, dağa tırmanmaya benzer, çıktıkça bacaklarınız yorulur, nefes almakta zorlanırız. Ancak görüş açımız genişler.
Anonim (Teşekkürler Duygu)
CHP değil, CBB!..
Deniz Baykal hocam demiş ki, "CHP, bu ülkenin Galatasaray'ıdır.."
Ortaköy'de Ertekin'de Pazar keyfi yapıyorduk.. CHP'nin İstanbul'da tanıdığım en isimsiz neferlerinden biri Hocamın anekdotunu nakletti..
"Eğer CHP, Türkiye'nin Cim Bom Bom'u ise, Deniz Hoca da Sergenidir" dedi..
"Bu kadar yetenekli olduğu halde, yaptığı yanlışlarla hem kendisini, hem takımını yok eden Sergen!.."
Büyük kriz!..
"Ciddi ama vahim değil" diyordum, Türkiye'nin yaşadığı kriz için..
Cumhuriyet'te Vedat Özdemiroğlu'nun bir cümlesi aklımı başıma getirmeye yetti.
Günümüzün en güzel özeti idi, yedi sözcüklü cümle:
"Alternatifi Çiller olan kriz, en büyük krizdir!.." Haksız mı, Vedat?..