kapat

12.03.2001
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Limasollu
Magazin
Sabah Künye
Cumartesi Eki
Pazar Eki
Melodi
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2001
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Kurban Bayramı
SELAHATTİN DUMAN(sduman@sabah.com.tr )


Aşağıdaki testi kendine uygula..

Buyrun okuyun test cümlenizi.. "Karın altı kara yazı, iki serçenin dört gözü, orak eğri, kan kırmızı, ip uzun, deveden düşen höşşek, bunu bilmeyen eşşek.." Bu Baba'nın demokrasi tarifidir, bakalım buna da alınacak çıkacak mı?

Vizontele'de Artiz Fikri'yi oynayan Cem Yılmaz'ın bayıldığım bir repliği var.. Deli Emin rolündeki Yılmaz Erdoğan acaip bisikleti ile geçerken arkasından bağırıyor:

- "N'aber lan pisikolocik deli?"

Önceki akşam Galatasaray maçını seyrederken o hallerdeydim.. Bizim takımın Psikolocik delisi Hagi'ye ekrandan laf geçirmek mümkün olmadığından hırsım içimde kaldı..

Neyse maç gelip geçti.. Oralarda değilim.. Ertesi gün olayı didikleyen gazetelerde gördüğüm bir spota takıldım..

***

Maçın "yeteneksiz olduğu" herkesçe kabullenilen hakemi, Hagi'yi kendisine "Hırsız" suçlamasında bulunduğu için mahkemeye verecekmiş..

İyi ver bakalım.. Altı yedi milyon dava dosyası arasında bir de seninki dursun, diyeceğim ama diyemiyorum..

Hagi "Puanımızı çaldı.." derken soyut bir benzetme yapıyor, hakem de "parmak izi yok.." diye dava açıyor.. Takıldığım yerler işte burası..

Herkes ak kaşık..

Bizim ahalide gereksiz bir meslek savunması vardır.. O yüzden sinema filmi yapamazsın, göstere göstere dizi çekemezsin.. Laf da söyleyemezsin.. Herkesin mesleği kutsal, o meslekteki herkes sütten çıkmış ak kaşık..

Allah köy ağalarından ve kızlarını fakir gençlere vermemek için direnen taş kalpli fabrikatör babalardan razı olsun.. Onlar da olmasa Türk sinemasında konulu film olmayacaktı..

Bereket versin ki köy ağaları yanyana gelip bir sosyal dernek kurmayı akıl edemediler.. Etselerdi konusu köyde geçen her filmden sonra bir itiraz dalgası yükselirdi..

- "Türkiye'deki toprak sahiplerini kötü olarak gösteren bu filmi şiddetle kınar, yapımcısı hakkında kanuni yollara başvuracağımızı muhterem kamuoyuna saygı ile duyururuz.."

İmza:

- "Marabanın Helal Süt Emmiş Kızlarına Göz Diken Vicdansız Köy Ağaları Sosyal Dayanışma Derneği.."

Bizde vatandaşa yeni dernek kurmak zor geldiğinden, eskisinden bölünerek üretme adeti vardır.. Toprak ağalarının kuracağı böyle bir derneğin mutlaka, sonu "Bir"le biteni veya ML eki alanı da çıkardı..

***

Her mesleğin içinde iyisi de vardır kötüsü de.. Her mesleğin kendine göre bir etiği vardır.. Buna uymayanı kötü diye tarif ederiz.. Yankesiciliğin dahi etiği vardır..

Temsil, pazar yerinde domatesin, kabağın ucuzunu bulacağım diye dolanan ev kadınının pazar çantasında gezdirdiği cüzdanı çalmak, yankesiciler arasında dünyanın en aşağılık işidir..

Bunu yapan bir gaftiye (yankesiciye) söylemedikleri lafı, yapmadıkları hakareti bırakmazlar..

Yeminine uymayan doktor, dayakçı polis, rüşvetçi zabıta, oyunu para karşılığı satan politikacı, müşterisini soyan orospu, şike yapan futbolcu, çıkarları için yayın yapan gazeteci.. Bunlar her mesleğin içindeki çürükler..

İyi de bunlardan birine laf dokundurmak neden zor? Bunun cevabını bilemiyorum..

Elimin altında da güzel bir fıkra var.. Bursa galasına gittiğimde Avukat Gül Hanım'dan dinlemiştim.. Lakin bu fıkranın kime dayandığını yazarsam kıyamet kopacak..

Anlatmadan da duramam.. En iyisi hile-i şeriye'ye başvurmak..

Fıkra bu ya?
Bizim Dr. Jülide Sevim gibi insanoğlunun her davranışını bilinçaltı dürtülerde arayan genç bir psikolog, doğu illerinden birine tayin olmuş.. Çalıştığı ilde herşeyi dikkatle gözlüyor, her gözleminden bilimsel bir sonuç çıkarmaya çalışıyormuş..

Akşamüstü işten evine gezine gezine dönerken sokak arasında oynayan beş altı yaşlarında bir oğlan çocuğu görmüş..

Oğlan bir su birikintisinin başına oturmuş.. Eliyle karıştırdığı çamura yanındaki tezekten bir parça koparıp katıyor, küçük adam heykelleri yapıyormuş..

Yaptıktan sonra da kafalarını kopartıp bir kenara diziyormuş..

Genç psikolog hiçbir kitapta okumadığı bir örnek vak'a ile karşılaştığına inanıp çocuğu izlemeye başlamış.. Manzara hep aynı.. Çamur ile tezek karıştırılıyor, sonra yapılan adamın kafası hırsla koparılıyor..

Çocuğa sokulup ne yaptığını sormuş.. Çocuk anlatmış.. "Peki kafalarını niye koparıyorsun?" diye üsteleyince şu cevabı almış:

- "Onlar İstanbul'un gazatacısı.. Kötü adamlar.."

***

Psikolog dilinin döndüğü kadarı ile çocuğa gazetecilerin kötü olmadığını anlatmış.. Yaptığı adam heykellerinin güzel olduğunu ancak başlarını koparmanın uygun olmadığını söylemiş..

Sonunda telkin marifeti ile yeterince yardım yaptığına inanan psikolog çocuğu, oyunu ile başbaşa bırakıp, evine gitmiş.. Ancak aklı nasihatının işe yarayıp yaramadığında.. Bir iki gün sonra iş dönüşü yine aynı yoldan geçmiş..

Yine aynı çocuğu aynı su birikintisinin başında çamurdan adam heykelleri ile oynarken görmüş.. Üstelik de başları koparılmamış heykelcikler..

- "Bizim nasihatler boşa gitmemiş.." diye düşünerek sevinmiş.. Çocuğa sohbet için yaklaşmış.. Oğlanın başını okşayıp "Aferin sana.." demiş.. "Görüyorum ki artık adamların başını koparmıyorsun.."

- "Yoh! Koparmirem.." cevabını vermiş çocuk..

Daha önce çocuğun gazetecilere hırslandığını hatırlayan psikolog, yaptığı çamur adamları göstererek "Peki bunlar kim?" diye sormuş..

Çocuk elindeki çamuru eğip bükerken "Onlar tohtur, iyi adamlar.. Hestaları eyi ediyler.. Kellesini koparmirem.." karşılığını vermiş..

Bir süre daha çocuğu izleyen keyfi katmerlenmiş psikolog, oğlanın adam heykelcikleri yaparken elinin altındaki tezeğe hiç dokunmadığını, sadece çamur kullandığını fark edip, sebebini sormuş..

Çocuk koca koca gözlerini "Sen de birşey anlamıyorsun.." dercesine psikoloğa diktikten sonra bilmiş bilmiş konuşmuş:

- "Bunlar tohtur.. İçine tezek katınca gazatacı oliyler.. O zaman da kızıp kellesini koparirem.."

Not: Yazıya nereden girdik, nereden çıktık?

Mesleki tepkilerden usandığımızdan, fıkranın olumsuz tarafını gazetecilerin üzerine attık.. Ancak benim okurum zeyrektir.. "İçine tezek katılmışların" kim olduğunu o saat bilir.. Fıkradaki yerine kor.. Zeyrek olmayanın işi zor!

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır