kapat

09.03.2001
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Limasollu
Magazin
Sabah Künye
Cumartesi Eki
Pazar Eki
Melodi
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2001
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Kurban Bayramı
ERDAL BİLALLAR(ebilallar@sabah.com.tr )


Masal gibi gerçek

Sorun babalarınıza, dedelerinize anlatsınlar; yarım asır önce doğa da politika da tertemizmiş...

Deniz lacivert, ağaçlar yemyeşil, gökyüzü berrak, politikacılar çok daha dürüstmüş...

İşe suyu kirleterek başlamışlar...

Haliç'i, ardından Marmara'yı, Ege'yi ve hatta Karadeniz'in mavisini griye çevirmişler... Bununla da kalmayıp içtiğimiz suyu bile pisletmişler...

Sıra gelmiş toprağa...

Su kaynaklarını kurutmuşlar... Ağacı, çimeni, çiçeği kavurmuşlar... Papatyaya saygı gösterenleri göndermişler, eli baltalıları getirmişler... Ormanları kestirmişler, asırlık çınarları devirmişler...

Baltalılardan sonra eli kazmalıları ortaya çıkarmışlar... Boş buldukları yeri kazdırıp bina kondurmuşlar..

Marmaris'te, Bodrum'da, İstanbul'da olduğu gibi toprağı betonlaştırmışlar...

Gözlerini havaya dikmişler...

Masmavi gökyüzünü, bembeyaz bulutları içlerine sindirememişler... Çok değil, 20 yılda ozon tabakasını bile delmişler... Hızlarını alamamışlar turistik bölgelere termik santrallar dikmişler...

Sonuçta solunacak havayı bile kirletmişler..

Sıra gelmiş politikaya..

Havasını, suyunu, toprağını kirlettikleri ülkeye siyasetin temizini layık görememişler... Politikacıları da kendilerine benzetmeye yemin etmişler... Sabredip didinmişler, 50 yılda yeminlerini yerine getirmişler...

Ne mi yapmışlar?

Ankara'yı vatandaştan koparmışlar... Halkı politikadan soğutmuşlar..

Sonunda da puroları yakıp zaferlerine kadeh kaldırmışlar..

Bütün bunlar masal mı?

Hayır!

Eğer masal olsaydı, 65 milyon bugün bu halde olur muydu...

Yolcu döven şoför
6 Mart bayramın ikinci günü saat 08.30'da Eminönü'nden Şirintepe'ye giden İETT otobüsüne bindim. Şoför, Salı Pazarı'ndan Kabataş'a kadar tüm kırmızı ışıklardan transit geçti. Tam Akaretler durağında uyaracaktım ki, şoför otobüsten inip karşı kaldırımdaki büfeden bir gazete aldı. Ve gazeteye baka baka yerine oturdu. Bu sırada yerimden kalkıp bizleri bekletmeye hakkı olmadığını ve kırmızı ışıklarda bile durmadığını söyledim. Bana cevabı, "Asabımı bozma lan hıyarağası" oldu...

Bir başkası daha ikaz da bulununca kendisini otobüsten aşağıya yuvarlanır buldu. Ben de onu yerden kaldırmak üzere otobüsten inince, şoför gaza basarak kaçtı. Bu otobüsün numarası 90192 (Nazmi Karakoç)

ÖNERİ

Moral devrimi!
Ülkenin, milletin en çok neye ihtiyacı var? Acaba 65 milyon neyi özledi, neye susadı? Otoyollara, barajlara, fabrikalara mı? İhracatı katlamaya, turizmi patlatmaya mı? Çok üretmeye, tasarruf edip zenginleşmeye mi?

Birbirini sevmeye, gözetmeye mi?

Okumuş nesile, yeni liderlere mi?

Bence hayır!

Devrime ihtiyacımız var devrime... Bizi kendimize getirecek, inancımızı, güvenimizi tazeleyecek, "Ne mutlu bizlere" dedirtecek bir moral devrimine...

Çünkü yaklaşık 70 yıldan bu yana kimse bize "Türk öğün" demedi... "Ne mutlu Türküm diyene" sözleriyle de moral vermedi... Bence bu yüzden sindik, yavaş yavaş eridik... Hatta hakettiğimiz yere bir türlü gelemedik...

Bir fotoğraf!
Beni oldum olası böyle fotoğraflar etkiler... Bunlar sıradan fotoğraflar değildir... Çünkü onlar; Ne sevgili ile dansedişi... Ne bir gece kulübünde eğlenişi... Ne de bir düğündeki gösterişi yansıtırlar... Onlarda çaresizlik, kadersizlik vardır... Böyle fotoğraflara baktığım zaman boğazıma bir şeyler düğümlenir, yutkunamam... İşte; Anadolu Ajansı'nın geçtiği yukarıdaki fotoğraf dördüncü bayramını çadırda geçiren bir ailenin halini gözler önüne seriyor... Baba, evladına çadırın kapısında el öptürüyor... Eminim ki; bayram harçlığı da veremiyor... İsmini, kim olduğunu, depremde kaç yakınını kaybettiğini bilmiyorum... Bildiğim; torpili olmadığı, bugüne kadar cebinde "hamili kart yakınım olur" yazan bir kartvizit bulunmadığı...

Onun gibileri her gün çevrenizde görürsünüz... Zaman zaman TV ekranlarına yansıyan dramlarını izler üzülürsünüz... Gün gelir duygulanır, gözyaşı dökersiniz... İşte; böyle fotoğraflar beni hep etkiler... Boğazıma bir şeyleri düğümler...

Eğitim eşitsizliği!
Afyon Kocatepe Üniversitesi'nde 1 öğretim üyesine 1647, İstanbul Teknik Üniversitesi'nde 44 öğrenci düşüyor..

IGNE
İşler kötü gidince bunun burcunuz yüzünden olduğunu savunuyorsanız...

İnsanların omuzlarına bakıp, saç kepeklerinin döküldüğünü söylüyorsanız...

NOTUM: İETT Genel Müdürü Nevzat Pakdil, böylesine saygısız, terbiyesiz ve kabadayı şoförlerin başında bulunduğu kurumun itibarını ayaklar altına almasına göz mü yumacak? Haydi Sayın Pakdil; bu eşkıya ile ilgili ne yapacaksanız yapın, bana iletin ibret olsun diye bu köşede yayınlayalım...

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır