Sorun babalarınıza, dedelerinize anlatsınlar; yarım asır önce doğa da politika da tertemizmiş...
Deniz lacivert, ağaçlar yemyeşil, gökyüzü berrak, politikacılar çok daha dürüstmüş...
İşe suyu kirleterek başlamışlar...
Haliç'i, ardından Marmara'yı, Ege'yi ve hatta Karadeniz'in mavisini griye çevirmişler... Bununla da kalmayıp içtiğimiz suyu bile pisletmişler...
Sıra gelmiş toprağa...
Su kaynaklarını kurutmuşlar... Ağacı, çimeni, çiçeği kavurmuşlar... Papatyaya saygı gösterenleri göndermişler, eli baltalıları getirmişler... Ormanları kestirmişler, asırlık çınarları devirmişler...
Baltalılardan sonra eli kazmalıları ortaya çıkarmışlar... Boş buldukları yeri kazdırıp bina kondurmuşlar..
Marmaris'te, Bodrum'da, İstanbul'da olduğu gibi toprağı betonlaştırmışlar...
Gözlerini havaya dikmişler...
Masmavi gökyüzünü, bembeyaz bulutları içlerine sindirememişler... Çok değil, 20 yılda ozon tabakasını bile delmişler... Hızlarını alamamışlar turistik bölgelere termik santrallar dikmişler...
Sonuçta solunacak havayı bile kirletmişler..
Sıra gelmiş politikaya..
Havasını, suyunu, toprağını kirlettikleri ülkeye siyasetin temizini layık görememişler... Politikacıları da kendilerine benzetmeye yemin etmişler... Sabredip didinmişler, 50 yılda yeminlerini yerine getirmişler...
Ne mi yapmışlar?
Ankara'yı vatandaştan koparmışlar... Halkı politikadan soğutmuşlar..
Sonunda da puroları yakıp zaferlerine kadeh kaldırmışlar..
Bütün bunlar masal mı?
Hayır!
Eğer masal olsaydı, 65 milyon bugün bu halde olur muydu...
Birbirini sevmeye, gözetmeye mi?
Okumuş nesile, yeni liderlere mi?
Bence hayır!
Devrime ihtiyacımız var devrime... Bizi kendimize getirecek, inancımızı, güvenimizi tazeleyecek, "Ne mutlu bizlere" dedirtecek bir moral devrimine...
Çünkü yaklaşık 70 yıldan bu yana kimse bize "Türk öğün" demedi... "Ne mutlu Türküm diyene" sözleriyle de moral vermedi... Bence bu yüzden sindik, yavaş yavaş eridik... Hatta hakettiğimiz yere bir türlü gelemedik...