kapat

09.03.2001
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Limasollu
Magazin
Sabah Künye
Cumartesi Eki
Pazar Eki
Melodi
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2001
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Kurban Bayramı
ALİ BAYRAMOĞLU(abayramoglu@sabah.com.tr )


Avrupa Birliği meselesi

Ülkenin arka arkaya yaşadığı krizlerden başını kaldırıp ileriye bakması, değişim gündemini tartışması mümkün olmuyor. Birkaç ay öncesine kadar dilimizden düşmeyen, iç siyaseti asker-sivil gerginliğine kadar götüren Katılım Ortaklığı Belgesi ve Ulusal Belge meselesi örneğin. Ulusal Belge'ye ilişkin siyasi direktifler ve bunun MGK'da onaylanması geçtiğimiz günlerde sessiz sedasız gerçekleşti. Ancak kimse krizlerden başını kaldırıp, bu politik direktiflerin içeriğine, son derece muğlak diline değinecek fırsatı bulamadı.

Bu arada, Türkiye Kemal Derviş'in peşinde koşarken yine önemli bir gelişme oldu. Katılım Ortaklığı Belgesi, AB'nin resmi gazetesinde yayınlanarak resmileşti. Böylece Ulusal Belge'nin ana güzergâhı belli oldu ve Katılım Ortaklığı Belgesi'ni tekrar hatırlamanın zamanı geldi.

Türkiye'nin cebelleştiği üç temel sorunun altını çizen üç önemli yönü vardı Katılım Ortaklığı Belgesi'nin. Bunları hatırlatmak aslında ülkenin içinde kavrulduğu ve eşanlı çözmek zorunda olduğu meseleleri anımsamak açısından önemli. Bunlar sırasıyla; ekonomik çoğulculuk, siyasi çoğulculuk ve toplumsal çoğulculuk olarak karşımızdalar.

Ekonomide niyet ve istikametimiz bu yönde. Peki toplumsal ve siyasal açıdan neredeyiz?

Nitekim Katılım Ortaklığı Belgesi'nin özellikle siyasi değişimle ilgili bölümleri de bu açılara gönderme yapıyor.

Nasıl?

1. Belge bir toplumsal modelin altını çiziyor. Örneğin belgede kültürel farklılıkların yayın ve eğitim olanakları da tanınarak güçlendirilmesi hedefiyle çokkültürlü bir toplum modelinin esas alındığı pek açık.. Nitekim uzun vade açısından belgenin koyduğu hedef, kökenine bakılmaksızın tüm vatandaşların kültürel farklılıklarının güçlendirilmesi ve eğitim de (yani kendisini yeniden üretmek olanakları da) dahil olmak üzere kültürel haklarının garanti altına alınması, bunları engelleyen mevzuatın kaldırılması...

2. Belgenin diğer bir özelliği, özgürlükçü ve demokratik düzenlemeler kadar, uygulamalar konusunda da AB'nin hassasiyetini ortaya koyması. Örneğin kısa vadede belge sadece düşünce ve ifade özgürlüğüne ilişkin mevzuatın değiştirilmesini talep etmekle kalmıyor, düşünceleri nedeniyle hapiste bulunan kişilerin durumunun dikkate alınmasını da istiyor. Katılım ve örgütlenme hakkının önündeki engellerin kaldırılmasının, başta HADEP olmak üzere, çeşitli dernek, örgüt ve partilerin varlığının AB kriterlerinden biri olduğu ima ediliyor. Belge işkence konusunda da özellikle uygulamalar açısından hassasiyetini belirtiyor.

3. Belgenin siyasi açıdan bir üçüncü özelliği; Türkiye'nin mevcut anayasal düzeninin ve devlet yapısının AB açısından küçük rötuşlarla kabul göreceğini varsayanları haksız çıkarması. Katılım Ortaklığı Belgesi orta vadede iki hususun altını özenli, ama net cümlerle çizmiş:

1. Anayasa'nın temel hak ve özgürlükler açısından ruhunun tümüyle değişmesi...

2. Milli Güvenlik Kurulu'nun bir istişare organı olarak anayasal rolünün AB ülkelerindeki uygulamaya uygun hale sokulması...

Evet, artık resmileşen bu belge AB'nin sadece siyasi bir birlik değil, aynı zamanda toplumsal bir model olduğunu ortaya koymakta ve ülkeyi bu modelin içine davet etmektedir.

Şimdi karar, gerçekten bizim...

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır