


Son tren kalkıyor
Avrupa Birliği için reform programı olan Ulusal Belge'de son aşamaya gelindi. İlişkilerin bundan sonrası için bu belgeyi 2.5 aydır bekleyen Avrupa Birliği de dün Türkiye'nin Katılım Ortaklığı Belgesi'ni resmileştirdi.
Ulusal Belge hükümet tarafından kabul edilip ilan edildiğinde tam içeriğini öğreneceğiz. Ancak çoğunluğu zaten bilinen konulardır. Ve bu konuların tümü Türkiye'nin ekonomik ve hukuki yapısını "düzeltme"sine ilişkindir. 1050 sayfalık bu belgenin yaklaşık 800 sayfası ekonomik reformları içermektedir. 250 sayfası da hukuki ve idari konulara ayrılmıştır.
Bu belgeyi eğer bütün Türkiye bir "yenilenme programı" olarak görür ve burada belirlenmiş hedeflerin takipçisi olursa 2010 yılının "gelişmiş" Türkiye'sini görmemiz mümkün olur.
Buna karşılık bazılarının ısrarla sunmaya çalıştığı gibi bu belgedeki vaatleri "Batılılar istediği için" söz vermek zorunda kaldığımız konular gibi görürsek ve bunları yapmak yerine "yapar gibi" yapmaya sıvanırsak, 2010'da hâlâ 1900'lerin sıkıntıları içinde kıvranan bir ülkede yaşarız.
Siyasi hataların bedeli
Siyaset ileriyi görme, kendi toplumunun çıkarlarını yarının koşulları içinde geliştirme mesleğidir. Ve ne yazık ki 1970'li yıllarda ileriyi, dünyanın ve Batı'nın gittiği yönü göremeyen siyasiler Türkiye'yi Avrupa treninin dışında tutmayı başarmışlardır.
Yeni Avrupa'nın oluşumunu başlatan Roma Anlaşmasının ilk imzacılarından biri olan ve 60'lı yıllarda kimsenin Avrupa'nın içinde olduğundan kuşku duymadığı Türkiye, 70'li yıllardaki stratejik "siyasi" hataların bedelini ödemeye devam etmektedir.
1973'te Türkiye ile o zamanki Avrupa Ekonomik Topluluğu arasında Gümrük Birliği için ilk protokol imzalanmış ve çalışmalar başlamıştır. Bu protokol 20 yıllık bir süreç içinde Türkiye'nin Gümrük Birliği'ne tam olarak girmesini öngörmekte, buna ilişkin çalışmaların ayrıntısını tespit etmektedir. Yani ekonomik birlik 1990'ların başında tamamlanmış olacaktır.
Bu imzadan bir süre sonra seçim yapıldı, Ecevit'in CHP'si Erbakan'ın MSP'si ile koalisyon hükümeti kurdu ve 1975 yılında bu hükümet anlaşmanın gereklerini yerine getirmeyeceğini ilan ederek AET ile ilişkiyi dondurdu.
1976 yılında Birinci Milliyetçi Cephe iktidarı sırasında, Demirel'in başbakan, Türkeş ile Erbakan'ın başbakan yardımcılığı döneminde Yunanistan AET'ye tam üyelik için başvurunca Dışişleri hemen harekete geçip hükümeti iknaya çalıştı. Ama Demirel, Erbakan ve Türkeş'in böyle bir sorunları olmadığı için ilgilenmediler bile.
Kaybedilecek yıl kalmadı
1978'de Avrupa, Türkiye ile ilişkileri yeniden canlandırmak isterken Türkiye en büyük ekonomik krizlerinden birinin ortasında, "70 sente muhtaç" durumdadır. Başbakan Ecevit AET'den büyük bir kredi istedi, bunun mümkün olmadığı cevabını alınca da ilişkileri bir kez daha askıya aldı.
Dün yayınlanarak kesinleşen Katılım Ortaklığı Belgesi'nde Kıbrıs sorununun yer alış biçimi nedeniyle yine Ecevit'in başbakanlığı döneminde, AB ile ilişkiler bir kez daha askıya alınıyordu. Geçen yıl sonundaki kriz Avrupa Birliği'nin attığı adımlarla atlatıldı.
Ulusal Belge'nin son şeklini almasında siyasi ve "kurumsal" uzlaşma sağlanmış görünmektedir. Artık nüansların önemi de yoktur. Önemli olan Türkiye'nin bu belgeyi gerçek bir program gibi benimsemesi ve gerçekten ihtiyacı olan acil reformları yapmaya başlamasıdır.
70'lerdeki siyasi ufuksuzluk Türkiye'ye 20 yıl kaybettirdi. Şimdi ise kaybedilecek bir yıl bile kalmadı.