


Kedinin kanadı olsa, serçenin adı olmazdı!
Önce kurban niyetine tavuk kestirmeyi denediler, tutturamadılar.. Sonra kafayı vatandaşın elinden kaçan danaya, tosuna taktılar.. Üstelik de bayram günü beni yazı yazmaya zorladılar.. Benim bu medyaya diyecek lafım yok gayri..
Oh ne güzel.. Milletçe bir bayramı daha idrak ettik.. Dinine, diyanetine düşkün vatandaşlarımız sayesinde İstanbul'un caddeleri al kanlara bulandı.. Birinci günün bilançosu: Bir şehit, yüzyirmialtı yaralı.. Gazamız mübarek olsun..
Yalnız bu kurban meselesi "Laf anlamaz medya" ile "Beş vakit namazındaki medyayı" yine birbirine düşürdü..
***
"Laf anlamaz medya"nın derdi Avrupa Birliği'ne girmek olduğundan sokakların kan gölüne çevrilmesinden telaşlandı.. Aklı erenler köşelerinden:
- "Aman arkadaşlar! Avrupalı bu hallerimizi görüp korkmaz mı? Bunlar içimize girerlerse bizi çoluk çocuk demeyip bire kadar keserler, diye tırsmaz mı?" türünden yazılar yazdılar..
"Beş vakit namazındaki medya" da bu itirazlara "Yarın Sırat Köprüsü'nde görürüz sizi.. Kurbanlık koçunuz olmayınca nasıl geçeceksiniz bakalım?" diye cevap verdi..
Her hayvan kesilmez..
Osmanlıdan beri racondur.. Ahali bir meselede ikiye bölündü mü işin içine vezir vüzera takımı girer.. Bir akıl icat ederler ki millet birbirinin ümüğünü sıkmaya..
Racon böyle olunca iş başa düştü.. Başbakanımız, dünya durdukça başımızdan eksik olmaya Ecevitimiz duruma el koymak zorunda kaldı.. "Kurban işine yasal bir çözüm getirmenin gerekli olduğunu düşünüyorum.." dedi..
Belli ki caddelerin kana bulanmasını içine sindiremedi.. Yirmi yıl önce olsa bu "sindirme" lafını açık açık söylerdi.. Ancak yaş kemale erdiğinden söylemi değişti.. O yüzden işi kanunlara bırakma kararı aldı..
Beni sorarsanız "Laf anlamaz medya" ile "Beş vakit namazındaki medya" arasında bir yerlerdeyim.. Gönlüm ne onlara kayıyor ne bunlara.. Şahsen kurban kesilmesi olayına itirazım yok..
Çünkü kavurmayı çok severim..
Ayrıca hayvan hakları mücahiti Panter Emel Hanım'ın aklına uyup davar kısmına sahip çıkmak benim işim değil.. Nihayetinde davar bu.. İnsan gibi fikri yoktur.. Kişiliği yoktur..
Önüne yonca korsun yer, arpa ile samanı karıştırırsın yer.. Yediğini de kuyruğunun altından pıtır pıtır bırakır.. Böyle izansız bir hayvandır..
***
Daha dün Trakya'dan getirilen kurbanlık davarların halini gördüm.. Celepleri bir arsaya yaymışlar hayvanlarını, alıcı bekliyorlar.. Arsanın bir köşesinde de kesim yapanlar var..
O davarların halini görecektiniz.. Cinsdaşlarından birkaçı elli metre ileride boğazlanıyor.. Bunlar önlerindeki yemi bitirme derdindeler.. İçlerinde bir de zaptolunmaz koçlar var ki halleri akla ziyan..
Karnı doymuş ya keratanın? Oradan bir dişi koyunu gözüne kestirmiş, hayvanın üzerine çıkma derdinde..
- "Bu insanlar beni manevi bir amaç için buraya getirdiler.. Belki de biraz sonra kesileceğim.. Biraz ağır başlı olayım, elalemin dişi koyununa kuzusuna saldırmayayım.." demiyor..
Tam tersine.. "Giderayak şu sırtı kınalı koyundan hevesimi almazsam hiç olmaz.." diyerek sağına soluna cinsel tacizde bulunuyor..
Bilmiyor ki Mart'ın soğuğunda müşteri bekleyen mal sahibine de kötülük etmekte, arsaya yığdığı sürünün ekonomik değerini de düşürmekte..
Şimdi itikat sahibi bir adam kurbanlık koyun seçmeye gelse böyle bir manzaradan etkilenmez mi? Mal sahibi istediği kadar:
- "Hayvanlarım besilidir.. Fiyatlar uygun.." diye dil döksün..
Adam bakacak ki kendini bilmez birkaç koç, karınlarını doyurmuş; dişilerin üzerine çıkma derdindeler.. O saatten sonra bedava versen o hayvanı almaz.. Kurbanlık diye aldığı cenabet bir mahluku;
- "Sen önden git, ben arkandan geliyorum.. Sırat Köprüsü'nün başında buluşuruz.." diye kesmeye ar eder..
Suç vatandaşta mı?
Bizim "Laf anlamaz medyaya" bu sebepten kızarım.. Bırakın vatandaşı kendi haline, isteyen kurbanını kessin, isteyen postunu elbise yapıp giysin! Size ne?
Sanki kurbanı sokakta, caddede, balkonda kesmezsek Avrupa Birliği'nden "Sizi acele içimize bekliyoruz.." diye bir telgraf gelecek, ertesi gün de barhanasını sırtına yükleyen Haydarpaşa Garı'na koşacak..
Efendim, caddelerde kaçışan sığırlar ile ellerinde sopa, peşlerinden koşan vatandaşların görüntüsü Türkiye'nin imajını bozuyormuş!
Bak bak bak! Lafa Bak!!
Bir kere bizim memleketin imajı kendiliğinden bozuktur.. Vatandaş elindeki danayı çevre yoluna kaçırıp, Avcılar'dan Küçükçekmece'ye kadar kovaladığında bozulmaz..
Geçen yıl Cimbom tarafımız şaha gelmişti hani! Taksim'de elimizde döner bıçakları, Leeds United taraftarlarını hacet gördükleri yere kadar kovalamadık mı? O zaman imajımız sağlamdı da kurbanlık sığırları kovalayınca mı bozuldu?
***
Hem bu da bir nevi boğa güreşi sayılır.. Kuralı belli.. Sığır kaçar, sen kovalarsın.. Sığır yakalanırsa hayatını kaybeder.. Vatandaş yakalayamazsa malından olur..
Bu kovalamacada boğaya, tosuna, danaya atılan dayak da işin ritüeli..
İspanya'daki boğa güreşinde arenaya ilk önce matador çıkmıyor ki.. Önce pikadorlar çıkıp ellerindeki şişleri hayvanın sırtına batırıyorlar.. Sonra zırhlanmış beygirle biri geliyor..
Hayvan canının acısı ile beygiri zırhlı yerinden boynuzlamaya çalışırken, süvarisi elindeki kargıyı neresine denk gelirse orasına dürtüyor.. Maksat kan kaybından hayvanı bitap düşürmek..
Boğa ne zaman takatten kesiliyor, matador o vakit arenaya çıkıyor.. Boğa güreşinin ritüeli böyle.. Bizimkisi tam güreş sayılmaz, daha çok engelli koşuyu andırır..
İmaj filan da bozmaz.. Tam tersine İspanyollar'ın boğa güreşine benzediğinden; Avrupa Birliği'ne uyum gösterme çabası olarak anlaşılır.. Ustamın adı Mc Hıdır, benim bildiğim budur..
Kıssadan hisse: Havar kekliğim havar, İstanbul'a doldu davar..