kapat

05.03.2001
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Sabah Künye
Cumartesi Eki
Pazar Eki
Melodi
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2001
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Kurban Bayramı
HAŞMET BABAOĞLU(hbabaoglu@sabah.com.tr )


Bayramınız kutlu olsun

Kurban Bayramı" diyoruz. Fakat, içinde "biraraya gelme", barışma, Hac farizası ve bir bütün olarak ibadet var...

Hepsinden önce "Allah'ın adının her fırsatta ve bilinçle anıldığı günler"dir bayramlar.

Epeydir kurban konusu Kur'an ve İslam gelenekleri açısından kamuoyunda tartışılıyor.

"Kurban kesmek" kavramının her durumda hatalı olduğunu; ana kavramın "kurban" olması gerektiğini ve doğru kullanımın "kurban maksadıyla hayvan kesmek" olduğunu düşündüğümü belirtip, tartışmayı konuyu gerçekten bilenlere bırakıyorum.

Yalnız...

Kurban etmenin bir başka yönü daha var: Derin biçimde insanlık tarihine ait olan yönü...

Kurbanın bu yönüne karşı ilgisiz kalıyoruz...

Oysa...

"Modernlikle kurban etme arasındaki uyumsuzluk" sorunu kafamızı kurcalamaya başladı çoktandır.

"Kesmek" sözcüğünden rahatsız olanların; "kurban kanını" sorgulayanların sayısı arttı.

O halde şu gerçekle yüzleşmeliyiz: Antropolojinin (insanbilim) incelediği, araştırdığı, yorumladığı gerçekle yüzleşmeliyiz: Kurban geleneği şiddeti çağırmaz, tersine kovar... Joel Kovel'in deyişiyle bu gelenek şiddetsizliğin özünü oluşturur...

Biraz kestirme ve anlatması zor olacak ama kıyısından köşesinden deneyeyim bu noktayı.

Ünlü antropolog ve düşünür Rene Girard, İngilizce baskısı "Violence and The Sacred / Şiddet ve Kutsal" adlı olağanüstü ilginç yapıtında birbirlerinin kanını dökmeye her an hazır ve bu yüzden "günahkâr" insanların huzur içinde birarada yaşamalarının ne zor olduğunu hatırlatır!

Yani, ister ilkel ister olgun olsunlar bütün toplumlarda dökülen kanın hesabı önemlidir. Bir kez hesabını sormaya kalkarsanız bitmez tükenmez bir "kan davası" zinciri oluşur. Misilleme üstüne misilleme...

Bu yüzden toplum dağılma tehlikesiyle karşılaşır.

Bu tehdide karşı insanlığın on binlerce yıl önce bulduğu çözümdür kurban: Masum ve sembolik (yani sıradan insanla ilişkisi bulunmayan, bazen bir canlı, bazen nesne olan) bir kurbanın üzerinde toplum uzlaşır...

Antropolojik açıdan kurban budur... Ve sırf bu özelliğiyle bile yerden göğe kadar, hakkıyla kutsaldır!..

Yeri gelmişken belirteyim: Hıristiyanlar'ın kendilerine uygar havası verip Müslümanlar'ın Kurban Bayramlarına "ilkel" gözüyle bakmalarına hiç aldırmayın!

Onlar "insanlığın bağışlanması için peygamberin kendini kurban ettiği" bir geleneğe bağlı olduklarını unutmuşlardır. Kiliselere girdiğinizde kafanızı kaldırıp bir bakın; kutsal tasvirlerden hâlâ kan sızmaktadır!

(Tabii, İslam'ın Hz. İsa anlatımı ve kabulü böyle değildir.)

Benim derdim ise şu:

İnsana ve insanlık geleneklerine ilişkin hiçbir şey, "ayy fena oluyorum!" veya "o çağlar böyleydi, şimdi başka!" tavrıyla üstünkörü yaklaşılmayı hak etmiyor.

Düşünülüp tartışılacak ve öğrenilecek ne çok şey var!

Konuyu burada kapatıyor ve hepinizin bayramını kutluyor, hayırlar diliyorum.

ŞUT
Fransız futbolu neden ileride?

Geçen hafta oynanan Fransa - Almanya maçını izlediniz mi, bilmiyorum. Bir ara futbolun "f"sini bile oynatmadılar Almanlara...

Ertesi gün bizim spor servisimizden Mert Aydın odamdan içeri girdi ve "Abi, Reuters'den gelen şu ajans haberine bir bak. Fransız futbolunun bu kadar gelişmesinin nedeni belki bu konulardaki kararlılığıdır" dedi.

Reuters'in haberi "sahte pasaport skandalına bulaşan St. Etienne kulübünün 7 puanının silinmesine yaptığı itirazın yüksek mahkemede geçersiz sayıldığını" anlatıyordu. "Olmuş bir kere!" denilip geçiştirilmemişti skandal...

Şöyle bir düşündüm; yakın zamanlarda Strasbourg kulübünün sahası, atılan bir cisim yüzünden üç maç kapatılmıştı. Atanlar rakip taraftarlar olmasına karşın önlem almadığı için suçlu bulmuştu Strasbourg'u federasyon.

Ve yıllar önce Fransızlar en büyük kulüplerinden birine; Marsilya'ya küme düşme cezası vermekten kaçınmamışlardı...

Galiba haklıydı Mert!

"Masadaki futbolu" doğrulara sıkı sıkıya bağlarsanız, sahadaki futbolun mecburen kalitesi yükseliyordu...

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır