kapat

05.03.2001
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Sabah Künye
Cumartesi Eki
Pazar Eki
Melodi
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2001
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Kurban Bayramı
RUHAT MENGİ(rmengi@sabah.com.tr )


60 milyon derviş

Temizel de gitti. Arkasından kendisine yapılanları, anlatırken gözlerinin yaşardığını, istifasına neden olarak Kemal Derviş'e bağlanmasını gösterdiğini dinliyoruz şimdi.

Ve neyi farkediyoruz arkadaşlar?

Onun da farklı olmadığını. Tipik bir Türk siyasetçisi kafasına sahipmiş Zekeriya Temizel de..

Yaptığı olumlu işleri takdir etmiyor değiliz ama sonuçta ülkesinin en sıkıntılı döneminde kişisel rahatsızlıkları için işini yarıda bıraktı mı, bırakmadı mı?

Bıraktı.. Bunun halka "yeniden siyasete dönüp, işleri düzeltmek için elimden geleni yapacağım" diye söz vererek oy isteyen, oyları aldıktan sonra da cumhurbaşkanlığına atlayan siyasetçinin mantığından ne farkı var, o da bencillik, bu da.

Bunun karşılıklı bir yetki çatışması yaratarak MGK'da kavga çıkarıp ülkeyi dev bir krize sürükleyen siyasetçi anlayışından ne farkı var, o da bencillik, bu da..

İç çatışmalarından ve yarattıkları kaos ortamından dolayı seçmenini kaybeden ve halâ akıllanmayan CHP yöneticilerinin koltuk kavgasından ne farkı var, o da bencillik, bu da..

Kısacası şu; Türkiye bu kafalar yüzünden sürekli zaman kaybettiği gibi, içte ve dışta hep kötü örnek oluyor. Kavgacı, birbirini yiyen, fokur fokur kaynayan bir görüntü veriyor.

Temizel Almanya'ya gitmiş. İsterse daha uzağa gitsin, bu görüntüler zincirine bir halka da kendisi ekledikten sonra farketmez.

Biz ise bıktık artık, bu kafadaki tüm adamlardan kurtulmamız gerektiğini biliyoruz.

Dürüst olmak yetmez, geçimli olacak.

Geçimli olması da yetmez, devlet adamı olacak.

Hareketlerinin her boyutunu düşünecek.

Gözleri de yaşarmayacak. Ağlayan, içine sindiremeyen, şikâyet eden sulugöz politikacılardan da bıktık..

İnsanlarının yaşadığı sıkıntıyı, siyasetin yükünün sonunda olanca ağırlığıyla onların omuzuna bindiğini takdir edecek, bulunduğu makamın zorluklarını bilecek ve buna göğüs gerecek cesarette olacak!

Şimdi ümidimiz Derviş'de.. Derviş'in kelime anlamı "Tanrı hatırına, yoksulluğa katlanan kişi" olarak geçiyor. Buna göre Türkiye'de en az 60 milyon derviş yaşamakta..

Kemal Derviş'in işi zor. Onun için dudağını, elini, bacağını okumayı bırakalım da adam işini yapsın. Dünya çapında mükemmel bir konumdan ayrılarak, ülkesinin ihtiyacı olduğu anda buraya koşması onun kişiliğinin de mükemmel olduğunu gösteriyor. İnşallah o bizi düş kırıklığına uğratmayacak.

Bırakalım da hiç değilse bu Derviş, 60 milyon dervişi kurtarsın!

Sosyal adalet
Yıllardır her hükümet döneminde (Özellikle Ecevit) Sosyal adalet der dururuz, bu hükümete nasipmiş. Siyasi partilerin bakanlıkları, belediyeleri ve tüm kamu kuruluşlarını partilerine güç kazandırmak için maddi manevi etkin bir kaynak olarak görmesi, hazinenin suyu hiç kesilmeyecek bir musluk gibi kullanılması sonucu ülke ekonomisi öyle çöküntüye uğradı ki sanayicisinden sokak köftecisine kadar herkes aynı sıkıntıyı, aynı "yarın" endişesini paylaşır hale geldi. Bugün en zengin sanayiciler bile krizin boğucu baskısı ve korkusu içindeler. Memur, küçük esnaf, işçi kendi kesesine göre yaşıyor bunalımı, onlar da trilyonluk sözleşmeler ve birdenbire duruveren piyasaların getirdiği trilyonluk kayıplarla. Maddi sıkıntıda sosyal adaleti yakalamış bulunuyoruz.

Sorumluları kutlamak lâzım!

Akıllı kadından, akıllı söz
Uluslararası PR'cılar Derneği (IPRA)'nin de bir dönem başkanlığını yapan ve Türkiye'de "halkla ilişkiler"in kurumsallaşmasında da önemli rolü olan Betül Mardin CNN Türk'te bir programda yaşamını anlattı.

Onu uzun uzun dinleyip, vücut diliyle bütünleşen konuşmasının güzelliğini izleyince başarısının nedenini görmemek imkânsız. Gurur duyulacak, örnek iş kadınlarımızdan biri Betül Mardin..

Sohbeti sırasında söylediği bir söz dış siyasetimiz, dış "PR"ımız için de örnek olacak nitelikte.. Diyor ki;

"Ormanın ortasında güzel öten bir bülbül var.. Ama eğer onu kimse duymuyorsa, ötmesini takdir edebilecek kimse yok demektir. İşte biz orada güzel öten bir bülbül olduğunu herkesin farketmesini sağlıyoruz."

Bu sadece şahıslar, kurum ve kuruluşlar için geçerli değil.. Ülkeler de kendilerini iyi tanıtamadıkları takdirde, içlerinde ne kadar şişinirlerse şişinsinler hiçbir yararı olmuyor. Bizde tanıtım deyince, hükümetler götürüp yüzmilyonlarca doları yabancı tanıtım şirketlerine yatırıp geliyorlar. Oysa Türkiye'nin içinde ne başarılı halkla ilişkiler ve reklam kuruluşları var.

Kültür, Turizm ve Dışişleri Bakanlıkları'nın paralarımızı yabancı şirketlere veya tek bir Türk şirketine vererek savurmak yerine, ülkeyi tarih, kültür, sanat, siyaset, toplum yaşamı ve turistik açıdan tanıtmak için bu uzman kuruluşlarla işbirliği yapması gerekiyor.

Kitaplar basılacak, filmler çekilecek, yabancı dergi ve gazetelere ilanlar verilecek.. Diğer ülkelerde toplantılar düzenlenecek. Ve bunu bir konsorsiyum yapacak, tek bir kişi değil!

Bakanlıklar önce kendileri birlikte çalışmayı, sonra da ülkesini iyi tanıyan, başarılı firmaları biraraya getirmeyi neden halâ düşünemiyorlar?

Daha ne gibi uluslararası haksızlıklara kurban gitmeyi bekliyoruz?

Hepinizin mübarek Kurban Bayramı'nı en iyi dileklerimle kutluyorum.

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır