kapat

05.03.2001
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Sabah Künye
Cumartesi Eki
Pazar Eki
Melodi
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2001
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Yazarlar
Kadınlığımı geç keşfettim
Vizontele'deki oyunculuğuyla yine zirveye oturan Demet Akbağ, "Annelik gibi kadınlığımı da geç keşfettim. 28'ine kadar kendimi hiç beğenmezdim" dedi

Mesleki kariyer, iyi bir evlilik, annelik, başarı, para... Hepsi aynı anda hayatınıza girdi gibi görünüyor. Ne oldu? Hayatınızı değiştiren olaylar nasıl başladı? n Bir anda televizyonda içime sinen bir iş yapmaya başladım. Doğru bir çatı altında tiyatro yapmaya başladım. Doğru insanlarla çalıştım ve hemen akabinde de Zafer'i tanıdım. Sonra da Ali doğdu... Bu masal gibi bir şey. Bir şeylerin uğuru var sanki... Kim kime uğurlu geldi onu da bilmiyorum. Şikayet edeceğim bir şey yok. Her insanın hayatında bir çıkış noktası, yükseldiği bir an vardır. Benim hayatımda hepsi aynı zamana denk geldi. Bu da güzel bir şey. Bütün bunları hak etmiştim. Bu başarıyı da hak etmiştim, bu mutluluğu da...

-Yıllarca değişik özel tiyatrolarda çalıştınız. Çok mu zordu o yıllar? Kendinizi bulma, kendini ifade etme ve kanıtlama çabaları sizi yordu mu?

* Ben kendimi şanslı görüyorum. Önümde bir merdiven vardı. Hiç geri adım atmadan yavaş yavaş çıktım o merdivenleri. Böyle olması gerektiğine de inanıyorum. Kimse hemen başrolü oynayamaz. Ne kadar çok pişersen, ustalardan ne kadar çok şey öğrenirsen, ne kadar çok sahnede kalırsan o kadar çok şey öğrenirsin. Oyunculuk deneyimle olan bir şey. Eğitimin önemini yadsımıyorum ama bu işin de sahnede öğrenildiğine inanıyorum. Ben muhtelif tiyatrolarda beni mutlu eden işlerin içinde oldum her zaman. Orada olmaktan mutluydum. Henüz bir firma ve bir isim olmamıştım. Sadece bir oyunda bir görev veriliyordu. Sorup soruşturmadım, verilen rolü oynadım. Şimdiki genç arkadaşlara bakıyorum da öyle tuhaf şeylerin peşindeler ki... Ellerini ayaklarını nereye koyacaklarını bilmeden proje beğenmiyorlar. Bu da bana çok tuhaf geliyor. Öyle değil... Sahnede olursanız öğrenirsiniz bu işi. Ayrıca ben hiç beni mutsuz eden işlerin içinde olmadım.

'BEN STARIM' DEMEK İSTEMEM
-Kendi kuşağınız arasından sıyrılmış bir star olduğunuzu söyleyebiliyor musunuz?

* Kendi kuşağımdan Yasemin Yalçın var. Tilbe Saran dönem arkadaşım. Gülen Karaman, Arif Akkaya var. Ama 'ben starım' demek istemiyorum...

-Peki sizdeki ışık mı farklıydı?

* Işık diyebilirsiniz... Oyuncu olmak farklı bir şey. Her rolün altından kalkabilmek, yelpazenin geniş olabilmesi, tek tipe saplanıp kalmamak... Herhalde bunlar insanı farklı kılıyor. Bizde 'lokomotif oyuncu' tabiri vardır. Bir oyunu baştan sona alıp götüren insanlar için kullanılır bu. Başarım bu galiba... Ayrıca ben kendimle sahnedeyken o kadar çok uğraşıyorum ki, ne olduğumun, nerede olduğumun çok da farkında değilim. Ancak bu çemberin dışına çıkıp, kendime çok dışarıdan bakarsam o zaman daha farklı görüyorum. En doğru tanımlama 'içimdeki farklı ışık' galiba. Ben taklitler yaparak başladım. Ama okuldayken kimseyi taklit etmedim. Bu bir avantaj. Kendime ait bir tarz belirleyebildim. Taklit yeteneğimle televizyonda tanındım. Orada popüler olduğum için de özel tiyatrolardan teklifler geldi. Böyle bir avantajım oldu.

DOĞRU ZAMANDA ANNELİK
-Çok yoğun tempoda çalışan kadınlar anneliği her zaman ertelerler. Siz geç kabul edilebilecek bir yaşta anne oldunuz? Bu gecikmişlik mesleki kariyerde 'kayıp yıllar olmasın' kaygısından mı kaynaklandı?

* Çok fazla çalışmak ve para kazanmak zorunda olduğum bir dönem vardı. Birkaç işi birarada yapmak durumundaydım. O zor dönemlerde anne olsaydım belki işimden kopmak durumunda kalacaktım. Şimdi böyle bir zorluk yaşamıyorum. Hayatımız organize olmuş durumda. En azından maddi problemlerimi hallettiğim bir zamanda doğdu Ali.

-Hayatınızdaki değişimler içinde en önemlisi kendinizle ilgili değişim diye düşünüyorum. Şimdi daha feminen bir Demet Akbağ var. Yanılıyor muyum?

* Çok doğru. Ben annelik gibi kadınlığımı da geç keşfettim. Kendimi daha beğenir oldum. Kendimi 28 yaşından sonra beğenmeye başladım. O zamana kadar daha da beğenmezdim, hatta hiç beğenmezdim. Sonra hoşluk olduğunu fark ettim. Giyim tarzınız değişiyor. Kazandığınız para ile orantılı olarak daha tarzınız olan ve hoşunuza giden şeyleri satın almaya başlıyorsunuz. Koşullar rahatladıkça zevkinizi daha iyi ortaya çıkarma imkanı buluyorsunuz. Her açıdan daha bir rafine oluyorsunuz. Bir baktım, eh fena da değilmişim. Güzel güzel giyinince hoşuma gitmeye başladı. Bir de hayatım boyunca almadığım iltifatları Ali'ye hamileliğim döneminde aldım. Hâlâ da alıyorum.

Yılmaz'ın tek güvenebileceği kadın benim
Bugün ulaştığınız noktada sanırım en büyük etkenlerden biri de Yılmaz Erdoğan ile buluşmanız. Erdoğan sizin için arkadaş mı, partner mi, patron mu?

* Söylediklerinizin hepsini sayabiliriz ama en çok arkadaşım galiba. O yüzden bu başarıyı, bu uyumu yakaladık. Birbirimizi çok iyi tanıyoruz. Her şeyimizi biliyoruz. Bu çok önemli. Böyle başlamadı ama artık çok iyi arkadaşız. Çünkü iş dışında da çok şey paylaşırız.

-Yılmaz Erdoğan şöhreti ve gücünden dolayı kadınların kuşatması altında. Çoğu kez kullanıldığı da oluyordur. Onun bu kalabalık hayatında en çok güvenebileceği kadının siz olduğunu söyleyebilir miyiz?

* Evet.. Tek kadınım. 'Hayatta güvenebileceğim tek kadın sensin' diyor. Çünkü medyada Yılmaz'ı annesi ile bile sevgili diye yazmışlar. Annesi çok genç ve çok hoş bir kadındır. Yılmaz da bu örneği verip, 'Demetciğim sen benim için annemden de öte bir kadınsın. Şimdiye kadar böyle bir şey yakıştırmadılar' dedi. Bu açıdan benimle göğsünü gere gere dolaşır. Benimle her zaman rahat eder.

Aşk insanı güzelleştiriyor
Demet Akbağ söz eşine gelince başlıyor anlatmaya. Nefes almadan aşkını bir çırpıda dile getiriyor:

"Bana kendimi en güzel hissettiren şey Zafer'in aşkıdır. Onu 35 yaşında tanıdım. Her kadının başına gelmesi gereken bir aşkın kahramanı Zafer. Aşk da insanı güzelleştiriyor. Güzel ve olgun bir aşk tabii. Kaprislerin olmadığı, sabırlı bir aşk. Eh, bir de insan kendini keşfedince geri dönemiyor...

Komik komik konuşur, beni güldürür. Çok özel bir adamdır... Özel hayat çok önemli. Bunlar iyi olunca her şey moralli ve iyi oluyor.

Oyunumun olduğu her gece Zafer burada, tiyatroda benimle beraberdir. Sonuna kadar bekler ve eve beraber gideriz. İşten çıkınca buraya gelir, hiçbir zaman eve yalnız gitmem."

ŞENGÜL BALIKSIRTI


Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır