


İlk günde suyu bulandırmak
Kemal Derviş'in ekonomiden sorumlu devlet bakanı olarak atanması bütün kesimlerde olumlu bir hava yaratırken ilk soru Ankara'dan ve hangi "odaklar"dan, hangi engellemeler geleceğine ilişkindi.
Ve suyu bulandıran ilk hareket, pek umulmayan bir kişiden, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu Başkanı Zekeriya Temizel'den geldi. Temizel görevinden ayrılırken net bir açıklama yapmadı.
Zekeriya Temizel maliyede üst düzey görevlerinde başarılı olmuş bir bürokrat olarak siyasete girdikten sonra Maliye Bakanı olarak en kapsamlı vergi reformu için çaba gösterdi. Ancak bu girişimin siyasi sunuşu ve anlatımı yapılamadı, uygulamaya yanlış başlandı ve tepkilerin hedefi Temizel oldu. Bu tepki, 1999'da DSP'nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı olan Temizel'e bu seçimi de kaybettirdi.
Beş yıl boyunca yasasız kalmış olan ve ekonomik çalkantılarda büyük yaralar alan bankacılık sektörünün düzenleme ve denetiminden görevli kurumun ilk başkanı olarak 11 ay görev yapan Temizel'in bu dönemdeki çalışmaları değişik kesimlerden destek de aldı, eleştiri de aldı. Bunları ekonomi dünyası tartışacaktır.
Siyasette hazırlıklar...
Ancak Temizel'in, Derviş'in atanmasına ve BDDK'nın "ilgili bakanı" olmasına tepki göstererek istifa etmesinin tartışması yoktur. Bu tepki istifası, iki gündür sessiz ve derinden bir yıpratma faaliyeti içinde olan "geleneksel" yapının "engelleme" çabası olarak görülecektir.
Siyasi yapı, Derviş'in kişiliğinde başlayan yeni ekonomi yönetimi hamlesini "içine sindirmiş" değildir. Koalisyon protokolünde MHP ve ANAP'ın yönetimine verilmiş olan ekonomi birimlerini ve bankaları bu iki parti kendi "uhde"lerinde tutmuşlardır.
Özelleştirme İdaresi ve Vakıflar Bankası, ANAP'lı Devlet Bakanı Yüksel Yalova'nın yönetiminde kalmıştır. Devlet Bahçeli'ye bağlı olan Devlet Planlama Teşkilatı'nın da Derviş'in bakanlığına geçeceği söylenmiş olmasına rağmen Bahçeli'de kaldığı anlaşılmıştır. Aynı şekilde, Dış Ticaret Müsteşarlığı ve Emlakbank da MHP'li Devlet Bakanları'nda kalmıştır.
Ekonomi yönetiminin, bütün stratejik ve temel birimleriyle birlikte tek merkezin koordinasyonunda yürütülmesi girişimi daha baştan koalisyon "protokolü"ne takılmıştır.
Derviş'in göreve geldiği andan itibaren yapılan yorumlarda herkes nazikçe ya da açıkça "siyasetin el tutmaması" temennisini dile getirmektedir. Ama siyaset daha en başından el değil kol tutmaya hazırlandığının işaretlerini vermektedir.
Yıprat, bezdir, kaçırt...
İki günün en iyimser beklentisi Kemal Derviş'in bir tür "ekonomiden sorumlu başbakan" olacak kadar geniş yetkilere sahip olması yönündeydi. Bu olmamıştır. Ve olmayacağı gibi geleneksel siyasi-idari yapı, bir yanda ANAP ve MHP'den gelen soğuk rüzgârlar, diğer yandan Temizel'in istifasıyla "direnme" işaretleri vermektedir.
Kemal Derviş geniş kesimlere bir "yenilenme" duygusu vermiş, moral getirmiştir. Bu hava bile "birileri"ni rahatsız etmiştir. Bu "birileri", Türk ekonomisinin bu darboğazdan kurtulup ferahlamasıyla değil, asıl olarak kendi "dengeleri" ile meşgul olduklarından rahatsız olmakta haklıdırlar. Bu "birileri" Derviş'in ve yeni ekonomi kadrosunun başarılı olmasını da istemeyeceklerdir.
Bütün çabaları topluma "İşte bu da olmadı" dedirtmek olacaktır. Bu yıpratma-bezdirme-kaçırtma politikasının başarılı olabilmesi için de suların sürekli olarak bulanık tutulması gerekir. İlk andan yapılmaya başlanan da budur.