Carlo Collodi'nin, Dünya klasikleri dizisi arasında yeralan "Pinokyo" kitabını okumayan ve Pinokyo'yu bilmeyen herhalde yoktur. Pinokyo'nun en belirgin özelliği ise, yalan söylediği zaman burnunun uzaması... Yalan söyledikçe, burnu uzuyor, uzuyor...
Son zamanlarda, ülke yönetiminde ve ekonomisinde sözsahibi olan bazı kişilerin açıklamalarına ve hemen ardından da aksine aldıkları kararlara baktığımızda, Pinokyo'yu ve uzayan burnunu anımsıyoruz. Örneğin;
* Kısa bir süre önce, dönemin Merkez Bankası Başkanı, elinde dolar olanların hayal kırıklığına uğrayacaklarını, TL'ye yatırım yapanların ise, büyük kazanç sağlayacaklarını açıkladı. Sonuç; tersi oldu. TL'ye yatırım yapan kayba uğradı.
* Hazine Müsteşarı, Merkez Bankası Başkanı, Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı, Başbakan ve daha birçok yetkili, kesinlikle devalüasyon olmayacağını açıkladılar. Hatta devaülasyon olacağını söyleyenler hakkında bazı ithamda bulundular. Sonuç, devaülasyon oldu. Yetkililere inananlar kaybetti.
* Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu Başkanı, hiçbir bankaya el konulmayacağını, aksini söyleyenlerin ekonomiye ihanet ettiklerini belirtti. Üç gün sonra, Ulusal Bank'a el konuldu.
Örnekleri çoğaltmak mümkün. Ne zaman akaryakıta ve tekel ürünlerine kesinlikle zam yapılmayacak denildiyse, hemen sabahleyin zam yapılıyor. Vergi oranları indirilecek deniliyor, aksine artırılıyor. Ekonomi ve Maliye dünyasında, yalan söyleyenlerin burnu uzasaydı, herhalde bazılarının burnunun ucu taa Amerika'ya kadar giderdi...
Yazıyı, "Yalancı Çoban" hikayesi ile bitirelim. Canı sıkılan çoban, "imdaat, sürüyü kurt bastı" diye bağırıp yardım istediğinde, silahını, sopasını kapan köylüler koşarak geliyorlar. Bir de bakıyorlar ki, söylenen doğru değil. Bir ay sonra yine aynı feryat, köylüler sürüyü kurt bastı diye yine koşup yardıma geliyorlar. Çobanın sevimsiz şakası olduğunu görüp, homurdanarak geri dönüyorlar. Bir süre sonra, sürüyü gerçekten kurtlar basıyor, çoban bağırarak köyden yardım istiyor ama nafile, çoban inandırıcılığını kaybettiği için, kimse yardıma gitmiyor, kurtlar koyun ve kuzuları boğazlıyorlar...
Bu hikayedeki gibi, ülke yönetimi ve ekonomide etkin konumda olanların, yaptıkları açıklamaların aksi ortaya çıktıkça, inandırıcılıkları da kayboluyor. Hikayedeki gibi, ya bir gün hiç inanan olmazsa...
Miras kalan arsanın satışı
2000 yılında ölen babamdan miras kalan arsayı 100 milyar lira olarak beyan edip vergisini ödedim. Ocak'ta bu arsayı 600 milyar liraya sattım. Bir arkadaşım, aradaki 500 milyar liranın "Değer Artışı Kazancı" olarak gelir vergisine tabi olduğunu söyledi. Doğru mu?
YunanlIfünlü armatör Onassis, Amerika'da lüks otel odasında viskisini yudumlarken, birden kapı vurulur ve içeri düzgün giyimli 35 yaşlarında birisi girer. Onassis'e hitaben;
- Efendim, siz beni ilk kez görüyorsunuz. Akaryakıt taşımacılığı ile uğraşıyorum. Şu anda otelin lobisinde de, Amerikalı bir grup işadamıyla, 150 milyon dolarlık bir taşıma işini konuşuyorum. Bu konuda yardımınızı istirham edeceğim.
- Borç istiyorsan yanlış kapı çaldın. Kefil olmamı istiyorsan, yanlış adrese geldin...
- Hayır efendim, hayır. Ne borç para ne de kefil olmanızı istiyorum. Sizden küçük bir ricam olacak. Ben Amerikalı işadamlarıyla fiyatlarda hemen hemen anlaştım. Ancak, adamlar galiba bana güvenmiyorlar. Bu da, beni yeterince tanımamalarından kaynaklanıyor. Acaba, biraz sonra lobiye indiğinizde, bizim yanımızdan geçerken, şöyle hafifçe omzuma vurup "N'aber Co" der misiniz? Sizin böyle demeniz herşeyi çözecek...
Onassis bir iki saniye düşünmüş ve olay biraz da hoşuna gitmiş.
- Peki arkadaş, sen onların yanına git. Ben birazdan geliyorum.
Onassis biraz sonra lobiye inmiş. Co'nun oturduğu masayı görmüş ve oraya doğru yönelmiş ve tam masanın yanından geçerken, birden Co'yu farketmiş gibi yaparak, hafifçe omzuna vurmuş ve;
- N'aber Co? Ne yapıyorsun burada?
Co sert bir şekilde, Onassis'e bakarak;
- Şimdi sululuğun sırası değil, görüyorsun burada iş görüşüyoruz...
Bir söz
İki kere iki dört eder dense bile birkez kuşkulan ve araştır.
Lichtenberg