


Pazar konuşmaları!
Biri ötekine dedi ki:
"Neler oluyor! Önümü göremiyorum."
Öteki cevap verdi:
"Önünü göremediğin zaman dönemece çok yaklaşmışsın demektir."
Biri bana sordu: "İyimser misin, kötümser mi?"
Dedim ki: "İyimserim!"
Sonra açıkladım: "Kötümser dermiş ki, işler bundan daha kötü olamaz. İyimser ise, olabilir, olabilir, herşey daha kötü olabilir dermiş. Ben iyimserim."
***
Bir İngiliz, bir Amerikalı'ya demiş ki: "Amerikan ulusuna çok şaşıyorum doğrusu. Hiçbir zaman akşam yemeğine davet etmeyi düşünmeyeceğiniz insanlar tarafından yönetiliyorsunuz."
Amerikalı cevap vermiş:
"Doğru! Ama İngiliz ulusu da, sizleri bir ömür boyu akşam yemeğine çağırmaya tenezzül etmeyecek kişiler tarafından yönetiliyor."
Krizin pençesinde kıvranan gariban Türk de bunun üzerine, sormuş: "Akşam yemeği daveti mi? O da ne?"
***
Bir arkadaşıma, istikrar programının uygulanmasından niye vazgeçildiğini sordum.
Bana bir Bektaşi hikâyesi anlattı.
"Bektaşi yolda yürürken, önüne çıkan yabani zeytin ağacından bir zeytin koparıp ağzına atmış. Bakmış ki acı, zehir zıkkım birşey. Hemen tükürmeye başlamış.
Bu sırada oradan geçen bir hoca; bre zındık, demiş, cennet taamı olan zeytini nasıl yere tükürürsün?
Bektaşi şaşırmış. Nereden belli bunun cennet taamı olduğu, diye sormuş.
Hoca kesesindeki Kur'an'ı çıkarıp gösterince iyice bozulmuş ama yine de altta kalmamak için demiş ki:
Sen git onlara söyle, böyle şeyleri yazmadan önce şunun bir kere tadına baksınlar!"
***
Türkiye'de yöneticiler; ne yapılması gerektiğini bilenlerle, nasıl yapılması gerektiğini bilenler olarak ikiye ayrılır.
Kimileri "Ne yapmalı?" sorusuna iyi cevap verebilir, kimileri de "Nasıl yapmalı?" sorusuna.
Bu iki özelliği kişiliğinde toplayan bir adam bulsak;
Kurda kuşa yedirmeden başımıza geçirebilsek;
Ve biraz nefes alsak!
Ne iyi olurdu değil mi?
Ama Albert Einstein demiş ki: Zekânın sınırları vardır; aptallığın ise yoktur!