kapat

27.02.2001
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Superkupon
Magazin
Sabah Künye
Cumartesi Eki
Pazar Eki
Melodi
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2001
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Kurban Bayramı
GÜLAY GÖKTÜRK(gokturk@turk.net )


Fırtına ertesi

Döviz dalgalanmasının yol açtığı fırtına birkaç haftaya kalmadan yavaş yavaş durulacak. Dalgalar gittikçe küçülüp sonunda hepimizi yüzde 15-20 oranında fakirleştiren bir noktaya ulaştığında deniz durulmuş, ortalık sakinlemiş olacak.

Ve o sanal sükunet içinde; evlerinde, dükkânlarında, atölyelerinde, fabrikalarında, fırtına sonrası ellerinde kalanı derleyip toparlayıp yeniden ayağa kalkmaya çalışan insanların sessiz hıçkırıklarını kimse duymayacak.

Kısa bir süre sonra IMF'nin, Dünya Bankası'nın alelacele yetiştirdiği on beş milyar doların verdiği rehavetle akut kriz yavaş yavaş atlatılacak. Halk kronik sancılar içinde kıvranadursun, yeni bir istikrar programı eşliğinde, yine pembe tasvirler ortalığı kaplayacak.

Aradan bir süre geçtiğinde, bir bakacağız, ekonomi bürokratları yine "gırtlağa kadar borca battık" yerine "İç borç stokundaki büyüme" demeye başlamışlar. Ziraat Bankası'nın Halk Bankası'nın krizi tetikleyen kitlenmesinin adı yine "görev zararlarındaki artış" olmuş. Bütçeyi tutturamayınca, yeni borçlar bulunmasına, yeni vergiler salınmasına ve yatırımların daha da azaltılmasına "Ekonomik büyüklüklerin revize edilmesi" adını koyacaklar. Devletin, önünü ardını düşünmeden batakçı iş adamları gibi tefeci faizleriyle borçlanmasını "Kamu kesiminin finansman yapısındaki sorunlar" diye ifade etmeye başlayacak, üretimin azalmasına, fabrikaların durmasına ve iflasların çoğalmasına ise "negatif büyüme" adını takacaklar.

Yöneticilerimiz, ihanete varan kötü yönetimlerini gizlemek için böyle şık sözcüklerle kamuoyunu uyuttuktan sonra, yine o "kara" günlerden biri gelip çattığında, en kaba saba ifadelerle ve "herkesin anlayacağı biçimde" bağırmaya başlayacaklar: "Battık!"

***

Bu filmin yeniden yaşanmamasının tek yolu var:

"Kriz, yapısal reformlar adı verilen reformların yapılamaması yüzünden patladı" demek hiçbirşeyi çözmüyor. Yapısal değişikliklerin her birini tek tek ele alıp neden bir türlü yapılamadığı ortaya konmadıkça, hiçbir şey söylenmemiş oluyor. Bugün yapılması gereken şey, kamu açıklarına yol açan irili-ufaklı bütün delikler alt alta yazılıp:

Hangilerine ne sebepten başlanamadığı...

Hangilerinin kimin engeliyle karşılaştığı...

Hangilerinin ne sebepten yarım kaldığını açık açık ortaya koymaktır.

Bu liste net bir biçimde ortaya konulduğunda, Türkiye ekonomisini kimin batırdığı da anlaşılacaktır. Örneğin ben, "özelleştirmeler gerçekleştirilemedi" gibilerden bir klişeyle yetinmek istemiyor, tek tek bütün "özelleştirememe" hikâyelerini sorumlularıyla birlikte bilmek istiyorum. Bütçe dışı fonların neden bir türlü tasfiye edilemediğini, bu fonların nerelere harcandığını ve bu gecikmeye kimlerin yolaçtığını öğrenmek istiyorum.

Yine, bu istikrar programı süresince, devlet dairelerine kaç yeni memur alındığını; KİT'lerde ne kadar ihtiyaç fazlası personel olduğunu ve bunların tasfiyesine kimlerin karşı çıktığını merak ediyorum.

SSK'yı dolandırarak çifte maaş alanlardan dolayı SSK'nın ne kadar zarara girdiğini; 10 milyon yeşil kartın kaçının ihtiyaç sahiplerine dağıtıldığını; cebinde başka bir sosyal güvenlik kuruluşunun kartı varken yeşil kart alanlar yüzünden Sağlık Bakanlığı'nın kaç katrilyon ödemek zorunda kaldığını öğrenmek istiyorum.

Ayrıca, Ziraat Bankası ve Halk Bankası'nın "görev zararları" denilen, kimilerinin 20 milyar dolar, kimilerinin 30 milyar dolar tahmin ettiği kalemin içinde neler olduğunu çok merak ediyorum. Bu zararın ne kadarının çiftçiye ve esnafa verilen ucuz kredilerden kaynaklandığını, ne kadarının büyük holdinglere verilen kredilerde battığını bilmek istiyorum.

Holdinglere peşkeş çekilen kredilerden bol bol sözedilirken, neden hiç kimsenin ağzını açıp da köylüye, esnafa dağıtılan ve çoğu geri dönmeyen sudan ucuz kredilerden söz etmediğini merak ediyorum.

Sebep, çiftçiye verilen kredilerin "Görev zararı" içinde çok küçük bir yer tutmasından mı? Yoksa, bunlardan bahsetmek popülizmin gereği yasak olduğundan mı?

***

Bunlar benim ilk ağızda aklıma gelen sorular. Kimbilir sorulması gereken daha ne çok soru ve yapılması gereken ne çok açıklama var.

Eğer krizi konuşacaksak ve yaşadıklarımızdan ders çıkaracaksak, bunları konuşmalıyız. Yoksa daha çok boşu boşuna kemer sıkarız..

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır