


Demokrasi, bir yük haline gelmemeli!
Yazı yazmanın çok zor olduğu günlerden geçiyoruz.
"Ben daha önce uyarmıştım. Şu tarihlerde şunları demiştim." diyemezsiniz; ayıp olur!
Zaten umudum yoktu diye yazmanız da yakışık almaz!
Milyonlarca insan kuşkulu, korku içinde ve geleceğine güvensiz deseniz; bunu herkes biliyor!
Kurtuluş çaresi bulmaya çalışsanız; "İyi ama bunu kim yapacak?" sorularıyla karşılaşmanız kaçınılmaz.
Bu yüzden, gökyüzünü kara bulutların kapladığı bugünlerde yazı yazmak, Hint fakirinin çivili tahtasına yatmaktan farksız.
***
Saygıdeğer Büyükelçi Şükrü Elekdağ'ın yazısını bu duygularla okudum ve yapılması gerekenleri anlattığı bölüme gelince içimden "Tamam!" dedim. "Şimdi size de, bunlar nasıl olacak diye soracaklar Şükrü bey!"
Sayın Elekdağ Türkiye için aydınlık yol olarak gördüğü stratejiyi şu cümlelerle saptıyor: "IMF ile bir yıllık yumuşak bir geçiş programı üzerinde anlaşılması ve bu sürede seçim sistemi ile Siyasi Partiler Kanunu da dahil olmak üzere siyasi yapıda köklü bir sistem değişikliği yaptıktan sonra, erken seçime gidilmesi."
Öneriler doğru ama bu sistem değişikliğini kim yapacak sorusu öne çıkıyor.
Bu konulardaki yazılarım hep aynı tepkiyle karşılandı: Kim yapacak?
Mevcut Meclis'in ve siyasi partilerin köklü bir değişim istemedikleri açıkça ortada.
Türkiye'nin bu köhne sistemle daha fazla devam edemeyeceği de belli.
O zaman, bu değişikliği bir başka irade mi gerçekleştirecek?
***
Bence bu seçeneklerden önce bir yol daha var. Belki biraz daha uzun ve zahmetli ama daha güvenli.
Giderek yakınlaşan seçimde, iki meclis seçilir. (Ayrı seçimler de düşünülebilir.)
Birisi bildiğimiz Millet Meclisi.
Öteki ise yeni bir anayasa hazırlamakla ve Siyasi Partiler Kanunu ve Seçim Kanunu da içinde olmak üzere bir çok temel yasayı değiştirmekle yükümlü olan bir meclis.
İkinci mecliste, toplumun her kesimini ve ülkenin değişik bölgelerini temsil eden itibarlı, güvenilir kişiler biraraya gelir; Türkiye'yi, ihtiyacı olan yapısal reformlara kavuştururlar.
Burada görev yapacak olan kişilerden, bir daha seçimlere girmeyeceklerini açıklamaları istenir.
Hazırlanan anayasa ve yasa teklifleri kamuoyuna sunulur.
Özgür bir tartışma döneminden sonra da referandum yapılır.
Ve Türkiye referandum sonucunda 21. yüzyıla yaraşır, çağdaş bir yeniden yapılanmayı, sivil irade ile başarmış olur.
Bu öneriler Sayın Cumhurbaşkanı'nın yetkileri gözönüne alınarak incelenmeli.
***
Yeni bir anayasa, sivil toplum, katılımcı demokrasi gibi taleplerimizin, sabırsız okurlar tarafından "İyi ama pek gerçekçi değil!" yaklaşımıyla ele alındığının farkındayım.
Ama unutmasınlar ki başka çare yok.
Yılların biriktirdiği sorunlar, birkaç gün ya da birkaç ayda çözülemiyor.
Eğer on yıl önce bu bilinçle harekete geçseydik, bugün içinde bulunduğumuz çözümsüzlüğü yaşamıyor olurduk.
Başka bir deyişle, eğer bugün çalışmaya başlamazsak on yıl sonra da aynı konumda, ya da daha kötü bir ortamda buluruz kendimizi.
Yazımızı yine Elekdağ'ın önemli uyarısıyla bitirelim:
"Hükümete tavsiyemiz, demokrasiyi milletin taşımakta zorluk çekeceği bir yük haline getirmemeleridir."