


Adalet "Hangi" mülkün temeli..
Geçen Perşembe sabahı, Küçük Çekmece Adliyesindeydim.. CarrefourSA sadece tazminat davasıyla yetinmemiş, hapse girmem için bir de ceza davası açmış.. "Burası sömürge mi" dedim diye..
Beraat ettik.. O tamam.. Tamam olmayan birşey var..
Avcılardaki Küçükçekmece Adliyesi..
Bu ülkede yargıçlar hala ve hala adaleti sağlıyabiliyorlarsa, onların ellerini günde 40 kez öpmek gerek..
Hayır.. Maddi sorunlarından söz etmiyorum.. Orası tam yürekler acısı.. Uygar hiçbir ülkede, bizimkiler kadar yoksul yargıçlar yok.. Bunu biliyoruz.. Bilmediğim.. Bir gazeteci olarak aslında en başta kendimden utandığım, çalışma koşullarının ne derece felaket olduğu..
Küçük Çekmece Adliyesi, basın davalarının görüldüğü yer. İki Telli oraya bağlı çünkü.. Sabah, Hürriyet, Milliyet ayni mahkemedeler hemen her gün... Yani gazetecilerin uğrak yeri..
Peki niye kimse görmemiş?.. Niye kimse gündeme getirmemiş?..
Daracık sokaklardan geçiyorsunuz.. Tam bir tabela kirlenmesi içinde sokaklar bunlar.. Belediye ne iş yapar bilinmez. Otopark falan hak getire.. Bir dar sokakta iğrenç bir bina.. Daracık merdivenleri tırmanıyor, ikinci kata geliyorsunuz.
Bekleme salonunuz burda.. Ne salonu.. Güldürmeyin beni.. Karanlık, penceresiz, havasız, daracık bir koridor.. Ter ve nefes kokuyor.. Loş ampullerle sözüm ona aydınlanıyor. Duvarda koca koca çatlaklar.. Depremde mi yarılmış acaba?.. Badanalar değil, sıvalar bile dökülmüş.. Yüzlerce insan üstüste.. Otobüste gibi bekliyorlar..
Kapı arasından duruşma odasına bakıyorum.. Salon falan değil, minnacık bir oda.. 10 kişiden fazla sığmaz.. Bir taraf tavanlara kadar dosya dolu.. Bağlanmış, yığılmış.. O yığından aranan dosya nasıl bulunur?.. O yığın içinde evraklar, belgeler, kanıtlar nasıl sağlıklı sağlanır, anlamak mümkün değil..
Yanıma bir avukat yaklaştı..
"Dün dört saat içinde 750 dosyaya baktı bir yargıç" dedi.. Bilgisayar bu hıza yetişemez, ne diyorsunuz siz..
Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı'nın, Hukuka ve Adalet verdiği değer işte bu..
Üçüncü güç.. Bağımsız güç yargı işte bu koşullarda çalışıyor..
Adalet mülkün, yani devletin temelidir.. Tamam da, "Devlet" bu mu?..
Bu Adliye'den Adalet hala çıkabiliyorsa eğer, o yargıçların, o idealist insanların öpülesi elleri yüzündendir..
İdealist.. Evet. İdealist ya.. Ordan kazandıkları üç otuz parayı başka türlü de kazanırlar.. Daha uygar koşullarda üstelik..
Öpülesi.. Evet öpülesi.. Haftanın beş günü, işyeri diye işte bu korkunç binaya geliyorlar.. Hayatları bu korkunç binanın içinde geçiyor.
Bakın.. O dünyayı birbirine katan F tipi var ya.. Bu Adalet Binasının yanında 5 yıldızlık otel.. Yargıç birini mahkum edip ceza evine yollarken, adamın kendisinden çok daha iyi koşullarda yaşayacağını biliyor..
Yani asıl mahkum yargıcın ta kendisi..
Yatan, af, maf, iki günde çıkıyor.. Oysa yargıç biliyor ki, o gençliğini, yaşamını, bu iğrenç koridorlar ve salonlarda bitirecek.. O müebbet mahkum.. Affı falanı yok..
F Tipine "İnsanlık dışı" diye kıyamet koparan sivil toplum örgütleri "Asıl işkence bu" diye ayağa kalkmıyor.. Medya "Bu ne rezilliktir" diye dünyayı birbirine katmıyor. Günde ortalama 10 gazeteci geliyor bu Adliye Sarayı'na (!).. Geldikleri gibi gidiyorlar. Görmem.. Duymam.. Söylemem medyası..
..ve O yargıçlar, o elleri öpülesi yargıçlar, bu insanlık dışı, uygarlık dışı, çağ dışı koşullarda çalışmaya devam ediyorlar.. Sessiz.. Protesto etmeden..
..ve moralleri bozulmuyor.. ve kahrolmuyorlar.. ve o rezil, o iğrenç, o insanlık dışı koşullarda, Adaleti sağlamaya çalışıyorlar..
Mülkün temeli, adaleti..
TEBESSÜM
Fıkra Hakan Altuntaş'dan
Adamın 4 oğlu varmış ve bir evde oturuyorlarmış. Bir akşam beraber televizyon izlerlerken babası susamış ve büyük oğluna, oğlum bir bardak su getirirmisin demiş. Oğlu duymamış bile. Adam ümidini yitirmemiş ve bir küçüğüne söylemiş. Ayni tepkiyi alınca ondan bir küçüğe dönecek olmuş o hiç oralı olmamış. Bütün bunları izleyen en küçük evlat babaya bağlılığını göstermiş ve:
"Baba bunlardan sana hayır gelmez" demiş, "Kalk git suyunu iç de bir bardak da bana getir."
Bir Tavsiye
Komser Şekspir'i sakın kaçırmayın..
Allahtan bu ülkede sinema seyircisinin eleştirmenlerin yazdıkları ile uzaktan yakından alakası yok.. Aldırmıyor bile.. Maazallah, bütün sinema salonları iflas eder, sinema sanatı, en azından bizim ülkede sona ererdi..
Şimdi bakın eleştirmenlerin "Kötü, on para etmez, gitmeyin" dedikleri filmlere gitmiyorlar, diyelim.. Ne olurdu o zaman?..
Bunların "Harika" dediği, yıldızlara boğduğu filmlere gidenler daha "Beş dakika ara" olmadan hafakanlar basıp, salonları terkederken "Bu mu ulan sinema" diye bas bas bağırır, bir daha da sinemaya gitmemeye yemin ederdi..
Şimdi, Filler ve Çimen ile Vizontele'yi göklere çıkaran ve de Komser Şekspir'i yerin dibine sokan eleştirmenlere bir sorum var?..
Bu üçünden sadece bir tanesi "Film.." Dikkat buyurun, iyi, kötü ayrımı yapmıyorum.. "Bir tanesi film" diyorum..
Hangisi..
Komser Şekspir, film gibi film, en başta.. Başı var, sonu var.. Anlattığı bir öykü var.. Kahramanları var.. Haa.. İyi.. Kötü.. O sonra..
Filler ve Çimen, bu ülkede derin devlet üzerine ne kadar dedi kodu üretilmişse, onları tıkıştırmış.. Olmuş film..
Vizontele, olayı anlatmaya son 20 dakikada başlıyor.. Ondan öncesi, Yılmaz Erdoğan gırgırı..
Bunlara üçer yıldız.. Komser Şekspir, tu kaka..
Hayır.. Komser Şekspir, iyi çekilmiş, iyi oynanmış bir fantezi.. Bir masal.. Büyükler için bir masal..
Başından sonuna keyifle izliyorsunuz.. Yükselen kahkahalar inanın Vizontele'yi de, Hemşo'yu da, Kahpe Bizans'ı da katladı, salonda..
Duygusal, insanı göz yaşlarına boğan sahneleri var..
İnsanın bütün hallerini yaşatıyor, Sinan Çetin size.. 90 dakika boyu eline alıyor, yoğuruyor, yoğuruyor..
Ankara'ya göndermeler yapıyormuş.. Yok canım.. Sadece Hollywood filmlerine göndermeler yapıyor.. Hani o baskın sahnesi, FBI baskınları var ya, Hollywood'da.. Oraya.. Finale doğru yavaş başlayan alkışların hızlanması, Brubaker'a.. Falan filan..
Dedik ya, bir masal, bir fantezi.. Siz nereye çekerseniz oraya gider.. Enteller böyle çekiyorlar ille de.. Bana ne..
İyi oynanıyor film..
Kadir İnanır, bana sorarsanız, hayatının en harika performansını sunuyor.. Olağanüstü bir oyunculuk..
Okan Bayülgen.. Vay anam vay.. Okan, dünya çapında bir oyuncu olduğunu bir kez daha kanıtlıyor.. Her filmde başka bir tip.. Her tipte harika oyun..
Gazanfer Özcan.. O büyük usta.. O bizim kuşağın tüm babalarını tipliyor..
"Yüzüme bakmaz sanırdım, meğer gözünü üzerimden ayırmazmış.." Nasıl muhteşem bir Gazanfer var, filmde..
Özkan Uğur.. Yufka yürekli mafya babasında gene dillere destan bir tipleme yapıyor.. Aslında oyundaki her tip çok iyi işlenmiş.. Hepsinde Sinan Çetin imzası var.. Karakoldaki polisler.. Memur/Avcı ve de Tinerci/Prens tipleri.. Bu kadar olur..
Ayrı bir satır ayırdım..
Müjde Ar.. Nihayet özlediğimiz ve beklediğimiz Müjde Ar.. Bu kez sımsıkı sarılmış rolüne ortaya Müjde Ar oyunculuğu çıkmış nihayet..
İki tip var, filmde, nispeten yama gibi duran..
Biri bizim Selahattin Duman.. Duman çok iyi oyunculuk veriyor, inanmazsınız.. Yamalık, senaryordan geliyor.. Sanki Selahattin ordan geçiyormuş da "Gel sen de görün" diye iki satır yazmışlar gibi..
İkincisi Pelin Batu.. O rol için yaşı çok büyük bir.. İkincisi geri kalan tüm ekibe yabancı duran bir tipi ve yorumu var.. Komser Şekspir'in kızı olamadı hiç.. Filmin içindekilere de, salona da uzak kaldı..
Eleştirmen olsam "Epik" oynadı derdim.. Yabancılaştırma yorumu..
Bence yanlış seçim.. Pelin'i "Doğru seçim" bir rolde izlemek isterim..
Son yılların en iyi Türk filmleri üçlememin şimdi şöyle..
Eşkıya.. Balalayka.. Ve Komser Şekspir!..
Gidin.. Gülün.. Ağlayın.. İnsan olduğunuzu hatırlayın.. Keyfinize bakın..
BİZİM DUVAR
Yakında meclise de döner bıçaklarıyla girilmeye başlanırsa kimse şaşırmasın!
Hakan&Utku
Laf ayni laf!..
Türkiye'de siyasal partiler yok.. Partilere göre, planlar, programlar, ilkeler, sözler yok..
İki çeşit, iki kalıp laf var, bizde.. Muhalefet lafları.. Bunlar bir dosyada.. İktidar lafları.. Onlar öteki dosyada..
Adam, ya da kadın, hangi durumda ise, o dosyayı açıp içindekileri okuyor..
"Yahu dün tam tersini söylüyordun"un yanıtı da var..
"Dün dündür.."
Bugün Tansu Çiller'in söylediklerinin, tıpkısının aynisini, Mesut ve Bülent beyler söylerlerdi, muhalefette olsalardı..
Ve de bu iktidar bugün, eveleme, geveleme, kendini savunuyorsa, Tansu Hanım da öyle konuşurdu, Başbakan olsaydı..
Türkiye'de 44 yıldan beri (Benim gazeteci olarak içine girdiğimden günden bu yana için konuşuyorum) herşey, eninde sonunda, olacağına varıyor.. Irmak, açtığın yoldan bazan sakin, bazan çağlayan gibi akıyor.. Bunlar bulundukları sahile göre bakıp konuşuyorlar..
İşin garibi, milleti de kandırdıklarını sanıyorlar..
Bilmiyorlar ki, artık milletin umurunda bile değiller.. Çünkü, iktidar ve muhalefete göre taban tabana değişen söylemlerinin, klişeleşmiş nutuklarının kopyaları artık milletin beyninde de var..
İyi bir yemekten sonra insan
kimi olsa afedebilir!
Oscar Wilde
(Teşekkürler Nustun)