"Silopi kayıpları" için geldiğimiz Güneydoğu'da iki günü bu laboratuvarlarda geçirdik. Yaptığımız gezi, basının kayıpların aileleriyle, Şırnak mülki amirleriyle, Emniyet Müdürü'yle ve soruşturma savcısıyla ilk kez yüz yüze gelebildiği "acı bir gezi" oldu.
"Silopi kayıpları"; Türkiye'nin 10 yılına, doksanlı yıllarına damgasını vuran, bir ucu devlet içi çetelere diğer ucu örgütleri de kuşatan kanlı ve karanlık rantlara giden faili meçhul cinayetli "dehşet günleri"ni hatırlatıyor. Sadece hatırlatmakla kalmıyor, endişe yaratıyor, "toplumsal bir güvensizlik" ve "negatif enerji üretimi"nin merkezi oluyor.
Nitekim önce Gaffar Okkan'ın emniyeti bile şaşırtan ustalıkta bir suikaste kurban gitmesi, ardından Serdaş Tanış ve Ebubekir Deniz'in bir "jandarma karakolu ziyareti"nden sonra sırra kadem basması, bölge insanının üzerine bir karabasan gibi çökmüş durumda. Atmosferi germiş, umutları baltalamış halde. Diyarbakır'da sokaktaki insan için resim pek açık: "Gaffar Okkan'ı Hizbullah öldürmüş olamaz; bu, resmi çevrelerin içinden gelen bir suikasttir..."
Bazen yarattığı etki ve sonuçları açısından "gerçek kadar gerçeğin nasıl tasvir edildiği" de önemlidir. Doğru ya da yanlış, şu anda önemli olan, gerçek ne olursa olsun, halkın böyle düşünmesi, daha doğrusu bu düşünce tarafından yönlenmesi, yönlendirilmesidir.
Silopi'deki "hava" da pek farklı değil. Yöre halkı Tanış ve Deniz'in kaybedilmesinin ardında resmi parmak arıyor, resmi parmağa işaret ediyor. Gaffar Okkan olayında olduğu gibi, kayıplarda da sonuç geciktikçe, daha doğrusu bulguya rastlanmadıkça, bu yöndeki düşünceler keskinleşiyor.
"Silopi basın ziyareti"nin en önemli yönü, belki de, bu ruh halini; hem halka hem sivil otoriteye hakim olan "boşluk, acizlik ve rutin" üçlüsünden oluşan bu iklimi solumamız oldu. Hukuksuzluğun insan zihninde, insan davranışında yol açtığı bozukluğu ve endişe halini çarpıcı bir şekilde simgeliyordu bu iklim.
Yaptığımız seri görüşmelere gelince... Somut bir sonuç yok. Kayıplar kayıp, bulunmalarına ilişkin, olayın çözüldüğüne ilişkin bir ipucu da yok.
Daha önce bu sütunda bu olayla ilgili dile getirdiğimiz bazı bulgular, Silopililer'in kanaatleri istikametinde, pis kokular saçıyor. Yine de Tanış ve Deniz'i kim kaçırdı, bilmiyoruz.
Ama bildiğimiz bir şey var. Bu kaçırılma olayı, en azından kaçırılan kişiler, münferit bir hadiseye işaret etmiyor. Olay, kısaca ve açıkca HADEP ve Şırnak merkezli "siyasi ve cebri gelişmeler"in bir halkası...
Cudi ve Gabar gibi PKK'nın yıllarca ana merkez edindiği kontrolu zor coğrafi yapısıyla, Habur sınır kapısıyla, bölgenin en stratejik yerlerinden biri olan, rant ve siyasetin iç içe girdiği, bu özellikleriyle yıllardır ülkedeki mevcut hukuk sisteminin bile marjında yaşayan Şırnak, HADEP'e karşı açılmış zımni bir savaşın ana üssü haline gelmiş durumda. Nitekim HADEP, ilin altı ilçesinden sadece ikisinde yarım yamalak teşkilat kurabilmiş: Silopi ve Cizre'de. Bu ikinci ilçede mülk sahiplerine yapılan baskılar yüzünden bina bile kiralayamamış. Bu ilçenin başkanı, aynı Silopi ilçe başkanı Serdar Tanış gibi, HADEP faaliyetlerini durdurması için açık uyarılar almış, ölümle tehdit edilmiş, bugün evinden dışarı çıkmaya zorlanıyor. Teşkilat kurmaya hazırlanan İdil'de de benzer gelişmeler yaşanmış...
Tehdit ve tacizlerde üslup aynı, tarz aynı. Tehditlerin geldiği odak aynı...
Sorun siyasi nitelikli, tüm bölgeyi kuşatacak kadar sembolik ve ülkedeki idare anlayışına ışık tutacak kadar keskin...
Mardin-Silopi arasında atlaya zıplaya giden koşullarda yazılan bu yazı burada bitmek ve hızla gazeteye yetişmek zorunda. Önümüzdeki yazılarda olayı ve Silopi'yi, Şırnak'ı stratejik ve politik ayrıntılarıyla resmedip, bir Güneydoğu tahlili yapacağız...