Başta iş dünyasına olmak üzere okuyan herkese umut veren haberler aktarmayı çok isterdim. Ancak Türkiye'yi bir kaosa sürükleyen kriz süresince konuştuğum işadamlarının ağzından ne yazık ki olumlu hiçbirşey çıkmıyor.
Önceki gün öğreniyorum ki, yarattığı Türk markasını bir dünya markası yapabilmek için yurtdışına açılmak üzere olan bir hazır giyimci projesini rafa kaldırmış.
Üretiminin yüzde 90'ını ihraç eden, bu arada da iç pazara yurtdışından yeni bir giyim markasını tanıtmaya hazırlanan bir başka tekstilci, üzerinde bir kaç yıldır çalıştığı projeyi tamamıyla iptal etmeyi düşünüyor.
İş dünyasının istediği tek şey, Ankara'nın yollarını kapatmamasıydı ama olmadı. Hükümetin enflasyonu tek haneli rakamlara indirmek için başlattığı ekonomik programa inanarak kendi bütçelerini ve gelecek planlarını yapan firmalar şimdi ayakta kalma mücadelesi veriyor. TÜSİAD Başkanı'nın Ankara'ya birlikte gitmek için çağırdığı işadamlarından biri açıkça söylüyor: "Gidip de ne yapacağız. Artık gitmek istemiyorum. Çünkü tükendim. Umudum da kalmadı." IMF'ye güven ise iş dünyasında tamamen sıfır. Morali tamamen çöken işadamları bugüne kadar IMF'nin programını destekliyordu ancak bu destek bitmişe benziyor. Bir işadamı, "Onların ilaçları bünyemize uygun değil. Israra gerek yok" diyor.
'Varlıklarımız beleşe gidecek'
O ya da bu sebebten yatırımını yurtdışında yapmaya karar veren işadamları, son krizle birlikte ne kadar iyi bir iş yaptıklarına bir kez daha inandılar. Yatırım yüzde 30-40 daha ucuza geldiğinden Hollanda'da fabrika kurma girişimleri olan Organik Holding'in patronu Aldo Kaslowski'ye 'Herhalde iyi ki böyle bir karar almışım diyorsunuzdur' diyorum. "Ne kadar iyi birşey yaptığımıza dair teyit geliyor. Bunu yapmayanlar yani tüm yatırımı bu ülkede yapanların servetinin yarısı eridi. Aslında hepimizin değerleri eridi" diye cevap veriyor.
Kaslowski de diğer işadamları gibi, bundan sonra Türkiye'ye gelmek isteyecek yabancıların almak isteyeceği bankalar, şirketler, fabrikalar için daha önceki bedelin yarısını ödeyeceğine inanıyor ve "Varlıklarımız beleşe gidecek" diyor.
Bunlar bir yana beceriksizlikten dünyaya rezil olmak da işadamlarına koyuyor. Son günlerde herkesin birbirine sorduğu yegane soru şu: "Ben birşey anlamadım. Sen anladın mı?"
İNANILMAZ AMA GERÇEK
Türkiye krize rağmen yine üs seçildi!..
Krİzİn ilk günüydü. Akşam, ABD'nin Ankara Büyükelçisi Robert Pearson'ın evsahipliğinde, İstanbul'daki başkonsoloslukta, işadamlarının katıldığı bir toplantı vardı. ABD'nin "Teknoloji Vitrini-Techonology Showcase" adlı teknoloji fuarlarında Türkiye, Doğu Avrupa'nın merkez üssü seçilmişti. Hem Büyükelçi, hem ABD'li yetkililer, Türkiye'nin stratejik öneminden ve parlak geleceğinden bahsediyorlardı. İlk fuar ise Mayıs ayında düzenlenecekti. Aralarında Zorlu Holding'in sahibi Ahmet Nazif Zorlu, Erdem Holding'in patronu Zeynel Abidin Erdem, İSO Başkanı Hüsamettin Kavi ve pek çok internet şirketinin genel müdürü bir yandan krizi konuşuyor bir yandan da Amerikalılar'ın gözüyle Türkiye'yi dinliyorlardı. Doğrusu herşeye rağmen, bu ülkede pırıltı gören Amerikalılar toplantıya katılanları biraz olsun rahatlatmış görünüyordu.
'Eximbank'a 400 milyon $ hemen'
İhracatçIlar ve turizmcilerin devalüasyon lobisi gibi gösterilmesine Güngör Keşçi tepki gösteriyor. Giyim Sanayicileri Derneği Başkanı Keşçi, tek isteklerinin kurun serbet bırakılmasıymış gibi bir hava yaratılmasından çok rahatsız. Keşçi, Eximbank'a derhal 400 milyon dolar kaynağın aktarılmadığı takdirde finansman sıkıntısı çeken ihracatçının hem iş yapamayacağı hem de büyük sıkıntı çekeceği görüşünde. Geçen hafta Keşçi, Ankara'da herşeye rağmen sorunlara bir çare bulabilmek için bürokratlarla görüşüyordu. Keşçi, ihracatı engelleyen unsurların hâlâ durmasından yakınıyor. Çünkü Keşçi de devletin popülist yaklaşımlarından dolayı maliyetlerin artmasından şikayetçi. Örneğin, istihdamın üzerindeki devletin ağır yükü değişmedi. Vergi ve sigorta primleri yüzde 50'ye yaklaştı. İhracatçı bunun yüzde 15'e çekilmesini istiyor. Henüz bir şey yok. İhracatçı hammaddesini bütün dünyadan almak istiyor. Oysa gümrükler açık değil. Yani sorunlar hâlâ ortada öylece duruyor. Ankara'nın dikkatine sunulur.
Bir karar vermenin vakti gelmedi mi?
Durum şu. Türkiye bir gün İtalyanlar'la kötü, ertesi gün Fransızlar'la. Bir gün bir ülkeyle iyi, ertesi gün diğeriyle. Hergün her dakika herşey değişiyor. TESEV Başkanı Can Paker diyor ki, bu krizlerin esas nedeni, Türkiye'nin batılı olmak konusundaki göstermediği siyasi kararlılık. Demokratikleşme deniyor, birileri 'hayır' diyor. Ekonomide özelleştirme deniyor, daha THY, Türk Telekom söylenir söylenmez, itirazlar yükseliyor. Paker'e göre Türkiye ne yaptığını bilmiyor. Yatırımcı da Türkiye'yi karlı gördüğü sürece geliyor ve en küçük bir krizde ilk terkeden oluyor. Yani uzun vadeli asla gelmiyor.