


Komik suikastçinin gizli Tavuk Teşkilatı
Sıkıntılı dönemlerde en iyi ilaç mizahtır. Haydi yarasın: Aziz Nesin İstanbul'dan Bursa'ya "gomonistlikten" sürülmüştü. Cep delik cepken delik. Bir lokma ekmeği zor buluyor. Bursa'da dolanırken bir genç yanına yaklaşıyor. Kendisini tanıdığını söylüyor. İşte o günden sonra dert oluyor o genç.
Her akşam evine geliyor soruyor: "-Paranız dışarıdan, teşkilattan geliyor di mi?" Veya "-Sizin teşkilatta ben de çalışmak isterim. Gerçi şimdilik benden saklarsınız ya..."
Aziz Nesin yemin üstüne yemin ediyor "-Yok vallahi, billahi yok... Ne teşkilatı, ne parası kardeşim... Şu halimize baksana..."
Genç inanmıyor. Aziz Nesin'in "dışarıdan para aldığını çaktırmamak için dökük kılık kıyafet giydiğine" inanıyor. Kovamıyor bu yapışkanı üstad. Verdiği sıkıntıdan daha fenası da var. Delikanlı her akşam fukara sofrasına ortak oluyor. Üstadın zar zor edindiği ekmekten kocaman parçalar koparıp yutuyor.
"BEN O İTE YEDİRMEM"
Ve günlerden bir gün arkadaşları Aziz Nesin'e İstanbul'dan tavuk kızartması ile bir kutu baklava gönderiyor. "Aman" diyor "Midemiz bayram edecek, ama ben bunları o ite yedirmem."
Oğlan o akşam da geliyor, gitmek bilmiyor. Aziz Nesin çaresiz. Aylardır adam gibi yiyecek görmemiş, bu yapışıkla mı bölüşecek. Tavuğu dolaba saklamış. Oğlanı evden göndermeli.. Bir çare gerek..
Birden Aziz Nesin gizli teşkilatın reisi pozuna geçiyor:
-Senden gizli işlerimiz olduğunu söylerdin. Haklıydın. Artık sana güveniyoruz, çünkü tanıdık. Seni teşkilata alıyoruz ve sana büyük bir görev vereceğiz" diyor.
Sonra biraz kaybolup elinde bir yeşil zarfla dönüyor:
-Zarfı, Yeşil Cami'nin yanındaki ulu çınarın kovuğuna bırakacaksın.
Genç fırlıyor. Aziz Nesin de tavuğun yarısını yiyor. Ertesi gece genci yine göndermeli ki tavuğun diğer yarısı kendine kalsın. Yine bir zarf verip oğlanı savuyor.
Günlerce sürüyor bu oyun. Aziz Nesin her gece gidip boş zarfı alıyor, ertesi gün yeniden oğlana veriyor.
KIZARMIŞ TAVUK TEŞKİLATI SUİKASTI
Aradan yıllar geçiyor, Aziz Nesin İstanbul'a dönüyor. Bir gün "Necip Fazıl'ın Büyük Doğu gazetesinde seninle ilgili yazı var ki... Abovvv..." diyorlar.
Sağ basının kralı Necip Fazıl. Onun Büyük Doğu gazetesindeki dizi yazının başlığı şöyle: AZİZ NESİN'İN BURSA'DAKİ GİZLİ TEŞKİLATI. Yazıda ise Aziz Nesin'in Bursa'da kurduğu gizli teşkilat, o zamanın cumhurbaşkanı İnönü'ye planladığı suikastı yazıyor.
Yazıları yazan ise Bursa'da her akşam yemeğine dadanan oğlan... Aziz Nesin sıkılıyor. Yıllardır zaten mimli. Şimdi dayanacak kapısına polis.
Neyse. O sıralar Demokrat Parti iktidarda. Onlar "İnönü'yü asalım, içine saman dolduralım" dediklerinden suikastı (!) umursamıyorlar. Tavuğu oğlandan kurtarmak için uydurduğu gizli teşkilat mektupları üstada uykusuz geceler yaşatıyor.
Aziz Nesin, bu anısını yıllar sonra şöyle anlatıyordu:
"...Ya bu yazılara önem verselerdi ne olurdu?
Ayıkla pirincin taşını... Ağır Ceza Mahkemesi'ne mi giderdim, Askeri Mahkeme'ye mi?.. O çok ciddi mahkeme reisinin karşısında anlatmaya çalışırdım:
-Muhterem mahkeme reisi ve üyelerine arzetmek isterim ki bu işin aslı kızarmış bir tavuk ile bir kutu kuru baklavadır... Kızarmış tavuğu kurtarmak için..."
Memleketin tavuğunu kurtarma uğruna mizah yazan Aziz Nesin'in ömrü hapiste, tabutlukta geçti, mizahtan vazgeçmedi.
AKBABA, TEF, DOLMUŞ
Ortaokul yıllarında en çok okuduğum dergiler TEF ile DOLMUŞ'tu. Babam AKBABA alırdı. Aziz Nesin'den Adnan Veli'ye, Çetin Altan'dan Muzaffer İzgü'ye eşsiz kalemler bu dergilerde yazardı. Turhan Selçuk ile Cafer Zorlu'dan Nehar Tüblek ve Semih Balcıoğlu'na birçok usta karikatürist çizerlerdi. O kuşak çizerlerin yeni ve farklı çizgileri yanında; Ramiz, Necmi Rıza gibi klasik ustaların karikatür-resimleri keyif verirdi. Modern karikatür sanattır iddiaları döneminde Necmi Rıza ve Ramiz'e "demode" dendi. O iki çizerin eserlerine bugün bakınca saygın ustalar olduklarını anlıyorsunuz. Ve "klasik ustalara" alelacele "demode" demenin haksızlığını görüyorsunuz.
Türk mizah tarihinde yeri başköşe olan AKBABA'ya göre TEF ile DOLMUŞ "yeni" dergilerdi. Harika Çocuk Oğuz Aral'ın GIRGIR'ına geçiştiler sanki... Oğuz Aral ise 1950'li yıllarda hemen bütün dergilere çizerdi. Akademi'nin atölyesinde dizine koyardı kağıdı ve HAFTA'dan AKBABA'ya dergilere döktürürdü. Akademi'nin atölye saatleri alemdi. Onca gürültüye aldırmazdı. Ateş Böceği Ercan gelirdi, biz arkadaşlarına özel taklitler yapardı. Patlattığımız kahkahalara Oğuz aldırmazdı.
27 MAYIS MİZAHI
Basın özgürlüğü 1950-60 arası Demokrat Parti döneminde rafa kalkmıştı. Mizah duygusu olmayan siyasiler çizerleri hapse attırdı. 1960 askeri müdahalesinden sonra mizahçılar Demokrat Parti'lileri kalemleriyle patakladılar. "27 Mayıs Mizahı" diyorum o dönemin eserlerine... 27 Mayıs 1960'tan sonra dergiler ve gazeteler "devrik başbakan ve cumhurbaşkanı" karikatürleriyle doldu. Geçmiş 10 yılın öfkesiyle acımasızdılar.
ACI, TATLI İYİDİR MİZAH
Televizyon neredeee 1960'ta... Mizah dergileri medyanın eğlendirme görevini üstlenmiş. TV yok ama TV'den mizah var. Amerikan ekranlarından naklen yayına buyurun:
Adam mezarcıydı ve komşu çocuklarından şikayetçiydi "Her gün gelip boş kutu var mı?" diye soruyorlar.
"Evlendiğimde o kadar sağlıksızdım ki, başımdan aşağı konfeti yerine vitamin hapı attılar!"
"Maaşlı olmayan, bir ayın ne kadar uzun süre olduğunu bilemez!"
***
Türkan Şoray'ın 1960 yılında fotomodellik yaptığını biliyor musunuz? Hem de SANA Margarini reklamına poz vererek... Pancarlı Borc Çorbası tarifinde çorbayı karıştırıyordu. PANCARLI BORC tarifi şöyle bitiyordu: Pancar konmadığı takdirde SADE BORC olur. Eh bu da komik sayılır.
***
Sarışın Bomba Marilyn Monroe üçüncü eşi Arthur Miller'ın şu fıkrasına gülermiş:
"...Dört yakın arkadaştan birisi ölmüş. Üçü cenazede. Bir musevi, bir protestan, bir katolik. Ölen de katolik. Katolik olan tabutun üstüne 10 dolar koymuş "Bizde adettir, öteki dünyada parasız kalmasın" demiş. Protestan olan "Bizde böyle adet yok ama ölenin inancına saygı vardır" diyerek bir 10 dolar da o koymuş.
Musevi "Bizde de böyle adet yok, ancak saygı vardır" demiş ve 30 dolarlık çek yazarak tabuta bırakmış, 20 doları alıp cebine atmış.
***
"SEVİŞİR ve SOYUNUR"
Bazı haberler de fıkralardan komik. 1965 yılında İstanbul'a bir yabancı artist geldi. Haberi veren dergi şöyle yazıyordu:
"...Dünyanın en kolay soyunan ve en güzel sevişen kadını Tea Fleming 5 saat sevişmek ve 1 saat soyunmak için İtalya'dan kalktı İstanbul'a geldi..." 4 saat giyinik mi sevişiyormuş? Haber kaptırmış gidiyor: "...Bana iki kişilik karyola verin... Karşıma kamerayı koyun... Dilediğiniz kadar sevişeyim..." diyormuş Tea. Habere devam: "...Tea'nın göğsü 94 santim 6 milim... Kalçasının santimi göğsüyle aynı..."
***
Bir zamanlar manzum mizah da vardı:
Birinin gözü doymaz, birinin dolmaz cebi,
Kimler yaydı ülkeye bu zararlı mezhebi?
Nerde kaldı adamı adam eden o değer?
"Geçmiş zaman olur ki hayali cihan değer"
Bu güzel dizelerin yazarı Salahattin Kutlu.