Bu yazıyı okuyunca, "uyanıklığın her türlüsünü görmüştük ama hiç de böylesini görmemiştik" diyeceğinizi tahmin ediyoruz.
İsterseniz, sözü fazla uzatmadan konuya girelim.
Yasalarımıza göre, ölüm halinde, mirasçıların mirası reddedebilmeleri için "üç aylık" bir süre vardır (Medeni Kanun Md. 546). Mirasçılar, bu süre içinde mirası reddetmedikleri takdirde, mirası kabullenmiş olurlar.
Hemen belirtelim, mirası kabul eden birinin, ölen kişinin borçlarını reddetmesi sözkonusu olamaz. Yani hem intikal eden mirası hem de borcu kabul edecektir... Mirasçılar, miras bırakanın borçlarından dolayı, yalnızca kendilerine kalan miras tutarı kadarlık kısımdan değil, tüm malvarlıkları ile sınırsız ve müteselsil bir şekilde sorumludurlar (MK. Md. 558).
Miras olayında; mirasçılardan, bir kısmının mirası reddetmesi, bir kısmının kabul etmesi de mümkün...
Yakın geçmişte, mirasçıların bir kısmının mirası reddetmesi, birinin ise kabul etmesi şeklinde bir olay yaşandı.
Mirasçılardan üçü mirası reddetti, biri ise kabul etti. Mirası reddedenler, ölen kişinin üç çocuğu, kabul eden ise eşiydi. Ölen kişinin, bıraktığı mirasın parasal değeri yüksek olduğu halde, borcu hiç yoktu. O halde, üç çocuğu babalarının mirasını niçin reddettiler dersiniz?
Nedeni çok ilginçti. Ölen kişinin borcu yoktu ama üç çocuğunun özellikle de yaşça büyük olanın, başta kamu bankaları olmak üzere, uçan kuşa bile borcu vardı... Mirası reddetmeseler, alacaklılar hemen mirasa haciz koyup, alacaklarını tahsil edeceklerdi. Mirası reddedince, alacaklılar, bu olanaktan yoksun kaldılar. Çocukların reddettiği mirasın tamamı da, hiçbir yere parasal anlamda borcu olmayan anneye kaldı.
O da, şu anda hayatından memnun, gününü gün ediyor.
Kim olduğunu merak ettiniz mi? Aslında O'nu çok iyi tanıyorsunuz...
Şu anda kendisi, tebessüm ederek bir yandan elinde purosu viskisini yudumluyor, bir yandan da bu yazıyı okuyor olabilir...
Bir süre sonra da, belki gidip yüzünü tekrar gerdirecek, güzelleşecek ve gençlere taş çıkartırcasına yine her gece bir barda ya da gazinoda eğlenmeye devam edecek...
Herhalde kim olduğunu anladınız...
Aniden başlayan şiddetli yağmurdan nasıl kurtulacağını düşünen adam, tam o sırada elinde şemsiye olan arkadaşını görünce, koşup şemsiyesinin altına girmiş. Birlikte yürürken, arkadaşı gülerek;
- Yahu sen ne kadar şanslı bir adamsın. Düşünüyorum da ya bana rastlamasaydın ne olurdu?
- Haklısın, gerçekten çok şanslıyım, sana rastlamasaydım çok perişan olacaktım.
Biraz daha yürümüşler, arkadaşı yine gülerek sormuş;
- Ne şanslı adamsınki bana rastladın, yoksa Kadir gecesi mi doğdun?
- Evet gerçekten çok şanslıyım. Sana rastlamasaydım sudan çıkmış balık gibi olacaktım.
Yine yürümeye devam etmişler. Birara şemsiye sahibi başlamış kıkır kıkır gülmeye...
- Hayrola niye gülüyorsun?
- Bir an için düşündüm de, bana rastlamasaydın ne hale gelecektin, o durumunu hayal edip gülüyorum. Gerçekten bana rastlamasaydın ne yapacaktın?
Adam daha fazla dayanamamış ve önündeki su birikintisine doğru kendini atmış. Ardından üstü başı ıslak ve çamur içinde doğrulurken, konuşmuş;
- Ulan sana rastlamasaydım, herhalde bundan daha kötü olmazdım...