Krizin kasıp kavurduğu sokaklarda dolaşıyorum.
Döviz büfeleri önünde, banka kapılarında, bankamatik başlarında vurgun yemiş balık gibi yığılmış kalmış insanlar...
Adam, bankadan kendi parasını alamıyor. Günü gelmiş çekinin karşılığı yok, Bankamatikler kredi kartlarına nakit avans vermiyor. Adamın ödeyebileceği kredi kartı taksidi, borcun aylık faizine bile yetmiyor. Kredi kartı borcu katlandıkça katlanıyor. Adam resmen batıyor...
Bankanın birinde genç bir kadın, görevli memurla önce alçak, sonra yüksek sesle tartışıyor. Üç gün önce aldığı dolara endeksli krediyi iade etmenin bir yolu yok mu? "Daha hiçbir şey yapmadım, öylece duruyor" diye yalvarıyor. Banka memuru kadına acıyan gözlerle bakmaktan başka birşey yapmıyor. Kadın artık bağıra bağıra ağlıyor.
Ziraat Bankası'nın önünde emekli maaşı almak için gelmiş insanlar neyi beklediklerini bilmeden bekleşiyor. İki gün önce 200 dolar olan maaşları bugün 110 dolara düşmüş. Ama onu da alamıyorlar.
ATM'nin gri ekranında yazılı "Bu makine geçici süre hizmet dışı kalmıştır" cümlesi çaresiz insanlarla dalga geçer gibi orada kımıltısız duruyor.
"Hizmet dışı" kalan sadece o makine mi?
Aslında o kısacık cümleyi kopyalayıp en başta Başbakanlık'ın kapısına asmak gerek. Ve sonra başka yerlere:
"Bu hükümet hizmet dışı kalmıştır."
"Bu bakanlık hizmet dışı kalmıştır."
"Bu hazine hizmet dışı kalmıştır."
"Bu devlet geçici süre hizmet dışı kalmıştır."
Eve gelip televizyonu açıyorum.
Son on yılda ekonomiden sorumlu devlet bakanlığı yapmış ne kadar isim varsa, hepsi sırayla bütün kanallara bağlanıp ahkâm kesiyorlar. Bilgiç bilgiç, önce bir güzel krizin nedenlerini anlatıyor, sonra da lütfedip çözüm yolunu gösteriveriyorlar!
Sanırsınız ki, deprem gibi kimsenin sorumluluğunda olmayan, yaşanması kaçınılmaz bir doğal afetten sözetmekteler.
Güneş Taner, Taha Akyol'un "bu noktaya gelmenin sorumlusu kim?" tarzı sıkıştırmalarını "Olaya böyle bakmayın", "Öyle olsa neyi değiştirir ki", "Biz bundan sonrasına bakalım" gibi ifadelerle geçiştirip, pişkin pişkin "ders vermeye" devam ediyor.
Işın Çelebi, bütün kanallarda aynı şeyi söylüyor: 1991'de bizim de Yunanistan'ın da, kişi başına milli geliri 3 bin dolarken, biz on yıldır 3 bin dolarda kazık çakmışız, Yunanistan ise 10 bin dolara ulaşmış. Demek ki, son on yılda, ekonomiyi idare edenlerin tümü işini iyi yapamamış, bu yüzden hepsi de milletten özür dilemeliymiş.
Hah, işte nihayet sorumluluğu üstlenen biri çıktı, derken kulaklarıma inanamıyorum. Işın Bey, (yani biraz önce hiçbirimiz beceremedik, milletten özür dilemeliyiz diyen adam) krizi yönetmeye talip olduğunu söylüyor.
Onları dinlerken, kanım iyice başıma sıçrıyor.
Ne hakla? Başarısızlıkları tescilli bu adamlar, bizden ne hakla yeniden yetki istiyor? Onlara tekrar güven duymamızı bekliyor? İki yıl sonra yine özür dilemek için mi?
Kanallara telefon edip, "Susturun şunları, bu pişkin adamları artık konuşturmayın" diye bağırmak istiyorum.
Fevrilik tabii... Televizyonda konuşmasalar ne olacak... Yarın öbürgün, hükümet revizyonu denen operasyon yapıld ığında, yine bunlardan biri ekonominin başına geçmeyecek mi? Ve herşeyin başının güven olduğunu söyleyip "Bize güvenin, gerisini merak etmeyin" demeyecek mi?
Yeni isimler, yeni liderler, taze partiler çıkaramayan, yeni açılımlar getiremeyen bu kabızlığa; bu kısır ve köhne politik tabloya lanet olsun.