


Geçmiş olsun
Olmaz, olamaz, asla olmamalı dediğimiz oldu. Türkiye, IMF ile "Standby Anlaşmasına" rağmen kur çapasını sonuna kadar götüremedi. 14.üncü ayı dolmadan terketmek zorunda kaldı. 23 Şubat Perşembe günü sabaha karşı Merkez Bankasının daha önce açıkladığı kurlardan döviz alım satımı yapmayacağı açıklandı.
Aynı gün çıkan yazımızda, kur programı sürmeli demiştik. Pazartesi günü aniden patlayan MGK olayından sonra diğer meslektaşlarla devamlı temas halinde idik. İktisatçıların kur çapasını sonuna kadar savunduğunu sanırım sizler de saptadınız.
İktisat camiasının neden böyle düşündüğünün artık fazla bir önemi kalmadı. Türk iktisatçıları bu krizin de kur çapasını feda etmeden atlatabileceği kanısında idi. Ama IMF farklı düşünüyormuş. Onların borusu öttü. Döviz kuru dalgalanmaya bırakıldı.
Beklediğimiz gibi, kurun dalgalanmaya bırakılması toplumda tam anlamı ile bir şok etkisi yaptı. Geri kalan tüm belirsizliklere ve tatsızlıklara rağmen, Türkiye insanı son 14 aydır kuru bilmenin sağladığı güven duygusuna alışmıştı.
Yani, bitmek bilmeyen siyasi ve ekonomik çalkantılar içinde döviz kuru gerçekten bir çapa işlevi görmüştü. Herşeye rağmen kurların ne olacağının bilinmesi diğer istikrarsızlıkların yarattığı güvensizliği büyük ölçüde telafi etmişti.
Arkasından ağlamanın fazla bir yararı yok. Öyle yada böyle, onun yada bunun suçu, ama neticede kur çapasını kaybettik. Şimdi bu yeni duruma alışmak zorundayız. Başka çare yok.
BELİRSİZLİK SÜRÜYOR
Bu noktada önümüzü göremiyoruz. Örneğin kurun nasıl ve nerede dengeye geleceğini bilmiyoruz. Ortalıkta pek çok senaryo dolaşıyor. Ama hepsi afaki varsayımlar üstüne inşa edilmiş durumda.
Önce olaya teknik açıdan bakalım. Kur dalgalanmaya bırakıldı. Ama diğer politikalar açıklanmadı. Hükümet ve IMF, "Standby Anlaşmasının" yani enflasyonla mücadele programının devam ettiğini söylediler. O kadar.
İyi hoş da, programın en önemli politika aleti kur çapası idi. Şimdi ondan vazgeçildiğine göre, yerine bir şeyler konması gerekiyor. Yeni politikaları görmeden durumu analiz etme olanağına sahip değiliz.
Elbette, öncelikle para politikasının somutlaşması bekleniyor. Örneğin Merkez Bankasına bağımsızlık veren kanun etkisini uzun dönemde, birkaç yılda gösterir. Kısa dönemde ekonomiyi etkilemez.
"Enflasyon hedeflemesi" politikasına geçileceği rivayetleri yoğunlaştı. Herhalde öyle olacak. Ama şu ana kadar resmi bir açıklama yok. Bu yöntemin özellikle enflasyonu düşürmek için kullanılması halinde bazı sorunları vardır. Somut biçimini anlamadan sonuçlarını öngöremeyiz.
Maliye politikası da değişecektir. 2001 yılı bütçesinin bir anlamı kalmamıştır. Ekonomideki durgunluk vergi gelirlerine, yüksek faiz ve hızlanan enflasyon kamu harcamalarına olumsuz etki yapacaktır. Kamudaki bankaların yükü de ağırlaşmıştır.
Bu durumda IMF mutlaka faiz öncesi fazlanın milli gelire oranının yükseltilmesini talep edecektir. Eğer enflasyonla mücadele devam edecekse, vergilerde artış ve harcamalarda kısıntı kaçınılmaz durmaktadır.
SİYASET RİSKİ
Krizin kökeninde siyasi sorunlar yatmaktadır. Bence en önemlisi geçtiğimiz dönemde Türkiye'nin AB'ye tam üyelik perspektifini kaybetmeye başlamasıdır. İçeride AB karşıtı kesimlerin muhalefetlerini keskinleştirmeleri geri planda krizin tetiğini çeken temel etkendir.
Türkiye acilen siyasi rejim ve ekonomik sistem konusunda kalıcı tercihini yapmak zorundadır. AB'ye tam üyeliğin esas anlamı budur. Oradaki tereddütler, yabancı yatırımcılar tarafından orta vade siyasi riskin yükselmesi şeklinde tefsir edilmiştir.
AB'ye tam üyelik süreci hızlandırılmadan Türkiye ekonomisinin istikrara yönelmesinin mümkün olmayacağı kanısındayız.