


Tantan selam yollamış, kâhyada hal kalmamış..
İstanbul'da polis-kâhya savaşı tüm şiddetiyle sürüyor.. Kâhyalar şu ana kadar çok telefat verdi.. Ancak kayıplar hep adı sanı belli mekanlardan.. Sokakta başıboş gezen otopark haraççısına ilişen yok.. Neden mi? Ben ne bileyim kurban olduğum!
Allah kolluk kuvvetlerimize zeval vermesin, kötülere karşı mücadelelerinde her dair muzaffer eylesin diye başlıyorum lafıma.. Nereden icap etti derseniz, haberiniz olsun..
Türk polisi ile otopark değnekçileri arasındaki savaş halinin tam orta yerindeyiz.. Artık bu saatten sonra değnekçilere bahşiş vermek, araba teslim etmek fiilen suç sayılır, bunu da bilesiniz..
Şaşırıp arabanızı bir kâhyaya teslim ettiniz mi; değnekçilerle birlikte suç işlemek üzere çete oluşturmaktan veya "Otopark mafyasına yardım ve yataklıktan" içeriyi boylarsınız..
***
Bu işin evveliyatı var..
Önce bizim gazetelerin İstanbul ilavelerini hazırlayan arkadaşların cayırtısı koptu.. "Otopark mafyasından illallah!" diye..
Kastettikleri müşteriye ciddi yardımı dokunan kâhyalar değil.. Sokakları başıboş parselleyip, park ücreti diye haraç alanlar.. Bunları okuyunca "Eh.." dedik.. "Gazatacı milletidir.. Bir eyyam bağırır, sonra fikri başka bir yere meyledeceğinden neye kızdığını unutup, susar.."
Kolluk kuvvetlerinin bu cayırtıyı ciddiye alacağı hiç aklımıza gelmedi.. Almışlar meğer..
Değnekçi böyle olur..
Birgün birkaç arkadaş, Boğaz üzerinde bildik bir mekana gittik.. Haydi adını da vereyim.. Kuruçeşme'deki Marina'ya.. Çok güzel bir mekandır, mutfağı çok iyidir.. Manzarası Boğaz'a bakar, hele baharda seyrine doyum olmaz..
Her zaman yaptığımız gibi arabadan indik, aracı kâhyaya teslim edip mekana gireceğiz.. Aranıyoruz ki aşina olduğumuz kâhyayı görelim..
Kâhya nasıl olur? Bildiğiniz gibi sivildir.. İşini fazlaca ciddiye alanı başına siperliği beyaz naylonla kaplı bir de şapka giyer.. Bilmeyen o şapkaya bakıp, adamın kâhya olduğunu anlar..
Etrafta böyle bir kâhya yoktu.. Karşıda Ece Bar var.. Kapısının önünde kırmızı ceketli bir adam duruyordu.. Giydiğine ceket diyorum ama kışlık palto uzunluğunda birşey.. Başında da kırmızı bir subay şapkası..
Biraz bakınca oranın kâhyası olduğunu anlayıp, içimden "Aferin Ece'ye.. İşi amma ciddiye almış.." diye geçirdim.. Bizim kâhyayı beklemeye başladı.. Arkamdan "Selamınaleyküm abi.." diye bir ses geldi..
Dönüp baktım.. Kuruçeşme Marina'nın kâhyası..
Lakin kâhya kâhyalıktan çıkmış.. Aynı Ece'nin kâhyası gibi uzun kırmızı bir palto giymiş.. Ben diyeyim palto, siz deyin Fransa'nın askeriye paşası Napolyon'un Rusya seferine çıkarken giydiği kışlık pelerin..
Yerlere kadar sürünmekte.. Kıyafetin tasarımcısı kimse "Kâhya dediğin ciddiye alınmalı, yoksa müşteri bahşişi kıt tutar.." demiş, ceketin ön tarafını silme sırmadan kordonla işlemiş..
***
Kordonlar göğüs nahiyesinde, iki meme ucu arasında sabitlenmiş, merdiven basamağı gibi bel hizasına kadar iniyor.. Elde kalan fazla kırmayı da koltuk altından geçirip omuza düğümlemişler..
Prusya generalleri gibi hava vermek üzere uçlarını saçaklamışlar..
- "Aleykümselam.." dedim ama gözümü bizim kâhyanın yeni kıyafetinden alamıyorum.. Kırmızı ceket yetmemiş, altında yandan sarı şerit inen lacivert bir pantolon giymiş..
Başına da şems-i siperliği siyah, tengirdeği kırmızı bir askeriye şapkası takmış.. Bir de arkası mahmuzlu, sahtiyandan körüklü çizme giyse; Rus Çarı'nın muhafız alayı komutanı sanacaklar..
Çizmeyi ihmal ettiğinden Sultan Reşat'ın cülus törenine katılan Osmanlı Paşası gibi duruyor.. Daha iyi olmuş, daha milli bir hava veriyor..
- "Bu ne hal, ne oldu sana böyle?" diyecek oldum.. Anahtarı elimden alırken "Sorma abi.." diye anlatmaya başladı.. "Yeni düzen bu.. Tantan böyle istiyormuş.. Kâhyalar bu düzene uymazsa ekmek yok.."
Sesi ağlamaklı.. "İyi olmuş, iyi olmuş.." diye moral verdim.. Arkadaşlarla içeri girdik..
Savaş başlıyor..
İstanbul'un gözde mekanlarının önünde bekleyen ve gelenlerin arabasını trafiğe sorun çıkarmadan emniyete alan kâhyaların bu hallerine tam alışmıştık ki başka bir olaya tanık olduk..
İki gün önce de Park Şamdan'da yemek yiyecektik.. Araba ile önüne gelip, aracı alacak kâhyayı aramaya başladım.. Kâhya yok.. Tam karşıda da iki araç çekicisi var.. Gözlerine kestirdikleri iki arabayı yüklüyorlar..
Kâhyayı beklerken restoranın bir görevlisi geldi.. Durumlar böyleyken böyle, dedi.. Polis bütün kâhyaları toplamış.. Hatta müşterilerin araba anahtarları bile kâhyaların üzerinde kalmış.. Araçları da çekiyorlarmış..
- "Niye?"
Niyesi yok, polis otopark mafyasına savaş açmış.. "Kardeşim bunlar otopark mafyası değil ki!" diye itirazın faydası yok.. "Siz gidip memleketin kaldırımlarını zaptedip, fişsiz, kıyafetsiz haraç kesenleri toplasanıza.." demenin hiç faydası yok..
Sap saman birbirine karışmış, hedef şaşmış bir kere..
***
Araştırmacı gazeteciyiz ya! Sebep aradık.. Bulduk da..
Bizim gıda toptancısı Hüseyin Efendi'nin damadı astsubaydır.. O yüzden askeriyeden iyi haber alırım.. O söyledi.. Sezer ile Ecevit'in birbirlerini hislendirdikleri son Milli Güvenlik Kurulu toplantısı vardı ya!
İşte ondan bir evvelki toplantıda otopark kâhyalarına giydirilen yeni kıyafetler mevzu olmuş.. Kurulun asker kanadı "Kâhyaların böyle kıyafetler giymesi caiz değildir, ayrıca heybet olarak bizim paşalardan daha kavi duruyorlar.. Otopark kâhyasını gördüğünde esas duruşa geçen emekli general arkadaşlarımız var.. Bu böyle olmaz.." diye yakınmış..
Kurulun sivil kanadı da "Doğru valla! Plevne savaşını kâhyalar kazanmadı ya! Bu alâyiş, bu üniforma merakı nereden çıktı.." deyip, kâhyaların haklarından gelinmesi için Tantan'a görev vermişler..
Saadettin Tantan'a da durduk yerde dövüşecek hasım lazım.. "Hazır ol vaktine kahya milleti.. Hükümet yer götürmez zaptiye ile üzerine geliyor.." demesi ile üzerlerine hamle etmesi bir olmuş..
Sonuç: Arabamın tekeri, fişnedendir fişneden.. Değnekçiler değil mi zaptiyeyi kızdıran..