Mermi gibi dizeler!
Ecevit yazısının yerine Rudyard Kipling'ten çevirdiği 'Adam Olmak' adlı şiiri koymuştu. Bu şiir şimdilerde çok tutuluyor ve e-postalar arasında dolaşıyor
Ecevit'in sık sık yurtdışı daveti alması ile birlikte, yurtdışına kaçacağı dedikoduları yayılıyordu. "Bırakın kaçsın da kurtulalım" sözleri bazı gazeteler yer alıyordu.
Arayış'ın 18 Nisan 1981 tarihli 9. sayısında Ecevit bu dedikodulara sert bir cevap verdi. Derginin o sayısı 48 bin adet dağıtıldı. Ve tükendi!
30 bin daha basılacaktı. Kapağa da "2. Baskı" şeriti konacaktı. Şerit konurken pikaj-montaj ustası Bülent Makas'dan itiraz geldi: "Bunu koymayalım. Vallahi kimse inanmaz. Time bile bu kadar satmıyor. Gülecekler bize."
YASAK BAŞLIYOR
Bülent Ecevit'in "Adalete Karşı Adaletsizlik" başlıklı başyazısının yeraldığı 15. sayı da yok satmıştı.
Derken Haziran ayı gelip çattı. 16. sayının hazırlıkları yapılıyordu. Bu arada Devlet Başkanı Kenan Evren'in 23 Mayıs'ta BBC'ye bir demeç vermiş ve Türkiye'yi 12 Eylül öncesine getiren başta sorumlular olarak siyasi parti liderlerini göstermişti. Belliydi, bir şeyler olacaktı
Ve 2 Haziran 1981... Öğle saatlerinde MGK'nın 52 Sayılı Kararı radyodan okundu. Karar tamamen Ecevit'i hedef alıyor, "siyasi faaliyetleri yasaklanmış liderlerin sözlü veya yazılı beyanda bulunmalarını veya makale yazmalarını ve bu amaçla toplantı yapmalarını" tamamen yasaklıyordu. Makale yazan tek siyasi parti lideri Ecevit'ti.
Olup bitene hiç şaşırmayan Ecevit, Arayış'ı aradı, Nahit Duru ile avukat Şahin Mengü'nün, eski bir parlamenterin evine gelmesini istedi. Karar değerlendirildi. Ecevit'in yazıları çıkartılacaktı.
Peki bu yazının yerine ne konacaktı? Şahin Mengü, sayfanın boş çıkmasını istedi. Tıpkı, 1940'lardaki, 1950'lerdeki sansürlü gazeteler gibi...
YAZI YERİNE ŞİİR
Ancak bunun ortamı daha da gerginleştireceği, bir kavga görüntüsü yaratacağı hesaplandı. Ardından Baki Özilhan'ın "yazıyı imzasız basalım" önerisini getirdi. Bu da kabul görmedi. Nahit Duru, Ecevit'in yayınlanmayacak yazısında Evren'e yanıt verirken değindiği Rudard Kipling'den çevirdiği "Adam Olmak" şiirinin başyazının yerine konulmasını önerdi. Öneri kabul edildi.
Ecevit'in 20 yıl sonra Başbakanlık'ta makamında yapacağımız konuşmada "Çok önemli bir şiirdi kimse örnek almadı" dediği şiir "adam olmak"...
PAŞA'NIN RİCASI
Bir gün Nahit Duru'yu sıkıyönetime çağırmışlardı. Duru'yu, dönemin Sıkıyönetim Adli Müşavir Yüzbaşı Yılmaz Hızlı karşıladı ve "Paşa seni görmek istiyor" dedi. Nahit Duru, "Astığı astık, kestiği kestik sert ama espirileri de kaldırabilecek kadar hoşgörülü bir paşaydı" diye tanımlayacağı Recep Ergun ile aralarındaki şöyle anlatıyor:
- Nahit bey bu dergiyi kapatın..
- Paşam ben bu dergiyi kapatmam, yetki sizin, buyurun siz kapatın.
- Ben dergi ve gazete kapatan komutan olmak istemiyorum. Ben şimdi şu okuyucu mektubu ile ilgili hakkında dava da açabilirim. Şimdi, ismi mahfuz olan bu mektubun kim tarafından yazıldığını bana söyleyeceksin.
- Mektubu yazanı söyleyemem.
- Bizi Almanya'daki Alman askeri konumuna düşürmeyin
- Paşam, sizi bu duruma kimse düşüremez, düşseniz siz düşersiniz. Yani biz asker düşmanı değiliz. Biz darbenin doğru olmadığını savunuyoruz. Yarın yine ben darbenin doğru olmayacağını savunacağım. Ama ben kesinlikle Türk askerinin, Türk subayının sokakta üniformasız dolaşma zorunda kalmasını içime sindiremem...
- Bir de nedir kardeşim, ekonomi sorumlu ekonomi sorumlu... Ne diyorsunuz ekonomiyi mi hapsedelim, anarşistleri bırakalım mı?..
- Vallahi paşam yetki sizin elinizde...
Şaşırtan yardım eli
Derginin imtiyaz sahipliğini üstlenen Şahin Mengü, Arayış'ın son zamanlarındaki kağıtsız ve parasız günlerini şöyle anlatıyor: "Bir kabus gibiydi... Dergiyi basacak ne kağıt ne de para kalmıştı. Kapatmak da istemiyorduk. Çünkü, 12 Eylül'ün en zor koşullarında büyük bir dirneç ve özveriyle yayınladığımız bu dergiyi nasıl kapatabilirdik. Kağıt çaldık depodan. Basında hiç tanımadığımız arkadaşları aradık kağıt istedik. Bunlardan biri Günaydın Gazetesi'nden Bekir Coşkun, hiç ikiletmedi 3 bobin kağıt gönderdi. Bunu hiç kimse yapmazdı, Bekir Coşkun yaptı. Yine kağıt sıkıntımız oldu, o dönem bizi çokca eleştiren, Ecevit'e yüklenen bir gazeteciden daha aldık. Tercüman gazetesinden, Nazlı Ilıcak'tan. 'Bu demokrasi mücadelesi' dedi bize.. Bu iki isim benim için unutulmaz."
adam olmak
çevrende herkes şaşırsa bunu da senden bilse
sen aklı başında kalabilirsen eğer,
herkes senden kuşku duyarken hem kuşkuya yer bırakır
hem kendine güvenebilirsen eğer,
bekleyebilirsen usanmadan
yalanla karşılık vermezsen yalana
kendini evliya sanmadan
kin tutmayabilirsen kin tutana...
düşlere kapılmadan düş kurabilir
yolunu saptırmadan düşünebilirsen eğer,
ne kazandım diye sevinir ne yıkıldım diye yerinir
ikisine de vermeyebilirsen değer,
söylediğin gerçeği eğip büken düzenbaz
kandırabilir diye safları dert edinmezsen
ömür verdiğin işler bozulsa da yılmaz
koruyabilirsen işine yeniden,
döküp ortaya varını yoğunu
bir yazı-turada yitirsen bile
yitirdiklerini dolamaksızın dile
baştan tutabilirsen yolunu
yüreğine sinirine dayan diyecek
direncinden başka şeyin kalmasa da
herkesin bırakıp gittiği noktada
sen dayanabilirsen tek
herkesle düşüp kalkar erdemli kalabilirsen
unutmayabilirsen halkı kırallarla gezerken
dost da düşman da incitmezse seni
ne küçümser ne büyütürsen çevreni
her saatin her dakkasına
emeğini katarsan hakçasına
herşeyiyle dünya önüne serilir
üstelik oğlum adam oldun demektir
Rudyard Kipling
ARAYIŞ'I YAŞATABİLMEK İÇİN HER YOLA BAŞVURULUYORDU
Tercüman'ın şarapçı bekçisi kağıtları Arayış'a kaptırdı
Arayış'ın son sayılarında artık kağıt bulmak neredeyse olanaksız hale gelmişti. Kağıt bulmak da, para bulmak da Muzaffer Soykan'ın işiydi. Derginin imtiyaz sahabi Şahin Mengü böyle bir ortamda Muzaffer Soykan'a "Muzo ne yapacagız kağıt işini" diye sordu. Muzaffer Soykan, "Ne bileyim. Borç kağıt alacak gazete kalmadı. Günaydın'a 6 bobin, Hürriyet'e 12 bobin borç var. Geçen sayıyı Ekspres'e gelen bobinlere sabahın 4'ünde Arayış damgası vurduğumuz bobinleri bizim diye yutturup bastırdık EMAŞ'çılara. Onlarda durumu çaktılar. Yapacak bir şey kalmadı. Valla benim elim kolum bağlı." Mengü, ısrar etti, "Sen bulursun Muzo, haydi bir caba, bi gayret..."
AFİYET OLSUN, YARASIN
Sonrasını Mehmet Erdül anlattı: "Muzaffer, Mengü'den 5 bin lira istedi. Niye diye sorduk. 'Şarap alacağım' dedi. Ne şarabı, şaraba verilecek para mı var? Muzaffer, ısrarla 'Verin bana beş bin lira, yarın kağıtlar hazır olacak, emin olun' dedi. Beş bini aldı. Beş binlirak da şarap. Sanatoryum mahallesinde birkaç güvenilir güçlü arkadaş ve bir kamyonetli dostla birlikte, adını vermek istemediğim bir büyük gazetenin yan sokağına gittik. Gazetenin gece bekçisi şarapçı. Şarap şişeleri eksildikçe, gazetenin bobinleri de isim değiştiriyor ve biz ertesi gün dergiyi basıyorduk..."
Mehmet Erdül, anlatmadı, isim vermedi ama bu gazetenin Tercüman olduğunu öğrendik sonunda.
Araba farında montaj
Mehmet Erdül anlatıyor: "Dergi ertesi gün baskıya verilecekti. Karşımızda Jandarma Komutanı oturuyor ve bizim caddede hiç eletrik kesilmiyordu. Ancak Arayış'ta ve çevresindeki üç beş evde ışık yoktu. Gece 23:00 olmuş, ışıklar gelmemiş, montaj yapılmamıştı. Nahit Duru, 'Erdül, Murat 124'ü arka bahçeye sokabilir misin?' dedi. 'Arabayı arkaya sok. Farları sökelim. Pikaj masanının altına yerleştirelim. Ara kablo ile elektrik alalım. Belli ki bizi engellemeye çalışıyorlar. Engelleyemeyeceklerini öğrenmeleri gerek.' Yaptık ve işe yaradı. Akü bitmesin diye arabayı çalıştırdık. Bülent Makas far ışığında montajı yaptı. Hazırlanan kapak Arayış'ın en güzel kapaklarından biri oldu."
|