kapat

23.02.2001
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Superkupon
Magazin
Sabah Künye
Cumartesi Eki
Pazar Eki
Melodi
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2001
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.

HAŞMET BABAOĞLU(hbabaoglu@sabah.com.tr )


Kedi nankör müdür?

Bir dostumun çiftçi babası dermiş ki; "Köpeğe köpek, kuşa kuş gibi davranın, kediye de adam gibi!"

Bu halk söyleyişlerinin altında çoğu kez bilgece sezgiler yatar. (Tabii, halk deyişi diye ille de doğruları ifade ettiklerine inanmayalım; bazen "damlaya damlaya göl olacağını" söyleyerek bir doğruyu değil de, bir teselliyi dillendirirler...)

"Kediye adam gibi davranın!" uyarısıyla, MGK'daki kriz sırasında Başbakan Yardımcısı Özkan'ın söylediği iddia edilen "Nankör kedi" lafı arasında bir ortaklık var mı?

"Ne alaka!" diyeceksiniz ama var...

Kedi ne "adam"dır; ne de "insan gibi nankör"dür. Fakat böyle sıfatları uydurmamıza neden olan şeyin kaynağı aynıdır: Evcil kedinin ataları yırtıcı ve "yalnız avcı" kedilerdir.

Kedigiller içinde sadece çita ve aslan gruplar halinde yaşar. Ama araştırmalar evcil kedilerin çita veya aslanlardan değil, yalnız avcı atalarının soyundan geldiğini ortaya koyuyor.

Belki bu yüzden kedilerin cesaretinin köpeklerin çenesinden daha güçlü olduğu söylenir.

Çünkü köpekler sürü hayvanıdır. Grup içinde ve gruba dayanarak avlanan bir türden çıkıp evcilleşmişlerdir.

Yine kedilerin "sessizliği"ni ve iletişimde "dil" kullanmaktan hoşlanmayışlarını da bu noktadan kalkarak anlayabiliriz. Ona "nankör" diyenlerin yanılgısı da buradadır...

Kedi işini yalnız görür, haberleşmeden...

Köpek ve benzerleri işlerini haberleşerek görür...

Ve bu yüzden köpekler erken bir dönemde (50 bin yıl önce diyor bazı kaynaklar) evcilleştirilmiştir. Köpek köpeğe iletişimin yerine insan-köpek iletişimi konarak bu hayvanın vahşi yanları kolayca törpülenebilmiştir.

Oysa vahşi kedi insanlık tarihinin çok daha yakın bir döneminde (6 bin yıl önce) insana yaklaşır hale gelmiş ve ortaya bugün "ev-sokak kedisi" denen; sıcak değil, "ılık" bir yaratık çıkmıştır...

Kedi saldırgan değil yırtıcıdır, çeviktir, başına buyruktur. (Kavramsal ayrımlara dikkat!)

Köpekler kadar iyi koku almazlar ama işitme duyuları müthiş güçlüdür...

Karanlıkta görürler ama renk algıları zayıftır.

Uzun sözün kısası, kedi besleyenler bir taraftan evcil bir hayvanla baş başayken, bir taraftan da yanıbaşlarında bir yabani hayvanın bulunduğunu bilir, hissederler.

Kedinin işte bu yaban tarafını "nankörlük" veya "gurur" olarak algılamak bizim "paşa gönlümüzün" uydurmalarıdır. Köpeklerin "sadakati" de öyle!

Bana kalırsa, hayvanları bu sıfatlardan rahat bırakıp kendimize bakalım!

AYNA
Tüm kadınlar eninde sonunda annelerine benzerler. Bu onların dramıdır. Fakat erkekler için böyle bir şey asla söz konusu değildir. Bu da onların trajedisidir.

OSCAR WILDE OKURKEN
"Derin Ofsayt"tan ağlara giden top

"Günümüzün dünyasında futbolun hayatı haddinden epeyce fazla meşgul ettiğini nasıl inkâr edebiliriz?

Fakat dünyanın bu en güzel oyununu sevmekten, seyretmekten, oynamaktan nasıl vazgeçebiliriz?"

Ümit Kıvanç böyle soruyor ya, yanıtını en iyi bilenlerden biri de o: Vazgeçemeyiz...

Kızanlar kızsın ama, bu "kültür" davası, "yorum" davası, "böyle gelmiş böyle gider" davası olmaktan çok "aşk davası"dır...

Elimde Ümit Kıvanç'ın yeni kitabı "Derin Ofsayt" var.

Şık bir çalım, sert bir yer müdahalesi, ceza sahasındaki kalabalığın arasından çıkartılmış bir yarım vole... Böyle bir kitap "Derin Ofsayt."

Kitabın alt başlığı, ilgi alanını da ortaya koyuyor: "Televizyon Futbolu ve Futbol Medyası."

290 Sayfa boyunca, tribünde seyredilenle televizyonda seyredilen futbolun farkını ve bu farkın giderek açılışını; hak ettiğinden fazla değer gören modern futbol yorumculuğunu; kaybolup giden futbol haberciliğini; topun yuvarlaklığından lafın yuvarlaklığına nasıl geldiğimizi... Hepsini canlı bir üslupla ama derinlemesine ele alıyor Kıvanç.

Özellikle futbol medyasında yer alan bizler; bu kitabı okuyacağız, başka yolu yok!

Sizler için de çekici bir "aperitif" olsun diye kitaptan bazı alıntılar yapacağım.

¥ Futbol bilgisini TV'den maç izleyerek edinmiş bir kişi, Galatasaraylı Suat'ın neden önemli bir futbolcu olduğunu izah edemez. Kemalettin'in, iyi zamanındaki Tolunay'ın, İstanbulsporlu Fuat'ın ne işe yaradığını anlayamaz.

¥ Sakatlanmış kıvranan rakip oyuncuya "Oooh ooh..." tezahüratı yapılması, televizyonsuz bir dünyada daha zor olurdu.

¥ Her futbolsever bilir ki, futbolda imkânsız imkânsızdır.

¥ Taraftarlığı yoksul ve yoksun "aşağı tabaka"ya özgü saymak, eğer kötü niyetli değilse aymaz bir davranıştır.

¥ Futbolsever ile taraftar özdeş değildir. Futbolsevmez taraftar vardır.

¥ (Futbol yazarları açısından) Eleştirmek doğal da, öneri yapmak, bu önerilere uyulmazsa teknik direktöre düşman kesilmek vs. de doğal mı?

¥ Bizim "you'll never walk alone"umuz buraya kadardır. "Walk" ise "beraber yürürüz", ama tökezlersen "alone"sun, ona göre!

(Ümit Kıvanç'ın kitap boyunca titizliğine heyecan da katarak geliştirdiği kimi tezlere ufak tefek itirazlarım da var, ama onlar ayrı bir yazı konusu.)

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır