Özgürlüğe kanat takıp uçurmamış bir kültürün, körü körüne bağlananları suçlamaya hakkı yoktur!..
Sadece kendinden başkalarını; sadece "düşmanlarını" eleştirmeyi "Eleştirel Düşünce" sanan bir kültürün birilerinin "hiç düşünmemeyi seçenler" olduğuna inanması ve onları aşağılaması çok ucuzdur!..
Gecelerimiz öyle kolay kolay kurtulamayacaksa pişmanlık nöbetlerinden...
Ve tutkuların çağrısı yalancı cennetimiz oluyorsa çoğu zaman...
Korkuyor, korkutuluyorsak...
Çevremizi bir yığın allı pullu, büyüklü küçüklü inancın sarıp sarmalamasında ne gariplik var?
Cemaatlerin çekiciliğini anlamak için sadece onlara bakmak yetmez!
Cemaatlerin çekiciliğini anlamak için bunca yılda bir türlü "cemiyet" oluşturamayışımıza da bakmalı!
Bir cemiyet (toplum) üyelerini insan yerine koymuyorsa; üyelerini "dost" yerine koyan cemaatlerin (toplulukların) büyümesinde anlaşılmayacak şey yok!
Bir cemiyet doğumdan ölümüne üyelerine sahip çıkamıyorsa; insanların kendilerine bu hissi veren cemaatlere dahil olmalarında anlaşılmayacak şey yok!
Bir yurt, yurttaşlarının bedenini ve ruhunu "üşütüyorsa;" beğenseniz de beğenmeseniz de, o insanların bazılarının cemaatlerin "sıcaklığı"nı tercih etmelerinde şaşacak şey yok!
Biraz da başka türlü tartışalım!
"Sürü bilinci"nin sonucuymuş...
"İyi niyetli" insanların kandırılmasıymış...
"Oy avcısı siyasetçilerin kötülükleri"ymiş...
Böyle anlayamayız cemaatleri.
Hepimiz sırta vurulan ağabey şaplaklarını okşama yerine koymuyor muyuz?
Hepimiz daha fazla düşünmektense, düşünmekten kaçmayı yeğlemiyor muyuz?
Haydi açıkça söyleyin; hepimizin "tartışılmazları" yok mu?
Hepimiz, köpekten, karanlıktan, yüksekten, silahtan korktuğumuzdan daha çok, daha beter biçimde hayal kırıklığına uğramaktan korkmuyor muyuz?
Niye bazılarımızın "Allah'ın rızası" yerine "ağabeyler"in iradesine teslim olduğunu anlamanın yolu, bu sorularla yüzleşmekten geçiyor...
Bana kalırsa...
Salı akşamı Real Madrid-Lazio maçını seyrederken bir ara durdum ve dedim ki; Roberto Carlos'u kim yılın futbolcusu seçecek? Ne zaman?
Roberto Carlos gibi adamlar yerine her yıl Figo gibileri göklere çıkartılacaksa neden "takım oyunu"nu yüceltiyoruz?
Üstelik Roberto Carlos'un öteki yıldızlardan seyirciyle kurduğu heyecan bağı bakımından azı yok, fazlası var...
Teknik becerisi de öyle!
"Lazio maçında Figo ne yaptı?" diye sorsanız açık seçik bir şey söyleyemem. Ancak Roberto Carlos'u uzun uzun anlatabilirim. O zaman neden hep Figo büyük?..
Savunmacı mı bu adam?
Evet! Ama atak becerisi ve katkısı savunmaya katkısından da fazla yüksek...
Fakat rakip on sekizin önündeki çizgiye paralel biçimde içeri katedişi bazen Brezilyalılara yakışır biçimde şiiri andırıyor, bazen de bir samuray savaşçısını...
Hangi "Yılın Sporcusu" onun kadar becerikli biçimde vuruyor toplara? Kaç futolcunun (Ah Hagi!) serbest vuruşu Roberto Carlos'unki gibi olağanüstü bir geometri teoremine imza atıyor?
Kaç futbolcu bu kadar istikrarlı oynuyor yıllardır? "1995'te İtalya'da İnter'deki macerasını bir yana bırakırsak adamın kötü maçı yok!" diyor İspanyol ligini iyi tanıyan bir arkadaşım.
Genç kuşak futbolcular biraz da Roberto Carlos gibilerini örnek almalı...
1973 yılında Brezilya'da Garca'da doğan Roberto Carlos'un seyirciyle arasındaki bağı anlatan şu sözünü de vurgulayayım:
"Ne zaman Real Madrid taraftarı bana sırtını dönerse o zaman bu takımdan giderim. Ben taraftarlara bağlıyım, para ya da başka bir şeye değil!"
Bir notum da şu: Roberto Carlos'un serbest vuruşlarında top saatte 120 km hıza kadar yükselebiliyor.
Son olarak şunu da aktarayım: Futbol kaynaklarına baktım; 97-98 sezonunda FIFA'nın Brezilyalı oyuncuyu sezonun en iyi ikinci futbolcusu seçmiş olması içimi rahatlattı.