


İnsanlığın bittiği nokta
Adanalı okurumuz Levent Yarız'ın aşağıdaki mektubu, Türkiye'de artık insanlık duygusunun da zor bulunur bir duygu olduğunu gösteren en açık kanıtlardan biri...
Gelin birlikte okuyalım:
"Ben Eskişehir'de özel bir sektörde mühendis olarak çalışıyorum. 1982 yılından beri üniversite ve çalışma hayatım boyunca sürekli olarak Adana-Eskişehir arasında ben ve ailem seyahat ediyoruz.
08.02.2001 tarihinde saat 20.00'de Lüks Adana Seyahat otobüsüyle eşim ve 5 yaşında oğlum Adana'dan Eskişehir'e gelmek üzere yola çıktılar. Eşim bana sabahleyin (evimiz oraya yakın olduğu için) her zaman indiğimiz yer olan Eskişehir Anadolu Üniversitesi Yunus Emre Kampusü önünde ineceğini söyledi.
Ben de sabah saat 06.00'dan itibaren eşim ve oğlumu beklemeye başladım. Saat 06.40 civarında beklediğim Lüks Adana Seyahat otobüsü üniversite önünde durmadan geçti gitti. Otobüsün muavini telefon bozuk olduğu için şoföre haber verememiş.
Herhalde o anda sesi de kısılmış ki şoföre seslenmemiş! Beklediğim yerden 2-3 km ötede otobüs durmuş. Otobüsün durduğu yer çevre yolu. Oradan taksi, otobüs, minibüs geçmesi; taksi çağırma zili bulunması mümkün değil. Eşim 'Ben buradan nasıl döneceğim, ne yapacağım' diye itiraz etmiş.
Ama şoför ve muavin bavulları indirip eşimle 5 yaşında oğlumu orada bırakıp gitmişler. Eşimin yanında 1 büyük bavul ve 5 tane küçük çanta vardı. Otobüs gittikten sonra çevre yolunun karşı tarafına bavul ve çantaları tek başına taşımak zorunda kalmış. Eşim sinirden ağlamaya başlamış.
Tabii ki oğlum da bu durumu görünce korkudan ağlamaya başlamış. Sabah saat 06.40 civarında bir bayan ve küçük bir çocuk çevre yolunda kalakalmışlar. Neyse ki bir süre sonra oradan tesadüfen geçen bir otobüs onlara yardımcı olmuş. Allah razı olsun otobüs şoföründen.
Böyle bir terbiyesizlik görülmüş bir şey değil. Ben ve ailem 1982'den beri sürekli olarak Lüks Adana Seyahat ile yolculuk ediyorduk. Bu terbiyesizliği nasıl yaptılar anlayamadık."
Bu nasıl yardım hiç anlamadık!
"Bizler 17 Ağustos Depremi'nin mağdurlarındanız.
Efendim, hoşgörünüze sığınarak sizden yardım istiyoruz.
Apartmanımıza orta hasar tespiti yapıldı.
Onarım için İmar İskan Bakanlığı geri ödemek şartıyla 38 daireli apartmanımıza daire başına 2'şer milyar vermeyi taahhüt etti.
Yine İskan Müdürlüğü'nün belirlediği müteahhit firmalardan biriyle seçtiğimiz yöneticimiz anlaştı.
Onarım başladı!
Bir müddet sonra temelimizin sanıldığından daha derin çıktığını, bu paranın gideri karşılamayacağını beyan edip inşaatı durdurdular.
Şimdi bizden 700 milyon lira her daire için talep ediyor müteahhit firma.
Tabii ki yapılan yardımın haricinde!..
Bir de yöneticimiz, bilgimiz dışında firmayı ve yapılan işleri denetlemek için bir mühendisle anlaşmış.
Onun ücretini de ayrıca bizden talep ediyor.
Bu gerekli midir?
Bu denetimi yapan bir görevli yok mudur?
Bu nasıl yardımdır?
Bizler zaten emekli ve emekli dul aileleriyiz.
Bu talepleri nasıl karşılarız.
Durumumuz özetle böyle.
İlgililerden bir çözüm bekliyoruz.
Depremden bu yana huzur dolu bir günümüz olmadı.
Sanki tüm felaketler bizi buluyor.
Biraz insaf diyorum!"
Yalova - Ayşe Kılınç
Anayasa'da insanlar eşittir; ama...
Cafer Öztürk, "Öğretmene haksızlık" başlığı altında yayınladığımız Sezer Soydan'ın mektubuna, şöyle bir bilgi notu göndermiş.
"10 Şubat 2001 tarihli gazetede çıkan köşenizdeki 'Öğretmene haksızlık' başlılıklı yazınızı okuduğumda doğrusunu isterseniz üzüldüm. Emekli bir öğretmen olan sayın Sezer Soydan öğretmenevlerinden yararlanamadığı için şikayet ederken; 'Hani Anayasa'da insanlar eşitti?' şeklinde yönelttiği soruydu, üzüntümün sebebi.
Ben ve benim gibi ya da benden daha uzun yıllarını bu mesleğe veren öğretmenler üç kuruş maaşa talim ederken, özel okullarda çalışan öğretmenlerin kazandığı paralar hepimizce malumdur. Öğretmenevleri, Milli Eğitim Bakanlığı kadrolarında görev yapan kimseler için kurulmuş olan tesislerdir. Dolayısıyla özel kurum mensupları bu tesislerden bizler gibi yararlanamazlar.
Sayın Soydan'a sormak isterim; 'Anayasal eşitlik şimdi mi geldi hatırınıza?' Sağlıklı, günler dileğiyle."
Para yerine bakla
Yemek değil zehir
"Erenköy İlköğretim Okulu'nda okuyan bir öğrencinin velisiyim. Okulumuz bu sene tam gün tedrisata geçtiği için, yemek problemimiz oldu. Okul yönetimi uzun incelemeler sonucu Biber Catering firmasıyla anlaştı. Yalnız 15 gün sonra yemeklerden zehirlenenler oldu.
Bunun üzerine firmanın okulla ilişiği kesildi.
Eylül ayının sonundan bu yana firma alacağımız olan 40 milyon 500 bin lirayı ödemiyor.
Herhangi bir iletişim imkanı da kuramıyoruz. Şu an firmanın telefonları da cevap vermiyor.
Firma yetkilileri bazı velilere borçlarını bakliyat olarak ödeyeceklerini söylemiş.
Alenen dalga geçiyorlar."
Murat Arsan - İstanbul
Burası Türkiye
Parayı pul ediyorlar
Bedirhan Oktay, "Normal, burası Türkiye" diye bize gönderdiği mail'inde şöyle yazmış: "Bir kamu işçisi ortalama 5 memur kadar ücret alırken, aynı zamanda 10 ile 20 memurun toplamı kadar vergi indiriminden yararlanmaktadır. Biz memurlar devlete çok büyük bir yük getiren bu vergi indirimini istemiyor, kaldırılmasını istiyoruz. Zaten 50 milyon lira faydalanıyor, onu da 5 taksitte alıyoruz."
Bakkal mı hipermarket mi?
"Şu anda Meclis'te bekleyen bir yasa var. Özetle, bakkal ve küçük marketleri büyük market zincirlerinden korumayı hedefleyen bir yasa bu! Buna göre hipermarketler, şehir merkezlerinin dışında açılacak ve bu hipermarketlerin zincir şubeleri kapatılacak.
Ben bu kanunun çok zararlı olduğu inancındayım. Çünkü hakları devlet tarafından korunmaya çalışılan bu bakkallar doğru düzgün defter tutmaz, fiş kesmezler. Oysa tüm hipermarketlerde fiş kesilir, fatura verilir. Küçük esnafın hipermarkete teslim olmasını piyasa ekonomisi engeller."
Murat Duman Ğ İstanbul