Antonio Banderas "Atatürk" filminde oynamaktan Ermeniler'in tepki ve baskıları sonucu vazgeçmişti.
Peki acaba Türkler'in Ermeni Soykırımı yaptıklarını anlatan filmde başrol oynayacak olan, senelerin Türk düşmanı Charles Aznavour benzer bir tepkiyle karşılaştı mı?
Bu sorunun cevabını araştırırken Paris'ten Nurdan Bernard'ın faksı geldi. Sabah'ın Paris temsilcisi olan Nurdan, Ermeni soykırımı konusunda Türk ve Fransız arkadaşlarıyla önemli ölçüde faaliyet gösteren akıllı ve aydın bir gazetecidir.
"Aznavour zaten angaje biri, Banderas gibi tarafsız değil. Ona yollanacak mektuplar tehdit niteliğinde olursa, adam bunu tersine propaganda olarak kullanır. Tabii yazılacak iyi düşünülmüş mektuplar belki Aznavour'u düşündürür ama bu dava için o kadar uzun yıllardır çalışıyor ki bence fikir değiştirmesine imkân yok. Var olan 26 bin aleyhte kitaba ek olarak bu Türkiye'ye son darbe olacaktır ve Aznavour da bu hançeri saplamaktan zevk duyacaktır" diyor.
Fransız medyasının Ermeni tezlerini savunduğunu, basında da sadece Türkiye'ye karşı yazıların çıktığını anlatan Nurdan Bernard bu arada gazeteci-yazar Alain Dugrand'ın Ermeni olaylarını tarafsız gözle anlattığı ve gazetede yayınlanan yazısından sözediyor. Bu yazı gazetede üç imzalı olarak çıkmış. Hemen arkasından da 13 Şubat'ta Ara Toranyan'ın onlara cevabı yayımlanmış. Anında tepki vermişler.
Gördüğünüz gibi yıllardır sürdürdüğümüz ilgisizlikte bir değişiklik yok. Orada kıyamet kopuyor bizim sesimiz çıkmıyor.
Ben soykırımın Amerikan eyaletlerinde kabul edilmekte ve İngiliz Parlamentosu'nda kıyasıya tartışılmakta olduğunu, diğer ülkelerde de kısa sürede tartışılacağını Temmuz 1999'da "Şimdi de Ermeni Meselesi" başlığıyla yazmış ve uyarmıştım. Tasarının Fransa'da kabulünden tam 1,5 yıl önce. Büyükelçilerimiz, siyaset sosyologlarımız uyarmışlar, kimse uyanmamış, olay başlamış, hâlâ ağırdan alıyoruz.
Liberation gazetesi kurucularından Alain Dugrand'la beraber Türkiye'ye destek veren yazıda adı çıkanlardan biri Ermeni asıllı Jean Keheyan. Türkiye ile yakınlaşmaktan yana tavır koyan Fransız Ermeniler'in başını çekiyor. Babasının vasiyeti üzerine küllerini doğduğu topraklara gömmek üzere Türkiye'ye getirmiş.
Diğeri ise sayısız kitap ve film senaryoları ile ödüller almış olan ünlü siyaset yazarı ve avukat Gilles Perrault .
Bu üç kişiye e-mail yağdırarak teşekkür ve takdirlerimizi belirtmeli, gerekiyorsa kısa notlar halinde bilgiler göndermeliyiz.
Özellikle Fransızca bilen ve Ermeni olayları hakkında doğru bilgilere sahip entellektüellerimiz bunu vazife edinmeli. Liberation ve diğer gazetelerin e-maillerine de bu bilgiler her fırsatta aktarılmalı..
Alain Dugrand'ın e-mail adresi (diğer iki isme de buradan gönderilebilir); anne.dugrand.vallaeys@wanadoo.fr
Bir adres daha; https://www.assemblee-nationale.fr
Bu da Fransız ulusal meclisinin sitesi.. Bağlandıktan sonra ilk sayfada "Forum" tıklanacak. Açılan sayfada "Ermeni Soykırımı Yasası"na girilecek. Burada yasayla ilgili tartışma açılmış. İsteyenler tartışmaya katılabilir, yapılanın haksızlık olduğunu anlatabilirler.
Haydi ne başarsak kârdır, elimizi çabuk tutalım!
Fransa'nın aldığı haksız karar o kadar ağırımıza gitti ki bu ithal kıyafet ve aksesuarlara, ev eşyalarına meraklı olan ve çoğu kez de siyasi olayları umursamadan alışverişine devam eden kesim bile etkilendi sanıyorum.
Carrefour'da, Continent'de durum nedir bilmiyorum ama benim gittiğim mağazalarda tezgâhtarlar sinek avlıyordu. (Aslında önemli olan da bir Türk malının yanında 10 tane Fransız satan, nakit para kazandıran ve Fransız ekonomisinin Türkiye'deki can damarı olan bu iki hipermarket)
Aşırıya kaçmamakla birlikte etkili, iyi seçilmiş ve sessiz bir protesto biçimini topluca benimseyebilmemiz bana çok hoş geliyor.
Bu arada mağazaların Türk sahipleri de etkileniyorlar ama koca bir ulusu ilgilendiren bir soykırım kararını protesto söz konusu olduğunda geriye fazla da bir tercih kalmıyor ne yazık ki!
Halkın yaptığı olumlu ve akıllı protestonun yanında "vazgeçemeyen" "umursamayan" veya "dikkat etmeyenler" yine mevcut tabii..
Örneğin; dünkü gazetelerde pirimiz, mirimiz, aziz milletimizin gözbebeği güzelimiz Deniz Akkaya hanımefendinin yarasa kanatlarıyla Pierre Cardin defilesine çıkması gibi... Diğer ünlü manken arkadaşlarıyla Cardin'in mayolarını tanıtmışlar İzmir'de.. Onlar çıkmayı kabul etmeseler, kimse de gidip izlemese olmaz mı? Bir mayo defilesi eksik seyretsek kıyamet mi kopar?
Ve Çarşamba akşamı Kanal D'de gece haberlerini sunan erkek sunucu (Kıyafetin markasını görünce gözlerim karardı, ismini göremedim..) Kıyafetini Cacharel'den değil de Vakko'dan giyse, Fransız markasının reklâmını yapacağına kendi gururumuz bir yerli markanın reklamını yapsa olmuyor mu?
Ama bunu yapabilmek için biraz kafa, biraz da bencillik duygusundan arınmış olmak, bana dokunmayan yılan bin yaşasın dememek gerekiyor tabii!