kapat

15.02.2001
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Superkupon
Magazin
Sabah Künye
Cumartesi Eki
Pazar Eki
Melodi
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2001
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Onlara hiç laf yok!
Sezen Aksu, Yılmaz Erdoğan, Zeki Müren ve İkinci Bahar... Onlar Türkiye'nin dokunulmazları.

Kalabalık aile toplantılarının ve olağan kadın günlerinin birinci konusudur sanat dünyası... Bir gece önce televizyonda ne varsa ondan açılır konu... Ünlülerin büyük çoğunluğu acımasızca eleştirilir: "Gördün mü? Ebru burnunu yaptırmış, 23 yaşında olmasına rağmen Mercedes'i de varmış", "Seda'nın aylığı 80 milyarmış", "Hülya uzmanlarla yine dalaşmış..." Önüne gelene verip veriştirmek, özellikle ünlülerin hakkında dedikodu yapmak toplum için bir çeşit terapi haline geldi. Zenginin malı züğürdün çenesini yorar misali konuşup duruyoruz. Ama toz kondurmadığımız ünlüler de var. Onların hakkında kötü söz söylemek kesinlikle yasak. Kan çıkar vallahi... Dokunulmazlığı var bu insanların.

MÜKREMİN ABİMİZ
"Bir Demet Tiyatro" adlı televizyon dizisinin hayta oğlu Mükremin'de çoğu insanın kendini bulmasıyla başladı her şey. Mükremin içimizden biriydi. Mahallenin delikanlısı olarak benimsediğimiz Mükremin'i daha sonraları oyunculuktan başka alanlarda da gördük. "Soğuk ve şehirler arası yollarda vazgeçtim çocuk olmaktan ve beslenme çantamda otlu peynir kokusuydu babam" mısralarıyla hepimizi yüreğimizden vurdu. Sonra onun şiirlerine deli divane olmaya başladık. Oyun yazdı, güle ağlaya, bayıla ayıla izledik. Tek kişilik gösterisini görmek için birbirimizi ezdik. Şu sıralar Yılmaz Erdoğan'ın son bombası Vizontele'nin yankıları sürüyor. Tabii ki beğendik. Ama tüm bu saydıklarımız takdir etmekten daha fazla şeyler. Biz Yılmaz Erdoğan'ı oğlumuz, babamız, kardeşimiz gibi sevdik. Söylentilere göre kaçak VCD basan şirketlerin bir kısmı sırf Mükremin'e "yamuk olmasın" diye Vizontele'yi çoğaltmıyormuş. E daha ne olsun?

HER ŞEYİ KABUL GÖRDÜ
Türkiye'deki çoğunluğun kayıtsız şartsız sevdiği bir diğer isim de Zeki Müren. Ünlü sanatçı vefat etmeden önce de sonra da halkın gözünde aynı değere sahipti. Her zaman çok seviliyordu. Oynadığı bol karıncalı siyah-beyaz Türk filmlerini hâlâ büyük bir zevkle izliyoruz. O yaşadığı ilçe Bodrum'un ve Bodrumlular'ın 'Paşa'sı ve tüm Türkiye'nin Sanat Güneşi'ydi.

Hakkında bir tek kötü söz söyleyen bulamazsınız. Arada bir onun kıyafetlerini, saçını ve makyajını eleştirenler çıkar. Ama o 'densiz'lerin ağzı diğer insanlar tarafından derhal kapatılır. Zeki Müren'in de dokunulmazlığı vardır. Tıpkı Yılmaz Erdoğan gibi Sezen Aksu hakkında dedikodu yapmak da yürek istiyor. Çünkü o ne yaparsa yapsın bizim kraliçemiz.

SERÇE BÜYÜDÜ AMA
Küçücük bir serçeyken girdi hayatımıza. Hep dürüst oldu. Aşklarını, kavgalarını sürekli bağıra çağıra yaşadı. Sevdiklerini sürekli "uyanın hayat kaçıyor" diyerek uyardı. Aksu, sayesinde uyandık ve bazılarımız hayatı yakaladık. Hâl böyle olunca O da dokunulmaz oldu. En çılgın hallerine, rakıları içip içip pistte yuvarlanmasına bile sadece gülüp geçtik.

atv ekranlarında beğeniyle izlenen ve toplumun kendinden bir şeyler bulduğu "İkinci Bahar" adlı televizyon dizisi en son dokunulmazlardan... Çünkü İkinci Bahar'da herkes kendini gördü. Kimi babasız çocuk doğurmak zorunda kalan Gülsüm'dü, kimi ekmek parası için arabada kebapçılık yapan Ali Haydar, kimi ise iki çocuğunu zor şartlarda büyüten Hanım.

Bu nedenle laf söyletmiyoruz Türk filmlerinden çok da farklı olmayan ve Türkiye'yi anlatan İkinci Bahar'a...

SİBEL ARNA


Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır