kapat

10.02.2001
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Superkupon
Magazin
Sabah Künye
Cumartesi Eki
Pazar Eki
Melodi
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2001
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
banner
HINCAL ULUÇ(uluch@sabah.com.tr )


Huysuz İhtiyar'da, üç huysuz ihtiyar!..

Bir Tavsiye

Ertekin'de oturuyoruz, Emre Kongar hocamla.. Kültür Bakanlığı Müsteşarlığına, bugüne dek belki de eşsiz kültürü ile gelen tek adam.. Sohbeti lezizdir.. Kızlarına yazdığı mektuplardan oluşturduğu kitabı da peynir ekmek gibi satıyor, bugün.. Bir "Baba-Kız" el kitabı sanki.. Her baba, her kız okumalı demiyorum.. Satış rakamlarına bakılırsa, okuyor zaten..

"Yahu" dedim.. "Hadi biz iki Huysuz İhtiyar, üçüncü Huysuz İhtiyar'a gidelim.."

"Tamam" dedi.. Yerleri ayırttık. Kalktık gittik, Kenterlere.. Oğuz Aral'ın kendini anlattığı Huysuz İhtiyar'ı izlemeye..

Bir baktık, kuliste üçüncü Huysuz İhtiyar.. Metin Akpınar.. Yerlerimiz de yanyana değil mi?.. Bastık kahkahayı.. Bastık kahkahayı iki saat..

Oğuz muhteşem bir mizah adamıdır.. Bu yönünü dünya bilir zaten.. Benim hayatta en sevdiğim insanlardan biridir.. Yeni Tanin'de yıllar önce birlikte çalıştık, Aral kardeşlerle.. Oğuz İstanbul'da idi.. Tekin Ankara'da bizimle.. Tekin'le kardeş gibiydik. Tekin acele edince ecele gitmekte, ona sevgim de Oğuz'a eklendi.. Öyle yani..

Kuliste yanımıza geldi.. "Kendin niyen oynamadın" dedim.. Adamın on parmağında on marifet.. Oynar da..

"Ben sahnede nasıl heyecanlanırım bilemezsin Hıncal" dedi.. "Tıkanır kalırım.."

Yazmış, dekorunu yapmış, yönetmiş..

Aslında oynuyor da..

Müşfik'i ara ara Oğuz sandım sahnede.. Yani bir aktör bu kadar Oğuz olur..

Müşfik bana çocukken Tiyatroyu sevdirenlerin başında gelir.. Ankara devlet Tiyatrosunda, iki kardeş harikalar yaratıyorlardı.. Bir Çöl Faresi oynamışlardı mesela..

Skeç, Sevgili Bekir Coşkun'un, Oğuz'un deyişi ile "İtleri" ile başladı.. Bir kahkaha tufanı.. Keşke Bekir de yanımızda olsaydı.. Takıştık ya bu konuda onunla.. Hala da takışıyoruz ya..

Bakın ben aslında tek kişilik oyunlara pek meraklı değilim.. Hatta bir çeşit klostrofobik gelir.. Yıllar önce bir "Bir Delinin Hatıra Defteri" izlemiştim. Genco'dan.. Ortalarda bir yerde Cihan'dan "Aktör Kean.." Bir de işte bu..

Hani gidemediklerim bilsin de kusura bakmasın..

Kusur dedim de..

İki kusuru var Huysuz İhtiyar'ın..

Bir defa uzun.. Tek kişilik mizah iki saat sürmez.. Sürerse, hem oyuncuyu, hem seyirciyi yorar.. İnsan hem yazar, hem yönetmen olunca, işte böyle kesmeye, kırpmaya kıyamıyor.. İnsanı tıka basa doyurursanız, yemeğin lezzetini unutur. Hafif aç kalkmalı sofradan.. Mizah da öyle..

İkincisi.. En vurucu skeçlerden biri ikinci perdenin başındaki mektup.. Harika bir hiciv, harika bir eleştiri üstelik.. Ama okununca, etkisini kaybediyor, salonun havasını soğutuyor, buz gibi yapıyor.. Mektup diye ille okunmalı mı?..

Asıl hoşuma giden ne oldu bilir misiniz?..

Salon tıklım tıklım doluydu..

Çıkarken duvarda fiat listesini gördüm, keyfim ayni hızla kaçtı..

2 milyon lira..

Gazoz parasına tiyatro!..

BİZİM DUVAR
Meclis'te yeni La Fontaine masalı; Kırat ile Kurt

Hakan&Utku

SEVDİĞİM LAFLAR
Bir gün su içeceğin çeşmeye çamur sıçratma

İsrail Atasözü

Tecelli'den Abuzittin'e mektuplar
Abuzittinciğim Durup dururken yazılan bi mektubun Savcı Talat Şalk'ı nasıl sıkıntıya soktuğunu gördün değil mi? Böyle IMF'ye mimefeye mektup yazılır mı? İlla bi yerlere mektup göndereceksen Abuzittin'e gönder.. Al bakalım şimdi uğraş dur. Ne dedi Başbakan:

"..devletin saygınlığına gölge düşmüştür!"

Doğru, düşer tabii..

Gerçi, "saygın devlet"in yüce Meclisinde adam öldüreli daha on gün olmadı. Ama bununla "devletin saygınlığına gölge düştü" denilemez.

Yolsuzlukta dünya dördüncüsüyüz. O da gölge değil..

Financial Times'daki bir makalede bizi şöyle tarif etmişler.. "çürümüş yolsuzluklar ülkesi.." Bunun da elbette gölgeyle yakından uzaktan ilgisi yok.. Üstelik nihayet gazetede çıkmış bir yazı.

"Saygın devlet"in topraklarında yıllık cirosu 100 milyar doları bulan uyuşturucu kaçakçılığı yapıldığı İnterpol bültenlerinden bütün dünyaya duyuruldu.. Şimdi bu, "devletin saygınlığına gölge düşürebilecek" bi olay mı yani?

Halbuki "devletin saygınlığını yücelten" ne güzel haberler alıyorduk, son günlerde.. Şükrü Kızılot yazmıştı Ekvator Şukresi karşısında paramız 27, Zambia Kvaçası karşısında da tam 150 misli kıymetlenmişti.. Gerçi Laos Yeni Kipi lirayı yakalamak üzereymiş ama istisnalar sayılmaz.. Herşeyin para olduğu bu devirde dünyadaki saygınlığımızın arttığını gösteren bundan daha iyi bir ölçü olabilir mi kardeşim? Tabii ki Fatih Terim'in adının Floransa'da bi sokağa verildiğini de unutmamak lazım.. Ama ah o mektup ah!..

Neyse, moralimizi bozmayalım.. Başka iyi haberler de var.. Enflasyon düşmeye devam ediyor. Son bilmem kaç yılın en düşük seviyesiymiş.. Bu da cemre gibi bi şey.. Nereye nasıl düşüyor biz bi türlü göremiyoruz ama büyüklerimiz "düşüyor" dediğine göre düşüyordur. "Düştü" diye sevindiğimizfenflasyonun iki aylık toplamı, Yunanistan'ın yıllık enflasyonundan fazla. Enflasyon düşe dursun, sütle kurusoğan geçen yıldan bu yana bi misli, tüp de yarıyarıya artmış.. Yeni zam da kapıdaymış. Sabah'ın yazdığına göre ekonomik sıkıntıdan intihar vakaları çoğalmış işyerleri peşpeşe kapanıyormuş.. Ama Başbakan memnun:

"Belini kırdık!"

"Kimin?"

"Enflasyonun!"

"Peki bu sürünen kim?"

"Önemli değil.. O vatandaş!

"Beli kırık enflasyon"la birlikte münasip yerlerinden öperim.

Kardeşin Güneş

Muhabirler nerde?..
Haberi Milliyet'ten okuyalım.. "Çelik'in kafasına silah dayayan kimliği belirsiz kişi 'Yaptıkların yanında kalmayacak. Seni öldüreceğim' dedi. Tetiği çeken saldırgan Çelik'i bacaklarından ve kasığından yaraladıktan sonra kaçtı.."

Gözümün önüne getirmeye çalışıyorum. Tabancayı adamın kafasına dayıyorsunuz. Tetiği çekiyorsunuz ve bacaklarından ve kasığından vuruyorsunuz..

Ya dünyanın en beceriksiz tetikçisi ile karşı karşıyayız, ya da en acemi polis adliye muhabiri ile..

Galiba ikincisi..
Polis Adliye muhabirliği medyamızda bitti çünkü..

Bir zamanlar Bab-ı Ali'nin en ünlüleri idiler Polis Adliye muhabirleri.. Gazeteciliğe giden yol, polis adliyeden geçerdi. Mesleğin okulu, stajı buradaki ustalardan alınan derslerdi. Polis adliye haberleri, öykü, roman gibi yazılırdı.. Zamanın ünlü hikaye roman yazarlarının polis adliye muhabirlerinden çıkması tesadüf değil.. Ümit Deniz mesela.. Yerli Mayk Hammer, Murat Davman'ın yaratıcısı, polis adliye muhabiriydi meslek olarak..

Şimdi muhabirlik, köşe yazarlığına atlama taşı.. Çünkü yatay ilerleme kalktı Bab-ı Ali'de.. Muhabir olarak geleceğin yok. Muharrir olursan devam.. Yoksa tamam..

Oysa gazetenin esas adamı, esas unsuru muhabir.. Gazete onların haberi için çıkar..

Çünkü gazete, haberdir.. Newspaper.. Haber kağıdı demektir.

Muharrir, gazetenin süsü, tuzu, biberi, baharatıdır, o kadar..

Unuttuk bu düşünceyi..

Bu büyük başlık, büyük resim, spot spot nerdeyse tüm haberi veren altbaşlıklar ve altında CD'nin kompaktı gibı, kısacık satırlara sıkıştırılmış CN, yani Compact News/ Sıkıştırılmış haberler..

Haberler o kadar kısaldı ki devam sayfalarını kaldırdık, marifetmiş gibi.. Oysa benim çocukluk ve gençliğimde, gazetenin en çok okunan yeriydi, "Mabad!.." Çünkü haberler, orada yer alırdı, ballandıra, ballandıra.. Muhabir ne yazacak ki bugün parmak kadar yere..

Geçenlerde Türkiye'nin ilk seri katili yakalandı. Adam beş kişiyi öldürmüş. Muhtemel beş ceset daha var. Yakalanmasa bir beş daha öldürecekmiş.. Bülbül gibi de konuşmuş.. Ümit Deniz olsa, yarım sayfa haber yazar, ardından 5 gün tefrika edecek dizi çıkarırdı.

Tüm gazetelere baktım.. Bir tek, ama bir tek tanesinde doğru dürüst bir "Haber/Hikaye" yok..

Batıda böyle cinayetler gazeteler için "Nerdeyse" özlenen haberdir.. "Şöyle güzel bir cinayet olsa da ağız tadı ile yazsak" demeseler bile içlerinden geçirirler.. Yakaladılar mı, öyle bir yazarlarki sayfalar dolusu.. Sizi hiç ilgilendirmeyen ülkenin, hiç tanımadığınız insanlarının birbirini öldürmesini merakla okursunuz.. Çünkü, gerçek bir polisiye öyküdür okuduğunuz. Çala kalem, baştan savma satırlar değil..

Gazeteleri okutmak istiyorsak, "Mükemmel Muhabirler" dönemine yeniden dönmemiz gerek.. Köşe yazarları ile ancak bu kadar oluyor. Fazlası değil..

TEBESSÜM
Adamın biri bara girmiş, bir duble viski istemiş, içtikten sonra ön cebine bakmış ve ikinci viskisini ısmarlamış.. Üçüncü, dördüncü.. Bir cebe bakış, bir içki.. Yedinci dubledede aynı şeyi yapıca Barmen dayanamamış sormuş.. "Ön cebimde karımın resmi var!" demiş adam.. "Ne zaman gözüme hoş görünüyor, içkimi kesip eve gidiyorum..!"

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır