kapat

31.01.2001
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Superkupon
Magazin
Sabah Künye
Cumartesi Eki
Pazar Eki
Melodi
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2001
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Nokia
OKAY GÖNENSİN(ogonensin@sabah.com.tr )


Karşıda kim var?

Ermeni Soykırımı Yasasının Chirac tarafından onaylanması bir sürpriz değildi. Benzer kararların diğer Avrupa ülkelerinin parlamentolarından geçmeleri de sürpriz olmayacaktır.

Bu gelişmelerin arkasında çeşitli "düşman" odaklar arayabilir, bulabiliriz. Bunların kuşkusuz etkileri vardır. Ermenistan'daki bugünkü yönetimin Batı'daki göçmen Ermeni grupları ve lobileriyle birlikte yürüttüğü politikanın başarılı olduğu da açıktır.

Ancak, Fransa örneğinde olduğu gibi "Fransa kendisinin Cezayir'deki katliamlarının tekrar gündeme gelmesini önlemek için bu Ermeni yasasına sığındı" gibi gerekçeler bulmaya çalışırsak yanılabiliriz. Çünkü bu Ermeni Soykırımı Yasasının Fransa Meclisi'nden geçmesi kendiliğinden Fransız basınında doğru dürüst haber bile olmamıştır. Buna karşılık önem verilen haberler hep Türkiye'nin tepkilerine ilişkindir. Yani Türkiye böyle tepki göstermeseydi, emin olabiliriz ki Fransızların büyük bir çoğunluğu böyle bir yasadan habersiz olacaktı.

Amerikan Senato ve Temsilciler Meclisi'nde ve komisyonlardaki Ermeni kararı tartışmalarının da Amerikan medyasına hemen hemen hiç yansımadığını da biliyoruz.

Mesele oy kaygısı olsaydı
Chirac'ın ve Fransız politikacılarının, tutumlarının ardında elbette "oy" kaygısı vardır. Ancak bu kaygı sadece o ülkede yaşayan Ermeni kökenli vatandaşların oylarına ilişkin değildir. Hesap öyle olsaydı, Müslüman ülkelerden gelen ve oy hakkı olan Fransız vatandaşlarının sayısının daha çok olduğu için bu hesabın başka türlü yapılması gerekirdi. Fransız, Amerikan ya da İngiliz siyasilerin böyle bir meselede ana "dalga"nın karşısında yer almaları mümkün değildir. Nasıl ki benzer durumlarda Türk siyasiler de yerleşmiş kanaatlere karşı duramıyorlarsa, onlar da kendi ülkelerindeki yerleşmiş kanaatlerle mücadele etmiyorlar. Karşıdaki "dalga" birkaç politikacıdan ibaret değildir, Batı kamuoylarının verdiği kesin "yargı"dır. Bu yargı da çok nettir ve 1915 olaylarının bir tehcirden çok soykırımına yakın bir kıyım olduğuna ilişkindir.

Kendilerini yargılıyorlar
Bu yargının bu kadar net biçimde oluşmasının nedenlerini tekrarlamaya, Türkiye'nin yaptığı yanlışları hatırlatmaya gerek yok, sonuç ortadadır: Batı kamuoyları kararlarını vermiş, konuyu kendi açılarından kapatmışlardır. Bu yargıyı değiştirmek uzun ince bir yolda yapılacak ayrıntılı ve akıllı çalışmalarla mümkündür. Bundan da kısa bir dönemde sonuç almayı kimse beklememelidir. Ama bu çalışma sabırla ve bugüne kadar uygulanan bütün yöntemler "unutularak" yapılmak zorundadır.

Bu mesele tartışıldığından beri Osmanlı ile Türkiye Cumhuriyeti arasındaki ayırımı yapabilmeleri için gereken çalışmayı bunca yıldır yapmamışız, bugün onların bu ayırımı kendiliklerinden yapmalarını bekliyoruz.

Fransa'nın Cezayir'de yaptığı katliamlarla ilgili anıt yapma, karar alma gibi icraatlarla Fransız kamuoyunu kazanmak da mümkün değildir. Fransa'nın Cezayir'de yaptıklarına karşı ilk ve büyük tepkiler, olayların sıcaklığı içinde yine Fransız vatandaşlarından gelmiştir. O dönemde Fransız devletini yönetenleri ve işkenceleri, katliamları uygulayanları Fransız kamu vicdanı çoktan mahkum etmiştir. Fransız TV'lerinde hâlâ "yargısız infaz" yapan Fransız subaylarını gösteren filmler oynamaktadır. Ermeni meselesiyle Cezayir meselesini eşleştirmek son derece yanlış bir "ikna" yöntemidir.

Batı kamuoyuna ne anlatacağımızı ve anlattıklarımızı nasıl destekleyeceğimizi bir an önce bulmak zorundayız.

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır