kapat

31.01.2001
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Superkupon
Magazin
Sabah Künye
Cumartesi Eki
Pazar Eki
Melodi
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2001
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Nokia
HAŞMET BABAOĞLU(hbabaoglu@sabah.com.tr )


Düşünmeden tartışmak...

Ben Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nin önündeki "Düşünen Adam" heykelini görüp, çocukluğunu endişeler içinde geçirmişlerdenim...

İnsan düşününce, öyle çok düşününce...

Parkın o yanından öteki yanındaki kapıya geçer; hastanenin ve "deliliğin" geniş bahçesinde kaybolup gider miydi?..

Sonra zaman geçti.

"İçi sıkılan adam"ın düşündüğünü sanan bir toplum olduğumuzu farkettim.

"Dertlerinden başını alamayan" adamın halini pek "düşünceli" buluyorduk!

Zamanla...

Bu ülkede "düşünme"nin başka tür bir delilik olduğunu öğrendim, yaşadım, hazmettim!

"Düşenin dostu yok"tu. Tamam!

Ama benim kuşağımdan çok insan gibi anladım ki, "düşünenin" de pek dostu olmuyordu...

Şimdi televizyonlardaki alkışlı tartışma programlarını izlerken açıkça dikkatimi çekiyor:

Biz düşünmeyi değil ama tartışmayı seviyoruz.

Bizim yerimize, "umumi arzu"ya uyan fikirler; teşhirci yorumlar, ezbere hayatlar sahneye çıkıyor...

Bizim yerimize, etkisi ve yetkisi yıllar içinde kanıtlanmış sloganlar çarpışıyor...

Çünkü bir kez bile kendimiz için, kendimize göre zihnimizde tartışmamışız!..

Bir kez bile kendimiz için düşünmemişiz.

Bir kez bile soruyu başkalarına değil de kendimize sormamışız...

Oysa biz... Biz ihtiyaç duymuyorsak düşünmeye ve tartışmaya...

O zaman dışarda kopardığımız bu gürültü kimin hayrına?

Düşünmenin; gerçekten düşünmenin tek yolu var:

Cesaret...
Öyle hemen siyasal, sosyal açıdan cesaret olarak bakmayın buna. (Doğru yanları varsa da yanıltıcı olabilir çünkü!)

Cesaret, yanıtsız kalabilmeyi göze almaktır.

Cesaret, yapayalnız bırakılmayı göze almaktır.

Bu öyle bir cesarettir ki, gösterişsiz olanı sevebilecek kadar başına buyruktur...

Gerçek düşünce bu cesaretten kalkarak yola koyulur.

Yani, önce alkışsız kalmaktan korkmayacağız...

Sonra alkış gelirse, sıcacık bir armağan gibi gelmeli.

Genç kız gerçekten aşık!
Şu sıralarda çok tutulan bir Beyoğlu cafe'sinin tenha saatleri...

Hemen yanıbaşıma bir gencecik bir çift oturuyor.

Masalar yan yana. Varlığımdan rahatsız olacaklarını sanıyorum.

Hayır, yanlarındaki masada birisinin oturduğunun farkında bile değiller.

Konuşacak çok şeyleri var besbelli.

Oğlan başlıyor. Dur durak bilmeden.

Heyecanla konuşuyor!
Gülüyor ve hemen ardından ağlamanın sınırına geliyor... Sürekli dalgalanıyor duyguları.

Fakat bir tek şeyden çok emin: Kızı sevdiğinden...

Bir aşığın ne söylemesi gerekiyorsa ona göre, hepsini söylüyor. Söylemesi gerektiğine inanıyor çünkü.

Belli ki, hiç okumamış o şairi!
Hani der ya şair; "İki kez aptalım ben: Sevdim ve sevdiğimi söyledim!"

Ne şanslı ki, hayatında bu tür bir tecrübenin henüz kıyısından bile geçmemiş.

Neyse...
Oğlan konuşuyor, kız ağzını açmadan saatler boyu dinliyor.

Ne garip!
Bakıyorum da, kızın aşkı oğlanınkinden çok daha kesin, tutkusu daha derin!..

Neden? Nereden çıkartıyorum?
Çünkü susuyor...

Çünkü duygularının gerçekliğindeki dehşet dilini bağlıyor.

Kadınlar konuşarak istiyorlar; talepkâr ve oyuncu bir edayla konuşarak istiyorlar.

Ama susarak aşık oluyorlar..

OKURKEN
Hızlı, farklı ve genç

Hakan Günday 24 yaşında. Rodos Adası'nda doğmuş, Brüksel ve Ankara'da okumuş genç bir romancı.

577 sayfalık kalın romanı OM Yayınları'ndan çıkalı birkaç ay oldu. Adı "Kinyas ve Kayra."

Bizim edebiyatımızda pek görülmeyen bir dünyayı anlatıyor Günday; üstelik alışık olmadığımız bir dil ve hızla...

Ama anlattığı serüvenin, duyguların, eylemlerin artık yabancısı değiliz. Bu bakımdan önemsiyorum "Kinyas ve Kayra"yı!

Bir Türk romancının 140'la giden bir arabanın direksiyonunun üzerine yatan bir kahramanı anlatmasını; İstanbul Laleli'den Afrika'da bir kente eveleyip gevelemeden uzanıvermesini önemsiyorum.

Adı Hakan Günday. Ama ABD'li bir "Kayıp Kuşak"yazarını okur gibi okumayı hiç hafife almıyorum.

Nasıl bir roman "Kinyas ve Kayra?"

Bilmem ki, romandan şu birkaç alıntı fikir verir mi?

* "Hayatımı diktiler, oysa yırtmak için çok uğraşmıştım."

* "Avrupalıların sosyal devlet dedikleri sistemleri, sokakta biri düştüğünde ambulans gelene kadar, yerde yatanın kendileri olmadığı için şükretmelerinden ibarettir."

* "Dünya üzerinde hayatları boyunca siyah giymeye karar vermiş milyonlarca kişi olmalı. Nedenler o kadar önemli değil. Nedenlerin değil, siyah rengin bir şekilde buluşturduğu insanlardık biz."

* "Belki de ben dünyadan daha hızlı döndüm. Hepsi bu!"

ALTYAZI
Bonnie: Böyle bitirmeyelim.

Brian: Her şeyin bitişi kötüdür. Yok, öyle değilse, bitmemiş demektir.

(Roger Donaldson'ın bir dönem gençler tarafından çok sevilen 1988 yapımı filmi Cocktail'den bir diyalog)

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır