


Yolsuzluk kültürü
Biliyorum; terminolojiye alışık olmayanlar yolsuzluk ve kültür kelimelerinin yan yana gelişini yadırgayacaklardır ama "kültür"ü geniş anlamıyla kullandığınızda, yolsuzluk olgusu bugün Türkiye kültürünün ayrılmaz bir parçasıdır.
Bu bakımdan Davos'ta açıklanan Price Waterhouse Coopers raporuna göre yolsuzluk sıralamasında dünya dördüncüsü olmamız ve vergilerimizin yüzde 36'sının hırsızlıklardan kaynaklandığı gerçeği bizi hiç şaşırtmıyor.
Çünkü Türkiye'deki kültür ortamı yolsuzluk, yalan, hırsızlık, zorbalık ve seviyesizlik üretiyor.
Çok acı ama ne yazık ki böyle.
Bir soru da şu:
Bugün yolsuzluktan yakınanların kaçı, eline imkân geçtiğinde yolsuzluk yapmaz acaba?
Milyonlarca yetişkin insandan hangisi kazancını, sözlerini, eylemlerini, insanlara davranışını vicdan süzgecinden geçiriyor, kendi kendisiyle hesaplaşıyor?
Düşünmekte yarar yok mu?
***
Toplumları yolsuzluktan, cinayetten, şiddetten koruyan şemsiye kültürdür.
New York ve Tokyo neredeyse aynı nüfusa sahip iki büyük metropoldür ama Tokyo'da New York'un onda biri kadar bile suç işlenmez. Çünkü insanların kültürü farklıdır.
Türkiye'yi yolsuzluk bataklığına sürükleyen temel sebep, bireylerin vahşi bir kapışma ortamı içinde tek tek "yırtmaya" çalışmaları ve çevresindekilerden "üstün" olma ihtirasıdır.
Türk insanı, toplu tepki vermeyi, çevresiyle, komşularıyla ve içinde bulunduğu sınıfla yükselmeyi bilmez.
Sınıf bilincine dayanan sol hareketlerin Türkiye örneğindeki başarısızlıklarının temel nedeni budur.
Çünkü bu toplumda sınıf bilinci gerçekten yoktur ve olmayacaktır.
İnsanlar toplu bir kurtuluşun değil, kişisel bir yükselmenin peşindedir; bir yolunu bulup "yırtmanın" ve çevresini ezmenin derdindedir.
***
Bunun nedenlerini sorarsanız; uzun bir analiz gerektirir derim.
Bu düşünceleri bir gazete yazısı boyutuna sıkıştırmak için zorlandığımın farkındasınız.
Ama hiç olmazsa satır başlarıyla fikirlerimizi aktaralım.
Bu topraklar yüzyıllar boyunca o kadar çok istilacı, akıncı ve zalim yönetim görmüştür ki, insanlarının tek tek paçayı kurtarıp, ayakta kalmaktan başka derdi olamamıştır hiç.
Romalılar, Haçlılar, Selçuklular, Osmanlılar, Moğollar Anadolu'yu birbiri ardına çiğnemiş ve yöre insanını güvensiz, korkak, canını kurtarmaktan başka bir şey düşünemeyen kişiler haline sokmuştur.
Anadolu sürekli bir savaş alanıdır.
İngiltere gibi, istilayı olanaksız kılan bir ada değildir burası.
Bu yüzden sürekli bir uygarlık kurup geliştirme şansı olmamış ve durmadan talan edilmiştir.
(Bugün yerimiz kalmadığı için dilerseniz yarın devam edelim.)