Benim çocukluğumda ailenin yaşlıları, gençlerle ilgili eleştirilerinde objektif olduklarını belirtmek için:
- Ben, derlerdi, bugün varım yarın yokum. Ama hayat sizler için devam edecek. Bu kafayla giderseniz büyük zorluklarla karşılaşırsınız.
Artık bizim kuşağın da bugünkü nüfusa oranı sadece yüzde 5. 21. Yüzyıl, bizim kuşağın yüzyılı değil pek...
Ne var ki insan; önümüzdeki 20-30 yılın, özellikle nüfusun 40 milyonunu oluşturan 30 yaşından küçük gençler için; bir hayli zor geçeceğini sezinledikçe, içini çekmekten alamıyor kendini...
21'inci yüzyılın ilk çeyreğinin, neden Türkiye'de yaşayanlar için zorlu bir dönem olacağına gelince...
Bizim siyasal egemenler, bir türlü saydamlaşmayı göze alamıyorlar. Örneğin, biten yüzyıl içinde Hazine arazilerinden ne kadarının kimler tarafından paylaşıldığı da açıklanamıyor; Devlet Bankaları'nca verilmiş, kredilerden ne kadarının geri dönmediği de; silah alımlarına kaç milyar dolar harcandığı da...
Bir de özeleştiriyi göze alamıyorlar. Hamasi bir afyonlanma içinde, Türklerin hiç hata yapmadığı pompalanıyor hep..
Zülfü Livaneli'nin dünkü yazısının başlığı "Procrastination hastalığı" idi.. Livaneli, bu hastalığın; "erteleme, geciktirme, yumurta kapıya gelmeden harekete geçmeme durumu" ile ilgili psikolojik bir sakatlık olduğunu açıkladıktan sonra; bizim toplumun da böyle bir hastalıkla malul olduğunu yazıyor ve şöyle diyordu:
"Mesela Ermeni sorununu ele alalım: 85 yıldır bu meseleyi çözmemişiz; unutmuşuz, yok etmişiz, üzerinde düşünmemişiz.
Şimdi mesele dünya parlamentolarına gelince apar topar önlem almaya, görüş ve politika oluşturmaya çalışıyoruz.
Ve tabii ki bu telaşlı çırpınışlar göze batıyor..."
Uluslararası danışmanlık şirketi Price Waterhouse Coopers da; Dünya Ekonomik Forumu'nun yapıldığı Davos'da; yönetimleri "gayrişeffaf" olan ülkelerin bir listesini yayınlanmış.. Yani "karanlık yönetimler"le yönetilen ülkelerin listesini..
Çin Halk Cumhuriyeti, Rusya ve Endonezya'dan sonra Türkiye 4'üncü sırada...
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin, Türkiye Cumhuriyeti'ni mahkum ettiği para cezalarının toplamı da 4 milyar doları bulmuş...
Güngör Uras da, dünkü yazısında; 19 Ocak 2001 tarihli Financial Times'in yayınladığı bir makalede; "Türkiye'nin çürümüş bir yolsuzluklar ülkesi" olduğundan söz edildiğini açıklıyordu.
Adı geçen makaleyi yazmış olanlardan biri, Dünya Bankası'nın Türkiye temsilcisi Ajay Chhibber; öteki de Dünya Bankası'nın Avrupa ve Orta Asya Bölümü'nden Sorumlu Başkan Yardımcısı Johannes Linn'di...
Ankara egemenlerinin Türkiye ile ilgili bütün bu saptama ve eleştirilere verdiği yanıt ise yüzyıldır hep aynıydı:
- Onların hepsi Türk düşmanı...
Kurthan Fişek'in dünkü yazısında ise kesip saklanacak korkunç bir liste vardı.
Fişek; 1905'den, 1999'a kadar öldürülmüş gazeteci ve yazarların adlarını; çalıştıkları gazete ve öldürüldükleri tarihlerle birlikte yayınlamıştı... Biten yüzyıl içinde 57 gazeteci ve yazarın hayatı kurşunlanarak sonuçlanmıştı Türkiye'de...
Yani ortalama yüz yıl boyunca; her 2 yılda, bir kalem sahibi kurşunlanarak öldürülmüştü..
Oldum bittim siyasal egemenler, hamaset afyonlamasıyla halk yığınlarını kendi büyüklükleri üstünde koşullandırmaya kalkmış olsalar da; Türkiye'nin 20'nci yüzyılı da rezalet bir fiyaskoyla ıskalamış ve "yaşam kalitesi" açısından Yunanistan'ın bile 65 basamak altında kalmış bulunması, ülkenin ne kadar kötü yönetilmiş olduğunu kanıtlıyordu.
Tek çıkış yolu, saydamlaşma ve Avrupa Birliği üyeliğiydi...
Ancak o da, epey zaman alacağa benziyordu...
Bizim kuşak; bugün varsa, yarın yoktu ama; insan yine de 30 yaşından küçük 40 milyon gencin yaşayacağı zor yılları düşünmeden edemiyordu.