kapat

31.01.2001
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Superkupon
Magazin
Sabah Künye
Cumartesi Eki
Pazar Eki
Melodi
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2001
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Nokia
GÜNGÖR MENGİ(gmengi@sabah.com.tr )


Akılcı intikam

Fransız Ulusal Meclisi'nin kabul ettiği Ermeni soykırımı yasasını Cumhurbaşkanı Jacques Chirac da imzaladı..

Artık ok yaydan çıkmıştır.

Türkiye'nin hedef olduğu düşmanlık çemberini kırmak için daha yaratıcı yollar bulmak zorundayız. Eleştirinin, uyarının, tehdidin hiç bir sonuç vermediğini gördük; bundan sonra verebileceğini de beklemeyelim.

Yargıtay Başkanı Sami Selçuk'un Chirac'a mektubu, aydın derinliği içinde yapılabilecek en ağır eleştiri ve suçlamanın ibretli bir örneğidir. Sami Selçuk mektubunda, Fransız meclisinin kendini tarih ve hukukun yerine koyarak, yerel bir seçimin oy hesaplarıyla bilime ve kültüre yönelik soykırım suçu işlediğini yazdı ve şunu sordu:

"Fransa, kendi yarattığı düşün dünyasını yadsıyacak etik bir çöküşün içinde midir?"

Fransız tarihinin soykırım sayfalarını hatırlatarak daha ağır şeyler de yazdı:

"Fransız Ulusal Meclisi'nin benimsediği metin, kendi tarihinde yaşanan bu üzücü sayfaların Fransızların bilinç altında yumaklaştırdığı suçluluk duygusuyla benim halkımı sanık sandalyesine oturtarak kendini rahatlatma çabasının bir ürünüdür."

Ama hiç bir şey Chirac'ı durduramadı.

Güçlü Türkiye, nasıl?.
Dışişleri Bakanı Cem, Batı Avrupa'da yabancı düşmanlığı, Türk ve Müslüman karşıtlığı ile beslenen bu oluşumun "post-modern faşizm" olduğunu savunuyor.

Doğru olabilir ama biz ne yapacağız?
Ekonomik alanda ve askeri ihalelerde uygulayacağımız misilleme tedbirleri, bu hayâsızlığını durdurmazsa, ortaya çıkacak Batı karşıtlığı ve içe kapanma tehlikesi, Türkiye'yi tecrit etmek isteyenlerin ekmeğine yağ sürmeyecek mi?

Böyle bir tehlike, Mesut Yılmaz'ın dediği gibi Türkiye'de rejimi güvenlik kaygıları ile özgürlük yolundan, yani çağdaşlaşmadan saptırmayacak mı?

Dışişleri Bakanı Cem, çarenin güçlü bir Türkiye yaratmak olduğunu söylüyor.

Haklı.. Ama "Güçlü Türkiye"yi nasıl tercüme edeceğiz?.

İntikamın onurlu yolu..
Dünyayı kendine düşman sayan, içine kapanarak kendi halkına ve dışa karşı sertleşen bir rejim, olsa olsa Saddam'ın Irak'ı kadar güçlü olabilir.

Böyle bir kadere razı olmak, kendi tarihimize ve geleceğimize ihanettir.

Türkiye'nin lâyık olduğu güç, üyeliğe girse de girmese de, alınsa da alınmasa da Avrupa Birliği normlarını yakalamış bir devlet ve toplum olmanın gücüdür.

"Dost ve müttefik" ülkelerin tarihe ve hukuka karşı suç işlemek pahasına Türkiye'ye haksızlık etmesinin intikamını almak, bizim yalnız hakkımız değil görevimizdir.

Haksızlığa karşı kabaran öfkemizle, intihar yöntemlerini bize intikam diye sunacak gerçek düşmanların tuzağına düşmeyelim.

İntikam almanın tek yolu, ekonomi ve demokrasi alanında güçlenmektir. Öteki tüm çareler ayrıntıdır.

Çünkü dünya beğensek de beğenmesek de ne yazık ki yalnız güçlüleri dinliyor.

Haklı olmak, kazanmak için yetmiyor.

Haklılar değil, güçlüler kazanıyor.

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır