|
|
Aşkların ömrü kısaldı
Gümüzde kısa dönemli aşklar, ömür boyu süren ilişkilerden daha çok rağbet görüyor. Çevremizdeki tüm olgular hızla değişirken, tutku, insan dünyasında giderek daha geniş bir yer kaplıyor
Diem, Psikiyatri ve Psikoterapi Merkezi kurucularından Uzman Psikoterapist Rebia Erdoğan Dirim, günümüzde aşkların kısa dönemli olmasının altında bir tür kopuş döneminin yattığını söylüyor. Dirim'e göre bu, insanın düşünce, duygu ve eylem dünyasında ortaya çıkan bir değişim süreci. Son yüzyılın yarısındaki hızlı teknolojik ilerleme, iletişim olanaklarının çoğalması, bilgi ve haberin eskisine oranla çok daha çabuk yayılmasının kişilerin dünyayı fark etmesinde katkıları büyük.
Bu katkıların olumlu dönüşümleri yanında sarsıcı etkilerinden de söz etmek gerektiğini belirten Dirim, "Dünya ve başka yaşamlar hakkında öğrendiklemiz ve kendimiz hakkında fark ettiklerimizi ve çevreyle ilişkilerimizi hızla değiştirmektedir," diyor.
Bu değişimler bir taraftan kişilere zenginlik katarken diğer taraftan kişinin ilişkilerde o güne kadar geliştirdiği alışkanlıklarından da yavaş yavaş vazgeçmesi gerçeği ortaya çıkıyor.
DEĞİŞİM KAYGISI
"Yeninin ne olduğunu bilmeyip, alıştığını durumu kaybetme koşuluyla karşılaştığımızda da ister istemez kaygı yaşarız" diyen Dirim, hiçbir şeyin sonsuza kadar sürmeyeceğini algıladığımızda kendi varoluşmuzun da mutlak olmadığını, yaşamın elimizden akıp gittiğini söylüyor.
Bu kaygı nedeniyle gerçekçi seçimler yapma şansını yitirip, sıkça hayal kırıklığına uğrayarak beklentimizi bir başka kişide arama alışkanlığını geliştiriyoruz.
Kendisi için yeterli olan kişiyi bulamayan erkek ya da kadın, kurumsallaşmış ilişkilerden giderek tat almaz hale geliyor. Bu yaşamı üretirken birlikte olmanın keyfini çıkarmak yerine yaşamdan beklentilerini karşısındaki kişide arama dürtüsü baskınlaşıyor ve kişiler kendilerine duydukları aşkı karşılarındaki kişide yaşayarak doyum sağlamaya çalışıyorlar.
Ancak karşılarındaki kişinin kafasında yaşadığıyla kendi beklentileri birbirine uymayınca, zorunlu ilişkilerin monotonluğu yeni arayışlar gündeme geliyor.
TAT ALAMAMA
Günlük yaşamın hızı, "sürekli değişim ve yenilenme" sinyalleri veriyor. Bu sinyalden güvence kavramı da payını alıyor. Şimdilerde "güvence"nin "kendin için yaşayabildiğini yaşa tüketebildiğini tüket" anlayışına neredeyse eşdeğer olduğuna dikkat çeken Psikoterapist Dirim, "Bireyin kafasındaki mekân anlayışı günümüzde çok genişledi.
Bu mekânda kendi kapladığı hacmin küçüklüğü ise ürkütücü boyutta. Fark edilen nesneye yetişebilme kaygısı günümüzde bu kadar yoğun yaşanırken erkek ya da kadın kurumsallaşmış ilişkilerden giderek tat alamamaya başladı," diyor.
TUTKUNUN YENİ ADI
Dirim'e göre, bu arayışların verdiği heyecana tutkunun yeni adı demek mümkün. Kişi, mekân içindeki küçüklüğünü fark ettikçe beyinsel yetersizliğini de fark ediyor.
Tıpkı, bebeklerin ilk gelişim döneminde her fark ettiğini mutlak sanması ve bir diğerini fak ettiğinde bir öncekiyle ilişkiyi unutması gibi bir süreç bu... Ancak bu durumun hep böyle gitmeyeceğini belirten Dirim, "Bebek nasıl belirli bir süreçten geçip yetişkinlik dönemine giriyorsa, insanlık ve yüklediği ilişkiler için de aynı durum geçerli," diyor.
Dirim'e göre, burada karşımıza iki sorun çıkıyor: Birincisi, kişi en son gerçeği fark ettiğinde, ilk terk ettiği gerçekle bağlantı kurabilecek mi? İkincisi, şayet bağlantı kurabilirse eylemsel bütünleşme nasıl olacak?
Dirim, sevginin kalıcılığının yaşamımızın ilk aşaması ve bugünkü aşamasını bütünleştirecek doğru soruları sorabilmeye bağlı olduğunu kaydediyor.
|
Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır
|