


Hastalıkları açıkça konuşmak
Kapalı toplumda sorunları dile getirmek de mümkün olamaz, tartışmak da büyük cesaret işidir. Şeffaf toplumda sorunların, hastalıkların açıkça konuşulmasıyla çözümler üretilir. Sorunlar yokmuş gibi yapılarak, çözüm arayışları ertelenerek hiç bir yere varılamayacağı ortadadır.
Ankara'nın alışkanlıklarından biri de bu "sürekli erteleme" kolaycılığıdır. Sorunlar biriktikçe bunalan idare, görmezden gelmeye, yokmuş gibi davranmaya çalışır. Hastalıkların söylenmesinden öncelikle siyasi iktidarlar hoşlanmaz. Birileri de aynı şeyleri tekrar tekrar söylemekten bıkarlar.
36 yıllık bir bürokrat olan Maliye Bakanlığı Hesap Uzmanları Kurulu Başkanı Abdullah Arslan'ın dün söyledikleri de bilinmeyen hastalıklar değil, Arslan'ın görev ve sorumluluğu dolayısıyla daha büyük ağırlık kazanıyor.
Bakana göre bürokrat
Siyasi iktidarların bürokrasiye bakış açılarının ve bürokrasiyle "oynama" tarzlarının yol açtığı tıkanmanın, devlet mekanizmalarının etkin biçimde çalışmasını engellediğini biliyoruz. Arslan da bunu söylüyor: "İktidarın her değiştiği dönemde (Kendi ekibimle çalışacağım) mantığı ile kamu idaresinin nitelikli ve saygın personeli kolayca harcanıyor. Hatta aynı iktidardaki bakan değişikliklerinde bürokrat değiştirme ve kendi ekibini kurma anlayışı var."
Sonuçta bürokrasi de siyasileşiyor, bürokratlar partilerin ya da siyasilerin "adamları" oluyor: "Sorunlara çözüm üretecek personel yerine, siyasilerin sorunlarını kolay çözecek bürokrat arayışının ağırlıkta olduğunu ne yazık ki görüyoruz. Senin partinin adamı benim partimin adamı..."
Halen yürürlükte olan Memurin Muhakematı Kanunu'nun bir türlü değiştirilemediği, dolayısıyla bir tür memur dokunulmazlığı düzeninin de hâlâ varlığını sürdürdüğünü biliyoruz. 36 yıllık bürokrat Arslan da bu sistemin sonuçta yolsuzlukları yaygınlaştırdığını açıkça söylüyor.
Vergi almama düzeni
Hesap Uzmanları Kurulu, devletin gelirlerini toplayabilmesi, vergilerini tahsil edebilmesini sağlamakla görevli, yetkileri ve sorumlulukları büyük bir kuruldur. Bu kurulun başındaki 36 yıllık bürokrat yine bildiğimiz gerçeği söylüyor: Mali idare ve kamu ne zaman başı sıkışsa çareyi hemen vergi kanunlarını değiştirmek, ek vergiler getirmek, mevcut mükelleflerin vergi yükünü artırmakta buluyor. Onun dışında çare üretemiyor."
Bunun karşı taraftaki yansıması "Aman yakalanma, bir kez yakalanırsan yakanı kurtaramazsın" mantığıdır. Yakalanmayan yine yakalanmamaktadır, "çünkü vergi etiği ve bilinci yerleşmemiştir, vergi idaresi ve vergi daireleri yetersizdir, vergi denetimi için altyapı kurulmamıştır."
Vergi bilincinin ve etiğinin yerleşmemesinin nedenini de kendi söylüyor: Vatandaş ödediği vergilerin hizmet olarak geri döneceğine inanmamakta, toplanan vergilerin nasıl harcandığını bilmemekte, yolsuzluklara kurban gidip gitmediğini tartışmaktadır... Bu kadar çok kuşku olunca, devletin "vergi etiği"ne güven oluşmayınca vatandaşın "vergi etiği" de oluşamıyor.
Yakalanan vergiyi verir, yakalanmayan da kurtulur ama sonunda yakalanan da bunalır ve "kaçmaya" çalışır. Bu sonucun bir nedenini daha, Arslan söylüyor: "Gelir ve kurumlar vergisi oranları çok yüksek. KDV oranları çok yüksek. Bu da fatura-fiş pazarlıklarıyla önemli bir kaçağa yol açıyor."
Bürokrasinin neden tıkandığını 36 yıllık bürokrat olarak anlatıyor. Vergi düzeninin neden işlemediğini en yetkili kurulun başındaki kişi olarak anlatıyor. Merkezden başlayan bir idare reformunun ve bunun gereği olan zihniyet reformunun yapılabilmesi için son zaman aralığını yaşamakta olduğumuzu Ankara'da "birilerinin" artık görmesi gerekiyor.