


Yaşamda sadelik düşüncede ihtişam!
Yüzyıllar boyunca büyük düşünürlerin, sanat ve bilim insanlarının ilkesi hep bu olmuştur: "Yaşamda sadelik, düşüncede ihtişam!"
Çünkü insanoğlu; sadece gövdesini beslemek, giydirmek ve ona zevk vermek için yaşayamaz. Bunlar da yaşamın içindedir ama gövdeyi abartmak ve yaşamın tek amacı haline getirmek tehlikelidir.
Bedensel zevklere adanmış yaşamların tatminsizliği ve mutsuzluğu kimsenin gözünden kaçmaz.
Hedonizmin en büyük çelişkisi, ölümün yoğunluğunu artırması ve yaşamla kontrastını ortaya çıkarmasıdır.
Eğer böyle olmasaydı insanoğlu, dostluk, dayanışma, paylaşma, merhamet gibi duygulara gerek duymazdı ki!
Bu yüzden "yaşamda sadelik, düşüncede ihtişam!" hiçbir zaman etkisini yitirmeyecek bir ilke.
***
Türkiye'de bazı çevreler son yıllarda bunun tam tersinin geçerli olduğunu sanma gafletine düştü.
Düşünce ve duygu dünyaları yerine, yaşamlarını ihtişama kavuşturma yarışına girdiler.
Milyonlarca kişi daha lüks araba, daha büyük villa, daha çok para, daha pahalı giysi, daha kalabalık koruma ordusu merakına düşerek yıllarını tüketti.
Yaşamda kavuşulan ihtişamın, diğer insanların gözünü kamaştırarak kendilerine büyük bir saygınlık sağlayacağını düşündüler.
Memur maaşıyla yaşaması gereken bürokratlar villalara, politikacılar dünya ölçeğinde servetlere kavuştular.
Ama bu servetler onlara saygınlık kazandırmadı; tam tersine itibarlarını yok etti.
Yıllar öncesinin azla yetinen evindeki eski püskü eşyadan utanmayan, çocuğunu daha pahalı okula gönderme yarışına girmeyen ve yaşamı manevi değerlerle zenginleştirmeye çalışan insanlar gitti; yerine bir sürü hırslı, değerbilmez, maceracı tipler türedi.
***
Şimdi Türkiye bir kabuk değiştirme sürecinde.
"Zamanın Ruhu" Türkiye'yi önüne katmış, sonbahar yaprağı gibi oradan oraya sürüklüyor.
Bunca yılın yolsuzluğu, siyasi nüfuz istismarı, dış politika yanlışları, kötü yönetimleri, ülkeyi uçurumun eşiğine getirdi.
Şimdi bedel ödeme zamanı.
Dünya Türkiye'yi kendisiyle yüzleşmeye, tarihini yeniden düşünmeye, çalışıp üretmeye, kazandığı kadar harcamaya, lüks çılgınlığından vazgeçmeye ve aşırı derecede bozmuş olduğu insanlık değerlerini yeniden kazanmaya, yerli yerine oturtmaya zorluyor.
Ahlak, dayanışma, kültür, moral ölçüler, dürüstlük, alçakgönüllük, yasalara saygı, nezaket gibi sürgüne gönderilmiş olan değerleri yeniden kazanmak zorundayız.
Bu yeni süreçte kaybedenler; hayatı hoyrat bir bilek güreşine çevirenler olacak.
Türkiye'nin güçlü çevreleri, dünyaya ve insanlık tarihine kafa tutmanın kefaretini ödüyor.
Keşke bu bedeli sadece onlar ödeseydi.
Ama ne yazık ki halk da ateşle imtihan ediliyor: Bu insanları seçip, başının üstünde taşımış olmanın ezici ağırlığını hissediyor.
Çünkü her aldanışın sonu acıdır.