kapat

23.01.2001
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Superkupon
Magazin
Sabah Künye
Cumartesi Eki
Pazar Eki
Melodi
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2001
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Nokia
RUHAT MENGİ(rmengi@sabah.com.tr )


Dormen neyi tartışıyor?

Sanatçı olmak öncelikle ince bir ruh gerektirir. Bu ince ruh ise aslında öncelikle nezaket, zerafet demektir, kıskançlık gibi ilkel duygulardan arınabilmek demektir.

Haldun Dormen geçen yıl aldığı Devlet Sanatçısı payesinden utandığını söylemiş. İlginç.. Ama asıl ilginç olan neden utandığı açıklamasının kendisini içermemesi.. Şöyle diyor;

"Ayten Gökçer'e Bedia Muvahhit'ten, Dilek Türker'e Suna Pekuysal'dan önce Devlet Sanatçısı deniyorsa bu işte bir yanlışlık vardır. Buradan çıkan sonuç Devlet Sanatçılığının herkese dağıtılıyor olması. Bu unvan verilirken gözetilmesi gereken kriter o kişinin sanata yaptığı katkı olmalı. Dolayısıyla kim daha çok sanat üretmişse öncelikle onore edilmeyi o haketmiştir."

Haldun Dormen bu konuşmayı bir tartışma başlatmak için yapmışsa bunu başarmış sayılır, zira sözlerinde o kadar çok hata ve haksızlık var ki...

Önce şunu soralım; Sayın Dormen, Ayten Gökçer ve Bedia Muvahhit'in ne zaman "Devlet Sanatçısı" unvanı aldığını biliyor mu acaba?

Her ikisi de 1987 yılında almışlar. Bir kere bu noktadan başlarsak konuşma ilk cümlesinden itibaren yersiz ve yanlış. Şimdi son cümleyi alalım "Kim daha çok sanat üretmişse.." diyor. Yani "quality" veya "quantity" tartışması. Kalite mi önemli, sayı mı? Sanatta elbette kalite önemlidir ve hele devlet sanatçılığında kriter o meslek dalının, meslekteki kalitesi nedeniyle "en başarılısı, en iyisi" olmalıdır. Buna özellikle, sadece yöresel değil evrensel bir başarı kazanmış olması da eklenmelidir. Başarılarıyla ülkesine yurtdışında da katkıda bulunmuş sanatçı...

Ayrıca devlet sanatçılığı yaşa, kıdeme veya sahneye çıkma sayısına göre değil, yıllar boyu toplumun hayranlığını toplayan, farklı bir başarıyı elde eden üstün yeteneğe göre verilmeli.. Ki bunlara göre ressam Mehmet Güleryüz'ün açtığı davadaki haklılık su yüzüne çıkacak ve yakın bir gelecekte bir çok Devlet Sanatçısının(!) unvanı zaten geri alınacaktır.

Dormen, Dilek Türker'in Suna Pekuysal'dan önce Devlet Sanatçısı yapılmasını tartışabilir, en azından bu karşılaştırmada haklıdır denebilir ama "Ayten Gökçer'e Bedia Muvahhit'ten önce ödül verildi" sözlerinden sonra "önüne gelene dağıtılıyor" diyemez.

Türkiye'ye gelmiş geçmiş en başarılı tiyatro ve müzikal sanatçılarından biri olan ve sanata 40 yılını vermiş Ayten Gökçer devlet sanatçılığı unvanını bileğinin hakkıyla aldığı gibi bunun üzerine bir de Leyla Gencer ve Aydın Gün'le birlikte dönemin cumhurbaşkanından altın madalya almış bir sanatçıdır. 1966 yılından başlayarak hemen her yıl bir bağımsız kuruluş tarafından "En İyi Sanatçı" seçilmiş, 1996'da Kültür Bakanlığı Üstün Hizmet Ödülü almış bir sanatçıdır.

Fransa, İtalya, Almanya, Yugoslavya, Yunanistan, neredeyse tüm Avrupa ülkelerinde oynadığı oyunlardan, müzikallerden sonra, Türk düşmanı tanınan gazetelerin bile övgüyle sözettiği bir sanatçıdır. Aslında "Kiss Me Kate'den başlayıp "My Fair Lady", "Kaktüs Çiçeği", "Bağdat Hatun", "7 Kocalı Hürmüz", "Maria Callas"la devam ederek, aylarca, yıllarca kapalı gişe oynadığı çok sayıda eseri sayıp dökerek onu anlatmak, Avrupalı eleştirmenlerin onun için söylediklerini yazmak ve bu sözlerin haksızlığını ortaya koymak mümkün ama gereksiz.

Ayten Gökçer Türk Tiyatrosu'nun başarısı tartışılmaz ustalarından biridir. Gerçek anlamda, evrensel anlamda en güzel müzikaller, bir çok tiyatro eseri onun başrolleriyle oynanmıştır tiyatromuzda.

Haldun Dormen onun sanatçılığını (veya devlet sanatçılığını) başkalarıyla kıyaslamaya başladığı anda kendisinin sanatçılığı (veya devlet sanatçılığı) da tartışılmaya başlanır ki, bu oldukça uzun sürecek bir tartışma olur.

Bu nedenle Haldun Dormen'in konuşması bence de "talihsiz bir açıklama"dır. Bir yanlış anlaşılma olduğunu ve bu hatayı kısa süre içinde düzelteceğini umuyorum.

Protesto çözüm değil!
Bu iş öyle malları boykot etmekle, üniversitelerden Fransızca eğitimini kaldırmakla, bayrak yakmakla olmaz. İtalya'nın Apo'yu saklaması olayında ticari boykotun yararları görüldü, şimdi de bir ölçüde bu yapılabilir belki diye düşünenler olabilir ama, bir yıldan uzun zamandır sadece bu köşede benim on kez yazdığım ve şimdi de açıkça anlaşıldığı gibi yakında 'Ermeni soykırımı' konusunu İngiltere tartışacak. Sonra Almanya.. ABD ve diğer ülkeler.

Hepsine mi boykot uygulayacağız?

İngilizce eğitimi de mi kaldıracağız?

Onların bayraklarını da mı sırayla yakacağız?

Bunu yapamayacağımıza göre sadece yapabileceklerimize kafa yormak zorundayız. Zaman çok dar.

Dışişleri Bakanlığı ile Kültür Bakanlığı'nın, üniversitelerin ortak çalışmasıyla yapılacak uluslararası konferanslarda, TV programlarında arşivlerdeki rakamlar, Türk, Alman ve İngiliz kaynaklarına göre Ermeni olayları açıklanmalı. Saptırılmış bilgiler düzeltilmeli. Kâmuran Gürün İlter Türkmen, Gündüz Aktan gibi konuyu iyi bilen diplomatlar konuşturulmalı.

Bir vatandaş olarak duymak istiyorum;

"Fransa dışındaki ülkelerde bugüne kadar hangi çalışmalar yapıldı?"

Ve Sayın İsmail Cem'e soruyorum;

"Halâ ne bekliyoruz Sayın Bakan?"

Avrupa'nın en iyi oteli
Eskiden ara sıra sizlere gidilebilecek güzel restoranları, otelleri yazardık. Siyasi olaylar, yolsuzluklar, çözümlenemeyen sorunlardan başımızı kaşıyamaz hale geldiğimiz için artık vakit ve ortam bulamıyoruz.

Ocak ayı içinde, Avrupa'nın en iyi oteli seçilen Ğki yüzlerce ünlü otel arasında ne büyük başarıdır- Four Seasons Hotel'e ve Beyoğlu'ndaki, aylardır methini duyduğum Şarabi'ye gittim.

Sultanahmet Cezaevi Binası'ndan otele dönüştürülen Four Seasons bugüne kadar yerli ve uluslararası turizm, gurme dergileri ile kuruluşları tarafından bir çok ödül kazanmış ve şimdi de Amerika'nın önde gelen seyahat dergilerinden Conde Nast Traveler'ın 2 bin okuyucusu tarafından Avrupa'nın en iyi oteli seçilmiş.

Mutlaka gidip görmelisiniz. Mesela eğer İstanbul'daysanız bir hafta sonu ailece gezmeye gidebilirsiniz. Tabii restoranını da denerseniz, lezzetini ve sunumunu asla unutamayacağınız yemeklerini tatmış olacaksınız. Ama bunu yapmasanız bile oteli dolaşarak terasından Sultanahmet ve Ayasofya Camileri'nin manzarasını görün. Hele gece, insana böylesine ulvi duygular veren eşsiz bir manzaraya kolay rastlanamaz. Türkiye'de böyle bir otelin bulunması bir gurur olmanın ötesinde turizm açısından da çok büyük kazanç. Eğer değerlendirebiliyorsak tabii..

Şarabi İstiklal Caddesi'nde, Balık Pazarı'na yakın bir yerde küçük bir mahzen-restoran. Özelliği, hemen bütün restoranlarımızda olduğu gibi sadece masabaşında oturup evinizdekinden farksız bir şekilde yemek yiyor olmamanız. Şarabi'ye gidiyorsanız, kısa süre sonra "Garsons Show" başlayacağından en geç 20.30'da orada bulunmanız gerekiyor. Garson kılığında, genç opera sanatçılarının size yemek servisi yaparken tanınmış aryalar söyledikleri, Cats, Phantom Of The Opera, Carmen gibi ünlü operalardan bölümler oynadıkları neşeli bir show..

Bugüne kadar Türkiye'de denenmemiş, benzeri görülmemiş bir gösteri (Bu arada Turkuaz'ı unutmuyorum, onlar yıllardır sahnede aryalar söylüyorlar ve çok da iyiler..) Şarabi'den çıkıp da beğenmedim, eğlenmedim demek mümkün değil.

Fırsat bulursanız (yer de fırsat kadar zor bulunuyor, en az 10 gün önce yer ayırtmak gerekiyor.) görün, çok beğeneceksiniz!

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır