kapat

23.01.2001
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Superkupon
Magazin
Sabah Künye
Cumartesi Eki
Pazar Eki
Melodi
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2001
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Nokia
HINCAL ULUÇ(uluch@sabah.com.tr )


"Benim Cadillac Şahin marka.."

Pazartesi sabahı sendromu, bilimsel adı.. İnsanın en keyifsiz olduğu saatlermiş.. Kalp krizlerinin en yoğun Pazartesi sabahlarına rastlaması bir tesadüf değil, bazı tıp uzmanlarına göre.. Pazartesi sabahı belirtisi dedikleri şey, bünyenin bu ruhsal olumsuz durumu..

Ben de pek keyifli sayılmazdım dün.. İşe kent ortasından geçen ana arterden değil, biraz uzatma pahasına Boğaz yolundan geliyoruz. Ama o dünya güzeli Boğaz da cazip gelmiyor pazartesi sabahı bana..

Sonra birden güldüm.. Kırmızıda durmuşuz. Önde bir taksi var.. Tipik taksi.. Şahin.. 34 VHS 70.. Bu Şahinlerin bagaj kapaklarının tam ortasında yuvarlak bir arma vardır.. Laci.. Ortasında da beyaz bir T harfi.. Tofaş..

Bunda o arma yok.. Ne var?..

Cadillac arması.. Tofaş'ın T'si sökülmüş, yerine Cadillac arması konmuş..

"Benim Gadillah, Şahin marha" dedim içimden, yıllar öncesine giderek..

Hani Timur Selçuk'la konsere gitmiştik, 1970'de Adana'ya Modern Folk Üçlüsü ile..

O zaman Adana'nın zenginleri henüz İstanbul'a taşınmamış, Adana'da yaşıyor.. İstanbul'dan böyle ünlüler geldi mi, onları evde içkiye, yemeğe davet etmek de, sosyetik oluyor, entel oluyor.. Bizi de davet ettilerdi tabii..

İki şey öğrendik..

Orada "Ne içersin" dediklerinde bu "Ne marka viski içersin" demek.. Sakın boş bulunup, konyak, votka falan dememeli imişiz..

"Senin araban ne marka" dendiğinde de, soru aslında "Senin Cadillac'ın modeli ne" anlamına gelirmiş.. Cadillac'tan aşağısına araba denmediği için.. O yıllarda dünya üzerinde metre kareye en çok Cadillac düşen dünya kentinin Adana olması bundan.. Çukurova'dan pamuğu kaldıran, Cadillac'ın modelini yeniliyor.. Eskisi de daha fakir(!) birine satılıyor..

"Senin gadillah ne marha?.."

Şimdi THS 70, Şahin'in üzerine niye Cadillac arması koymuş, onu düşünmeye başladım..

Özenti mi?..

Hayır, olamaz.. O olumsuz düşünce olur. Ben olumsuz düşünceyi sevmem..

Adam arabasını Cadillac gibi görüyor, ona bir Cadillaca gösterilen özeni gösteriyor olmalı..

"Her ingilizin evi, kendisinin şatosudur" derler, ingilizler.. Onun gibi..

Ya da.. Hani yazmıştım.. İçindeki biberlerin acısı tüm tencereye vurmuş, zehir gibi olmuştu biber dolmaları, Kilis'te.. İlkokula giderken.. İki gün kimse el sürmemişti dolmalara.. Sonra bir gün, ağabeyimle okuldan gelmiştik ki, anneme ev işlerinde yardım eden Zaho bacı avlunun bir köşesine oturmuş, dolma tenceresini sağına, yoğurt çanağını soluna koymuş.. Dolmayı eline alıyor, yoğurda daldırıyor, şöyle bir döndürüyor ve sonra ağzına götürürken, kendi kendine konuşuyor..

"Aha bu baklaviya.. Aha bu künefe.."

Ağzı öyle bir şapırdıyor, yüzü öyle bir keyifle doluyor ki, gözden yaş getirecek kadar zehir gibi dolma değil, sahiden baklava yediğini sanırsınız..

Zaho bacının yanına oturduk ağbimle.. Elle daldık dolmalara.. Yoğurda daldırıp daldırıp.. Tencerenin dibi göründüğünde acı biberden salya sümüktük ama, muhteşem bir yemek yemiştik..

Zaho bacı büyük bir ders vermişti bize..

Önemli olan bizim niyetimiz, bizim bakış açımız, bizim kabulleneşimizdi..

THS 70 için, o Şahin bir Cadillactı işte.. Kimbilir belki onun da bir Zaho bacısı vardı, çocukken..

Ercan'ın ani freni ile sarsılınca, hayallerimden uyandım..

Gene kırmızıda durmuştuk. Önümüzde gene bir Şahin taksi vardı..

34 TES 51!..

Ve Tofaş'ın T'sini o da sökmüştü.. O armanın olması gereken yerde şimdi kıvrak kıvrak "Range Rover" yazıyordu..

Herkesin mi Zaho bacısı vardı bu dünyada yahu..

Yoksa..

Taksi şöförleri arasında Tofaş'ın T'sini söküp, yerine pahalı armalar koyma modası mı?..

FIKRA
Cemal rüyasını anlatıyor,

-Rüyamda çıplak ayakla yürüyen ayağıma çivi batıyor.

Temel,

-Niye çıplak ayakla yatıyorsun, pabuçla yatsana.

Fast Seks!..

Önce fast food çıktı.. Hızlı yiyecek.. Sonra bankacılık hızlandı.. Fast bank.. Şimdi Amerika'da anketler gösteriyor ki, yaygın olan fast seks..

"Faster!../Daha hızlı" diye bir kitap yazan James Gleick, hayatın giderek nasıl hızlandığını anlatıyor.

Amerikalılar sekse günde ortalama dört dakika ayırıyorlarmış..

Anketlerde hemen herkes "En favori etkinliğim seks" derken, görülen sonuç, haftada bir defa ve yarım saat.. Yani günde 4 dakika..

"Seninle bir dakika" diyen Semiha Yankı, meğer bugünleri işaret ediyormuş, 1974'te..

Hızlanan sadece seks değil..

Roman okumuyor, filmini bekliyormuşuz mesela..

Bütün bunların sebebi, daha çok şey yapma, daha çok para kazanma arzusu..

Bedeli de, geceleri tükenmiş kadar yorgunluk ve aldatılmışlık duyusu..

Peki bu hızlanmanın sonu ne?..

Sonu görünmeye başladı bile..

Japonya'da bir restoran müşterilere hesabı, ne yediklerine bakarak değil, içerde kaç dakika kaldıklarını ölçerek vermeye başlamış bile..

Gleick "Hızı sevmek insanların doğasında var. Ama bazan durup, gülleri koklamak da çok güzeldir" diyor..

TRT'nin arması mı önemli, işlevi mi?..

Kristof Kolomb'un yumurtasını bilirsiniz değil mi?..

Yumurtayı dikine durdurma üzerine iddiaya girmişler.. Birisi becerememiş, öteki, tokuşturur gibi "Tık" diye vurmuş yumurtanın tepesini masaya.. Hafif kırılınca, çevirmiş kırığın üstüne yumurtayı ve dengelemiş..

"Böylesini ben de yapardım" diyince başarısız olan, "Yapsaydın" yanıtını almış, becerenden..

TRT'nin amblemi bir tartışma yarattı ki, sormayın.. En son ülke grafikerleri girdi devreye "Bunu biz de yapardık" diye..

Kristof Kolomb'un iskeleti bile kalmadı ama yumurtası hep var..

İnsanların alıştığı birşey değiştirdiniz mi, tepki almanız kesindir.. TRT bugüne dek kaç kez logo değiştirdi ise, o kadar tepki aldı her defasında.. Ama her defasında, baştan fena halde itiraz ettiğimize alıştık, bu defa onu değiştirdiklerinde kıyamet kopardık..

TRT'nin yeni logosu bence fevkalade şirin.. Renkli TV'nin logosunun rengarenk olması doğal.. Bu renklerin herbirinin bir anlam taşıması da normal.. Logolar simgelerdir. Üzerlerindeki herşey bir şeyi simgeler..

Renkleri sarı- lacivert olan Fener'in rozetinde yeşil ve kırmızı renklerin ne işi var?.. Çünkü bu renkler o rozete, renk olsun diye konmamış.. Anlamı olsun diye konmuş..

Bu şirin logoya bugün tepki gösterilmesi ne kadar doğalsa, yarın fena halde benimsenmesi de o kadar normal olacak?..

Peki bütün bunları bile bile medyanın bir kaşık suda fırtına koparması ne?..

Bu da bizim medya.. O da doğal ve o da normal..

Peki o zaman ben bu yazıyı niye yazıyorum?..

Şunun için yazıyorum..

Tartışılması gereken TRT'nin logosu değil, ne yaptığı, ne yapmaya çalıştığı..

Bunu tartışan yok bu ülkede..

Bir Sevgili Üstadım Atilla İlhan'ı okuyorum Cumhuriyet'te.. Bir de Sevgili Yılmaz Karakoyunlu ağabeyimi okuyorum, bizde.. Hepsi o..

Oysa durum çok ciddi.. Ciddi ciddi tartışılmalı TRT'nin işlevi ve yolu..

Yeni yıla Müslüm Gürses'le giren TRT, aslında çok önemli bir düşünce değişikliği içinde olduğunun işaretini verdi..

TRT, özel TV'lerle reyting yarışının içine girmeye karar vermişti..

Şimdi tartışılması gereken bu..

TRT, özel TV'lerle reyting yarışı içinde mi olmalı?.. Yoksa, kaliteyi sonuna dek korumalı mı?..

TRT, halkın vergileri ile yaşayan bir kurum. Bu ülkenin tek ödenekli televizyonu.. O zaman halka karşı sorumlu..

Peki halkın parası ile yaşayan kurumun işlevi, halk neyi istiyorsa onu vermek mi?. Yoksa, halkı belli bir düzeye yükseltecek yayınları, daha az izlenmeyi göze alarak sürdürmeli mi?..

Bunu aslında Meclis tartışmalı.. TRT Yönetim Kurulu tartışmalı.. Medya tartışmalı.. Hem de çok yoğun tartışmalı ki, bir kamuoyu oluşsun ve TRT'yi bugün yönetenlerin önüne bir "Başarı" kıstası konsun..

Bu kıstas reyting mi olacak, yoksa yayınların düzeyi mi?..

Ancak o zaman TRT, yöneticilerinin keyfi kararları ile yönlenmekten kurtulur, kurumda yönetim görevlerine gelenler, ellerindeki ölçüye göre yayınları düzenler, biz de onları bu ölçü içinde yargılama hakkı ve şansına sahip oluruz..

Açılması gereken tartışma budur..

Logo değil..

Ben görüşlerimi yarın anlatacağım..

SEVDİĞİM LAFLAR
Dünya görmek

istediğin değişiklik sen olmalısın!..

Mahatma Gandhi

Latife mi bunlar?..

Latife latif gerek demiş eskiler..

Bütün Türkiye, deniz Akkaya'nın gazeteciliğini tartışıyor ya.. Gerçekten büyük bir keyifle okuduğum iki yazar, olaya mizahi açıdan yaklaştılar..

İşte dedikleri:

"Deniz Akkaya eline kalaşnikof aldı, otuz gazetede enaz üç sütuna.

Manken-yazar eline kalem aldığında da gündemi kapladığına göre, demek ki ELİNE NE ALSA çıkıyor!.."

Latifenin yazarı, Bekir Coşkun.

"Şöyle Deniz Akkaya bizim gazeteye de gelse, toplantı salonuna girse, bir iki yazar abi ve amcayı ziyaret etse..

Deniz Akkaya ablam, sen yeter ki yaz, biz de seni seyredelim icabında.. BİR GÜN BEN DE SİZİ ZİYARETİME BEKLERİM!"

Bu latifenin sahibi de Sina Koloğlu..

BİZİM DUVAR
Baykal Faziletli Gül'e hizip yardımı yapmayı teklif etmiş. Haksızlık etmiş. Bu imkandan herkes yararlanmalı. En güzeli dershane açsın. 10 derste hizip. 20 derste barajın altında kalış.

Hakan&Utku

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır