Bizde siyaset, tedbirsiz insanların yangın ve deprem anlarındaki ilkel refleksleri ile çalışıyor.
Yumurta kapıya dayanınca günü kurtaran çareler üretme mantığı ile çalışan bir sistemin neye toslayacağı, nerede çuvallayacağı belli olmaz.
Bu kafa daima kötü sürprizlere mahkumdur.
O zaman gelsin "panik mevzuatı"..
Fazilet Partisi'nin kapatılması tehlikesini göğüslemek amacıyla hazırlanan Anayasa değişikliği, panik mevzuatı yaratma alışkanlığının uç örneğidir.
Evet, parti kapatma kararının ne sonuçlar yaratacağı belli olmaz. Ara seçimden erken genel seçime kadar türlü dertler açabilir başımıza.
İstikrar tehlikeye atılmasın ama demokrasinin geleceğini, irticanın asla mevcut olmadığını öğrendiğimiz merhametine teslim etmek çare midir?
Anayasa Mahkemesi'nde parti kapatma kararlarının ancak üçte iki çoğunlukla alınması yönünde meclis komisyonunda oluşturulan karar, böyle bir teslimiyetin sorumsuzluğu değil mi?
Bu değişiklik meclisten yeterli oyu alıp kesinleştiği takdirde, hak etse bile Türkiye'de parti kapatmak imkansız denecek kadar zor olacaktır. Anayasa Mahkemesi'ne güven kaybolacak ve laik rejimi korumaya yönelik hassasiyetler bu boşluğu doldurmak konusunda kışkırtmaya daha açık hale gelecektir.
Anayasa Mahkemesi Başkanı Bumin, itirazını belli etmiştir.
Sezer'in de aynı görüşte olduğu, meclisten geçse bile Anayasa değişikliğini halk oyuna sunma eğiliminde olduğu basına yansımıştır.
Cumhurbaşkanı'nın kamuoyundaki etkisi hesaba katıldığı zaman bu "panik tedbiri"nin milletten geri döneceğini tahmin etmek zor değildir.
Yani tedbir Fazilet Partisi'ni kurtarmayacak, sadece iktidarı, hatta meclisi yaralayacaktır.
Koalisyon liderlerinin, Anayasa değişikliği teklifini askıya almaları çok yerinde olmuştur.
Siyaset, kumar oynamaya kalkmasın.
Özgür ve güvenli bir gelecek için halkın neleri feda edebileceğini test etmeyi göze alanların akibeti sadece yenilgi olur!
İki yol..
Maliye Bakanlığı Hesap Uzmanları Kurulu Başkanı Abdullah Arslan'ın önerilerini yalnız polisler, savcılar değil, asıl temiz toplumun hukuki güvencelerini oluşturmakla görevli siyasetçiler okusun..
Yolsuzluk soruşturmalarındaki yaklaşımlar "Kızını dövmeyen dizini döver" atasözünü hatırlatıyor.
Abdullah Arslan "Olaylara polis devleti mantığı ile bakmamak lazım" diyor.
Yani temiz toplum hedefine mutlaka ilerlemek, ama insan haysiyetini tahrip eden hoyratlıklardan sakınmak..
Ve temiz bir geleceği hukuk devleti alt yapısı ile kurumlaştırmak..
Örneğin siyasilerin yanısıra bürokratların da dokunulmazlık zırhını kaldırmak.. Bankaları içi boşaldıktan sonra değil, izin verirken ve işlemleri sırasında takip etmek.. Kamu görevlilerinin mal bildirimlerini periyodik olarak karşılaştırmak, tapu kayıtlarını ve bankadaki hesaplarını izlemek..
Yıllar önce Türkiye'yi ziyaret eden İtalyan Temiz Eller savcılarının da önerdiği tedbirlerdi bunlar. Aklın yolu birdir..
Ya aklın yolu ya da yolsuzluk!
Nihayet öğrendik mi acaba?...