|
|
OKAY GÖNENSİN(ogonensin@sabah.com.tr
)
|
  
Ankara'da neler oluyor?
Yolsuzluklar konusunda Türk kamuoyunun kulaklarının iyice dikilmesi 1994 yılı sonunda ANAP-DYP savaşının tırmanmasıyla başladı. İki taraf birbirini kıyasıya hırpalarken herşey suçlama konusu oluyor, iki tarafın liderleri birbirlerini Yüce Divan'a götürebilmek için herşeyi deniyorlardı. Sorun merkez sağda liderlik sorunuydu.
İki taraf da birbirini öldüremedi, yok edemedi. Ama 1995 seçimlerinde ikisi de küçüldü, 1999 seçimlerinde biraz daha küçüldüler. Bu savaşın siyasi sonucu Refah Partisi'nin büyümesi oldu. Moral sonucu ise kamuoyunun, siyasi kadroların "kirliliği"ne olan inancının kökleşmesiydi.
Egebank olayıyla başlayan "hesap sorma" döneminin kamuyounda büyük bir destek görmesinin nedeni bu birikim ve bunca yaygın iddiaya rağmen "yukarının hiç kımıldamaması"ydı. Nihayet "devlet" kımıldadı, kamuoyu memnun oldu. Derinlerde kalmış bir umut yeniden yeşerdi: Türkiye temiz toplum, temiz devlete doğru ilerlemeye başladı.
Yeni bir dönem
Susurluk kazası birtakım karanlık ilişkileri ortaya çıkarmış olmasına rağmen, bu olayların soruşturması, gelmiş bir noktada tıkanmıştı. İlk kez soruşturmalar herhangi bir "nokta"ya takılmadan ilerleyebiliyor. En yukardan birilerinin yeğeni, yakını, dostu olmak kimseye bir avantaj sağlamıyor. Eskiden sağlardı, bugün sağlamıyor.
En yakın örneğimiz İtalya'daki "temiz eller" dönemidir. Orada da bizdekilere benzer "çocukluk hastalıkları" yaşandı, ama belli bir süre içinde herşey yoluna girdi. Yöntem ve üslup sorunlarının çözülmesi, gereksiz teşhir sıkıntılarının yaratılmaması, yargı süreçlerinin hızlandırılması sağlandığı zaman, yani kuruyla yaşın çabuk ayırdedilmesi sağlandığı zaman daha umut verici bir aşamaya geçilmiş olacaktır.
Hedef büyütmek
Sanık ya da suçlu psikolojisinde değişmez bir mantık vardır: "Ne kadar çok ve yukardan insanı yanıma çekersem ucuz kurtulma ihtimalim o kadar artar." Amaç olayın daha da karışması, içinden zor çıkılır hale getirilmesidir. Böyle dönemlerde bir de "bulanık su avcıları" kafalarını çıkartır ve çeşitli hesaplarla, düşmanlıklarla, siyasi güdülerle "adam harcatma" faaliyetlerine girişirler. Amaç, gerçek bir temizlik değil, "fırsattan istifade" bazı kişilerin "kellesini" almaktır. Bunun benzeri olaylar onlarca, yüzlerce defa yaşanmıştır. Ve bunların sonucu hep "gerçek temizliğin" yapılamaması ya da gecikmesi olmuştur.
Siyasi sahip
Soruşturmalar ilerlerken Ankara'dan, sanki bu gelişmelerin siyasi sahibi yokmuş gibi bir hava yansımaktadır. Böylece oluşan bulutlu ve tedirgin havada siyasi senaryolar ortalığa saçılmış durumdadır. En çok konuşulan senaryo da, soruşturmaların yönlendirilmesiyle hükümetin içindeki bazı bakanların yıpranıp çekilecekleri ve yerine yine üç parti destekli ama "teknokrat ağırlıklı" bir hükümetin kurulacağı şeklindedir.
Başbakan Ecevit'in "Askere oynama heveslileri" diye nitelediği çevrelerin belli "hareketlenme" içinde olduğunu da yine Başbakan'ın sözlerinden çıkarabiliriz.
Temizlenme şart ama
Siyasilerin siyaset yapma üslupları bütün siyaseti zedelemiştir. Bunun çözümü ise siyasetin yok edilmesi olamaz, ancak siyaset tarzının ve anlayışının yenilenmesi olabilir. Bazı siyasilerin kirlenmiş olması da bütün siyasetin kirlenmesi değildir.
Türkiye'nin temiz topluma yönelmesi, başka hesaplara kurban edilemeyecek kadar önemlidir. Hukuk devletinin ve demokrasinin bütün kurumlarıyla işlemesi için bu temizlenme şarttır, ama hukuk devletinin ilkeleri içinde ve hiç bir siyasi çıkara alet edilmeden.
|
 |
Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır
|