


Sevmek mi, kullanmak mı?
Genç adam arkadaşına heyecanla soruyor: "Ahmet nasıl?"
O sırada yarım dönerli söylemek için kalabalığın içinde kaybolan garsonu gözleriyle arayan arkadaşı, "Ahmet" adını işitince irkiliyor. Önce susup, sonra dudağını bükerek "Ayrıldı!" diyor.
Öteki meraklı: "Neden yahu?"
Yanıt sakin ve kararlı: "Valla, zaten Necla'nın sevgisini kullandı o!"
Ben "kullanma" sözcüğüne takılıp kalıyorum.
Ne içtiğim limonatanın tadı, ne de çift kaşarlı tostum. Aklım "sevgiyi kullanmak"ta...
Onlar ise konuştuklarına bütünüyle normal muamelesi yapıp başka bir konuya atlıyorlar.
Ne rastlantı!
Yan masamdaki kız, mekânı kendi halinde sandviç büfesi olmaktan çıkartıp restoran havasına sokan arkadaşına "Biliyor musun, Ayşe nişanı atmış!" demez mi?..
Havalı sarışın sigarasından bir soluk çekip soruyor; "Hani çok seviyorlardı birbirlerini?"
Öteki yanıtlıyor: "Hıııh! Ayşe bu! Çocuğu daha fazla kullanamayacağını anlayınca..."
***
Caddeye çıkınca düşüncelere dalıyorum.
"Kullanma" sözünün üzerinde belki bu kadar durmamalı. Bu sözcüğün itici içeriğine belki çok takılmamalı.
Bu kadar mı kötüler?
Bu kadar mı çıkarcılar?
Sanmam.
Sıkıntı başka bir yerden kaynaklanıyor: Günümüzün gençleri gerçeği söylemekte çok zorlanıyor.
Aşk edebiyatı dolu dizgin koşturup aşkı bile ardında toz duman içinde bırakmasa gerçeği söyleyecekler: Sevme beni, baştan çıkart!
Böyle diyecekler birbirlerine...
Erkekle kadının her biraraya gelişine "kapıp da kaçan varmış gibi" aşk adı konulmasa, söyleyecekler gerçeği: Sevme beni, birlikte eğlenelim!
Bunları söyleseler; ne çirkin ne güzel görülecek...
Açığa dökebilseler gerçek arzularını, kalpler bu kadar kırılmayacak belki...
Peki, aşkın bir suçu var mı bunda?
Hayır.
Aşk, kendi rızası alınmaksızın her türden cinsel eylemin köpüğü; her ilişkinin kimlik kartı; her eğlencenin mezesi yapıldığı için zaten kırgın...
Aşkın boynu bükük, bir kenara çekilmiş sırasını bekliyor....
Sanki herkes yanlış yazılmış bir senaryonun figüranı... Hele gençler!
Film kapalı gişe oynuyor ama oynayanlar arasında filmi beğenen tek kişi yok...
ŞUT
Bu basın toplantısını unutalım!
"Şirkete cellat alınacaktır!"Mehmet Demirkol Radikal'deki yazısına bu başlığı atmış.
Serdar Bilgili'nin basın toplantısından sonra ortaya çıkan durumun tatsızlığını bir futbol yorumcusu, bir spor gazetecisi ancak böyle bir espriyle savuşturabilir...
Ne dedi Bilgili: "Gazete sayfalarında değil, İnönü'de asılmaya hazırız."
Haydaaa...
Beşiktaş şirket olacaktı.
"Şirketleşme yoluyla Avrupa'nın beşinci büyük kulübü olacaktı..."
Kulüp ve taraftarlar yeni bir vizyonun çevresinde el ele verecekti...
Caktı, cektı... Sonra...
İş geldi İnönü'de sahanın ortasına kurulmuş idam sehpasında kilitlendi...
Olacak şey mi?
Yarın öbürgün işler biraz kötü giderse ve tribünler yönetime protestosunu en ağır biçimde yöneltirse, söylenecek söz kalacak mı?
Taraftar cellat mı?
Futbol bu!
Biz şiddet kalksın, kavga bitsin istiyoruz; Bilgili "idam"dan söz ediyor!
Gerçekten olacak şey mi?
Fakat burada biraz duralım...
Başkan Bilgili heyecanını ve öfkesini dizginlemeden konuşmuş olabilir. Biz daha sakin kafayla olayın öteki yüzüne de bakalım.
Geçen bir ay içinde patlak veren olaylara baktığımda Beşiktaş yönetiminin doğru tercihler yaptığını görüyorum.
Herkesin eleştirdiği "neşter" var ya! Bence o da doğruydu...
"Neşter" bugünün ufak tefek rahatsızlıkları için değil, yıllardır süren sorunları çözmek için vurulacaktı...
Garip olan şu; Beşiktaş yönetimi doğru tercihler yaptı ama bunları hep yanlış biçimde sundu ve uygulamaya kalktı...
Sonunda ne neşterin neşterliği kaldı; ne de operasyonlar operasyona benzedi.
Bunda medyanın suçu yok!
Bir kulübün başkanı "neşteri vuracağız" derse, medyanın hastalığın nerede olduğunu araştırmasında ne yanlış var? Üstelik basın öğrenmek için öyle uzun boylu araştırmak zorunda bile kalmadı! Gerçekler ortadaydı...
İyi bilirim; Seba yönetimi de medyadan yakınırdı. Çünkü Beşiktaş'ın medya ile hep sıkıntısı olmuştur. Bunda medyanın Beşiktaş'a zaman zaman "uzak" ve "duyarsız" kalışının payı vardır. Doğrudur bu, iyi bilirim...
Ama son olayların yarattığı ağır atmosferi, suçu medyaya yükleyerek dağıtmaya kalkmak yanlış. Üstelik tehlikeli bir strateji...
Bence en iyisi Bilgili'nin İstanbul'da yaptığı basın toplantısını unutmak...
Hele şu idamını tribünlerin kararına ve infazına bıraktığı anlamı taşıyan ifadesini...
Unutalım ki, Beşiktaş arkasına bakmadan yoluna devam etsin.