Bu yazının özeti yok! Zaten içiçe geçmiş o kadar öykü var ki... Birkaç satırla özetlemeye zorlamak hem öykülere, hem de adı geçenlere saygısızlık olurdu...
Hemen hemen her hafta bir dostu uğurlar olduk Teşvikiye Camii'nden..
Yaşar Kemal, geçen Cuma, yoğun bakımdaki Thilda'sını bir an için bırakıp Necati Cumalı'nın cenazesine gelmişti.. Daha doğrusu gelebilmişti!
Çünkü, çok yorgun ve bitkin görünüyordu, haftalardır, yarım asırlık eşinin "son nefese" doğru gittiğini biliyordu.. Herşeye rağmen metanetini koruyor, bir romancı duygusuyla Thilda'nın ayağa kalkabileceğini söylüyordu..
"Dün akşam ilk kez tepki verdi, bana gülümsedi" dedi..
Cumalı'nın cenazesinden sonra, Livaneli'nin odasına geçtik..
"Bütün Türkiye cenazedeydi" diyerek yakın dostlarından Necati Cumalı'nın vefayla uğurlanmasının hoşnutluğunu dile getirdi.. Tam bir hafta sonra, yine aynı saatte, aynı camiden, eşini, "Bütün Türkiye"nin uğurlayacağını bilmeden..
Evet, dün "Bütün Türkiye" Thilda'ya vedaya, Yaşar Ağabey'e sarılmaya gelmişti Teşvikiye Camii'ne..
Sahiden, dün avluda görüp yaşadıklarım Türkiye'ydi aslında..
Her rengiyle Türkiye..
Yazarıyla, politikacısıyla, tuhaflıklarıyla, çelişkileriyle, tecellisiyle..
Evet, tecellisiyle..
Çünkü, aynı avluda müthiş bir yaşam ve ölüm hikayesi olan "genç bir adam" daha uğurlanıyordu.. Thilda Kemal'le yanyana duran tabutunun ardında, genç adamın yakınları gözyaşı döküyordu.. Sessiz, sedasız..
Adı, Kerim Hakan Erbük'tü.. Çetin Altan'ın kayınbiraderiydi..
Geçen hafta, Amsterdam'da, bir "kör bıçak" darbesiyle öldürülmüş ve 15 yıl önce ayrıldığı ülkesine "cansız" dönebilmişti.
Cenazesi, bir tesadüf ki Thilda Kemal'la aynı anda kaldırılıyordu..
Şimdi sıkı durun..
Öykü içinde öykü, tuhaf bir rastlantı ve hazin bir son anlatmak istiyorum size..
Kerim Hakan, işgal yılları İstanbul'unda, Kuvva-yı Milliye destekli yazılarıyla bilinen gazeteci İbrahim Kenan'ın torunuydu aslında..
İbrahim Kenan, İngiliz işbirlikçileri, Osmanlı'yı yedi düvele satmaya hazır devlet büyükleri ve yolsuzluklara, uğursuzluklara bulaşanların aleyhine zehir zemberek makaleler kaleme alıyor ve yönetimin dikkatini çekiyordu 1921 İstanbul'unda..
Efkar-ı Umumi gazetesinde çıkan son yazısı şu satırlarla bitmişti....
"Beyler harekete geçmenin tam sırası.. Böyle durulmaz artık!"
"Son yazı"dan iki gün sonra, Kadıköy Kurbağalıdere'de, bir "Kuvva-yı Milliye" toplantısına katılır İbrahim Kenan.. Toplantı dönüşü alışverişini yapmış, evine doğru yola koyulmuştur.. Tam evine varmak üzeredir ki Kurbağalıdere Köprüsü altında karayağız genç bir adam çıkar karşısına..
Adam, çıkarır tabancasını belinden İbrahim Kenan'ın yanıbaşına sokulup kalbine sıkar kurşunu. Oracıkta yığılır İbrahim Kenan..
Ve soruşturma, kovuşturmadan sonra, eşi Seniha Hanım'a haber verilir::
"Gel, kocanın cesedini al!"
İşin gerçeği, bir kaç zaman sonra anlaşılır.
Devlet-i Muazzama içindeki "derin'' devlet, İbrahim Kenan'ın infazına karar vermiş, tetikçi olarak da Kenan'ın evine ''hizmetli'' olarak gelip giden hanımın genç oğlu tutulmuştur.
Aradan 80 yıl geçer..
İbrahim Kenan'ın torunu Kerim Hakan, Amserdam'dadır.. Asker kaçağı sayıldığı için, yıllar var ki ülkesine gelememiş, kendine yepyeni bir dünya kurmuştur..
Bu süre içinde yakınlarıyla da doğru dürüst bir haberleşmesi olmamış, ülkeden ülkeye, kentten kente dolaşıp durmuştur.. Bu arada evlenmiş bir de kızı olmuştur..
Derken, 10 gün önce, ablası Solmaz Kamuran'ı arar Kerim Hakan. (Safiye Sultan'ın çevirmeni, Kiraze'nin yazarı, Çetin Altan'ın eşi..)
Son çıkan aftan yararlanabileceğini, artık dolaşmaktan yorulduğunu, Türkiye'ye gelmek istediğini söyler..
Aile sevinçlidir.. Yıllardır, görüp konuşamadıkları kardeşlerinin gelecek olmasına çok sevinmişler, aftan yararlanması için avukatlarla görüşmelere dahi başlamışlardır bile..
Bu arada biletler alınmıştır.
Tamam, Kerim Hakan, bir hafta içinde İstanbul'dadır..
Ve üç gün sonra.. Amsterdam'dan bir telefon daha alır Solmaz Kamuran..
Ama bu kez arayan, kardeşi değil, Amsterdam polisidir..
"Gelin kardeşinizin cesedini alın"
Solmaz Kamuran, yığılmıştır olduğu yere..
Hafızasından, Kerim Hakan'ın tüm yaşamı geçer, ele avuca sığmaz hali, yetenekleri, zekası.. Ve üç gün önceki son konuşma, ailenin sevinci vs..
Sonra iş anlaşılır, Kerim Hakan, Amsterdam'da, İstanbul'daki yakınlarına alacağı hediyeler için alışverişe çıkmış, bitiminde de akşam saatlerinde, eve dönmek üzereyken Surinam kökenli iki sokak serserisi tarafından öldürülmüştür.. Saldırganlar, Kerim Hakan'ın cüzdanını ve değerli buldukları neyi varsa almak istemiş, karşı koyulması üzerine genç adamın kalbine bıçağı saplamışlardır..